Gökyüzünde Nehirler Var bence Elif Şafak’ın en etkileyici kitaplarından biri olmuş. Kitabı okurken klasik bir roman okuyormuş gibi hissetmedim; sanki birbirine görünmez bağlarla bağlı hayatların, zamanların ve duyguların içinde dolaşıyormuşum gibi
Gökyüzünde Nehirler Var bence Elif Şafak’ın en etkileyici kitaplarından biri olmuş. Kitabı okurken klasik bir roman okuyormuş gibi hissetmedim; sanki birbirine görünmez bağlarla bağlı hayatların, zamanların ve duyguların içinde dolaşıyormuşum gibi
Romantik lunapark oyuncağı;Ben önde prensim arkada romantik bir anda…Elimi uzatıyorum, elimi tutuyor.Gitmeyeyim diye… atım hızlanıp kaçmasın diye…Sanki hızlanmak ya da kaçmak mümkünmüş gibi.At, direk ile sabitlenmiş yere ve tavana!Atlıkarınca, romantik
Bu kitabı okuduktan sonra fark ettiğim ilk şey, hayatımda değiştirmek istediğim birçok şeyin aslında düşündüğüm kadar büyük olmadığıydı. Daha önce hep motivasyon arayan, “yarından itibaren başlayacağım” diyen biri olarak, değişimin
1947 yılında, Bregenz’de dünyaya geldi.Savaşın hemen sonrasıydı. Avrupa hâlâ yorgundu, şehirler hâlâ suskundu. Ama onun hikâyesi, o günle başlamadı aslında. Çok daha önce, göç yollarında, kaybedilmiş yurtların hatırasında başlamıştı. Kırım
Hayat bazen hiç beklemediğimiz anlarda yavaşlar. Kalabalığın ortasında, bir iş gününün tam ortasında ya da akşam sessizliğinde… Bir an gelir, zihnimiz bulunduğumuz yerden kopar ve bizi yıllar öncesine, çocukluğumuza götürür.
Her şey yolundaydı. En azından ben öyle sanıyordum. İşimde ilerliyordum, arkadaş ortamım keyifliydi, rutinlerim oturmuştu. Sabahları isteksiz uyanmıyordum, akşamları “bugün de boşa geçti” hissi yoktu. Hayat, kendi akışında dengeli bir
Bazen insanın zihni geçmişte takılı kalır. Bir söz, bir karar, bir an… Keşke farklı davransaydım dediğimiz birçok an vardır. İnsan doğası gereği yaşadığı olayları tekrar tekrar düşünür, alternatif senaryolar kurar.
Tesadüfler bile bir araya getirmeyecek yollarımızı. Hiç karşılaşmayacağız belki de aynı caddede yürüsek de. Şehirler girecek aramıza, uzun taş kaldırımlı sokaklar… Bir sabah sen başka bir semtin fırınından ekmek alacaksın,
36 yıldan fazla olmuş. Temmuz ayıydı. “15 tatilde” ve yaz tatilinde köye giderdik biz. Ramazan da yaza denk gelmişti. “Ben de tutacağım oruç. Beni de kaldırın gece. Ben de sahur
Başlıktan ve görselden anlaşılacağı üzere 17 yıl önce düştüğüm kuyuya tekrar düştüm ben ve şimdilerde oldukça beğeni alan bir kitap uyarlamasına kaptırdım. Aldım klavyeyi önüme ve bana ne hissettirdiğini yazdım.
Modern Türk edebiyatında sessizce çıkardığım bir eser var: Beni Taşıyamazdın. Kaleme aldığım bu roman, sadece bir kitap değil; aynı zamanda duygusal bir yolculuk. Peki, bu eseri diğerlerinden ayıran nedir? Bu
Bu kelimenin çıkış noktası olarak hep ruh ve kişilik ile ilgili olduğunu düşünmüştüm.Oysa kelime anlamı; hastalıklı hücreleri, bozuklukları mikroskobik düzeyde inceleyerek, görünmeyeni görünür kılarak kanseri tespit etmeye çalışan derin bir
Tarih,zamanın kaydı değildir sadece.Zamanın eleğidir. Her an geçer,ama her an kalmaz. Dün tarih değildir.On yıl önceki dün,evet. Çünkü tarih,yaşanmış olana değiltaşınabilmiş olana bakar. Sen orada olsan da olmasan dakendi yolunu
Geçmişe dönüp baktığında içini ısıtan anılar, o eski günlerin huzuru, değil mi? Eskiye özlem duyulan durumlar hayatımızın her anında karşımıza çıkıyor. Bir koku, bir melodi ya da eski bir fotoğraf
Para üzerine düşünürken, bir noktada şunu fark ettim: Parayı ne kadar çok tanımlamaya çalışırsam, o kadar eksik kalıyor. Çünkü para tek başına bir anlam taşımıyor. Ona anlam yükleyen şey, hayatın
Şevket Süreyya’nın çok bilinen kitabıdır “Suyu Arayan Adam.” Yazar, kendi hayat hikâyesinde geçen yüzyılın Türk aydınını yansıtır aslında. Ve kitabın tamamını okuyunca, tüm olayı ilk sayfadaki küçük bir anekdot içinde
Kırmızı Gelincik ya da Gül …Açtı Polatlı’nın kırlarındaİdil diye anlatılan masalsı bir hikâyenin içinde.Bir şiirdeki ilk mısrada kırmızı bir gül .“Kırmızı bir güle aşık oldu bülbül.” Ama bülbül, gördüğünü gül
Yamaçlı Köyü ilk görev yerimdi. Beş yıl kaldım o köyde. Etrafı dağlarla kuşatılmış şirin bir köydü. Dağların tepelerinde hiç ağaç yoktu, eteklerinde de ara ara dikenli, bodur çalılar vardı sadece.
Paletimdeki tüm kelimeler küflenmiş Hormonlu zaten bu mevsimdekiler. Hayatın paletinde hiçbir cümle beyaz değil, suni daltonizm ışık hızıyla akıyor geçmişe ait kadim dırdırların merkezine. Sözcük paletleri baştan sona travmatik vaka.
Son zamanlarda etrafıma baktığımda herkesin bir acele hâlinde olduğunu fark ediyorum. Sanki görünmez bir düdük çalmış ve hepimiz aynı anda koşmaya başlamışız gibi. Kendimize bile yetişemediğimiz bu hızda, günün en