Bir gece aniden kaburgalarımın tam ortasına bir his yerleşiyor. Öyle ağır, öyle sancılı bir his ki seyretmeye doyamadığım istasyonlar, kıyıya vuran dalgalar, uçuşan kuşlar, mavi gök, sevdiğim bütün manzaralar anlamsızlaşıyor.
Bir gece aniden kaburgalarımın tam ortasına bir his yerleşiyor. Öyle ağır, öyle sancılı bir his ki seyretmeye doyamadığım istasyonlar, kıyıya vuran dalgalar, uçuşan kuşlar, mavi gök, sevdiğim bütün manzaralar anlamsızlaşıyor.
Ailelerin çocuklarında en çok görmek istedikleri özelliklerden birisidir özgüvenli olmaları. Öyle ki bir çok aile sırf bu özgüveni nasıl sağlayacağını bilmediği için hatalı uygulamalarıyla çocuklarını şımarık ve bencil yaptılar. Oysa
Günaydın,Korkma, bir sabaha daha benimle uyanmadın.Ellerim dün gece yine duvarları yumrukladı,Ama korkma, yıkılmadım.Tüm yokluğuna rağmen bak, sapasağlam ayaktayım.Birkaç şişe devirdim,Birkaç şişeden daha fazlası belki,Kan çanağı gözlerim net göremiyor artık geleceğimi,Ya
Yaktım, yıktım bak tüm varlığımızı,Bir ağustosun ortasında kuru ayazlara esaret ruhum,Oysa halledebilirdim her şeyi ellerin ellerimdeyken,Oysa sevebilirdim seni, güneş doğmayı, kuşlar uçmayı unutmuşken… Olmadı, olduramadım.Aklımı yitirdim!Yüzyıllık enkâzından kurtulmaya çalışırken aklımı
23:12 Bu sefer farklı bir şey yapmak geldi içimden, size hayali fantezik bir hikaye dünyasından bahsetmektense, kendi dünyamdan bahsetmek istiyorum izninizle. Bir kaç gündür kendime oyalanacak bir şeyler arıyordum, 15
Sahi, hiç böyle hayal etmemiştim ilk gününü ölümün. Oysa her gece bilmem kaç kere girmiştim o tabutların içine, bilmem kaç kere örtülmüştü bedenim toprakla. Birkaç çiçek gelirdi başıma, birkaç damla
“Ve bir gün siyah olan hayatıma gökkuşağı çizeceğim.”
“Ve ben yalnızca sana filizlenip, yalnızca sana çiçek açacağım.”
En sevdiğim şarkı sadece dört dakikaydı ve bizim son anımızda...
Memleketsiz bir yaşam türküsü tutturmuş dudaklarım. Ne kadar kayıp, yıkık, dökük şehir varsa orayı mesken bilmiş kalbim kendine. İki ölümün arasında kalmışım, sesimi silmiş dört bir yanımda yankılanan ölüm çığlıkları.Bir
Hayal kurmak hepimizin çocukluğumuzdan itibaren severek yaptığı ve çoğunu da gerçek kıldığımız bir serüven. Peki neden bazı hayallerimiz çok kolay gerçekleşirken bazıları da gerçekten ‘’hayal’’ olarak kalıyor? Ya da tam
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşamamasının önündeki engeli bulmuş durumdayım. Atalarımız! “Çocuklar büyükleri örnek alırlar” önermesi doğru ise ki doğru olduğu hep söylenir durur öyle ise, daha çook uzun
Yükleme doz ders içeren, günlük dörder saatlik uykuyla geçen üç yoğun günden sonra uçakta sızarım galiba derken Kemal Sayar’ın Olmak cesareti kitabından alınan aşağıdaki sözler aklıma bazı yaşanmışlıkları getirerek beynimi
Beraber susabileceğin biri olmalı hayatında. Başını omzuna koyup, aynı noktaya bakmanın huzuru kaplamalı benliğini. İnsan kalabalığından, şehrin gürültüsünden arınmalı, dipsiz kuyulara inmeli belki; tek hamleyle çıkmalı o kör kuyulardan sonra.
Bir okyanusun ortasını mesken seçersin kendine, sana attığım her kulacın adı ölüm olur.
Bilmem kaç şehir kokunu aldı, bilmem kaç şehirde, kaç rüzgar okşadı saçlarını. Sen tam boğazından geçerken İstanbul’un, ben serzenişler biriktiriyordum kursağımda. Sen denize kıyısı olan bir şehirde selamlarken sabahı, ben
Biz neyi aramaya geldik? Aşkı mı? Doğruluğu mu? -Aşk için bugüne kadar hata yapmadık mı? Bilerek kötü insan olmadık mı aşkımız için! -Ya da sırf doğru insan olabilmek için aşkı