Kırmızı Gelincik ya da Gül …Açtı Polatlı’nın kırlarındaİdil diye anlatılan masalsı bir hikâyenin içinde.Bir şiirdeki ilk mısrada kırmızı bir gül .“Kırmızı bir güle aşık oldu bülbül.” Ama bülbül, gördüğünü gül
Kırmızı Gelincik ya da Gül …Açtı Polatlı’nın kırlarındaİdil diye anlatılan masalsı bir hikâyenin içinde.Bir şiirdeki ilk mısrada kırmızı bir gül .“Kırmızı bir güle aşık oldu bülbül.” Ama bülbül, gördüğünü gül
Duvarlar nefes almıyor burada,Taşın rengiyle susturulmuş günler.Adımlar ritim tutuyor —Bir pişmanlık kadar aynı,Bir özür kadar geç. Gözler, duvarın ötesinde bir ışığı hatırlıyor.Küçücük bir sarı parıltı, belki mavi gökyüzü,Bir kelebek, minik
İnsanın anlam arayışı Ya da anlaşılma savaşı Geçip gittiğimiz bu yolda Uğrak verdiğimiz dünya Gördüğümüz sadece bir rüya Bazen düşüyormuş gibi hissettiren Kendine getiren, gerçekliğe götüren Böyle böyle fark ettiren
Yürüyorsunuz nereye gittiğinizi bilmesenizde, ayaklarınız götürüyor sizi bir yere. Korkuyorsunuz bilinmezliğin bilgisinden belki de bildiğinizi görmekten Biraz hüzün var içinizde geçmişten gelen ama geçmeyen dışarda kendini belli etmeyen ama içerde
Düşünün varsınız ama yoksunuz Farkedilmeyen sizsiniz Belki de fark etmeyen Karda yürüyorsunuz ama Dönüp baktığınızda ayak iziniz yok Kaybolmuşsunuz Tam o an bir his Kafanızı kaldırıyorsunuz Etrafa bakıyorsunuz Peki ne
Hani şikayet ederdin, sevmezdin Hani hep eleştirir, değiş derdin ya Çocuk gibi bulurdun bir tarafımı beğenmezdin, büyü derdin Hatta bunun için kavga ederdik Sırf bunun için terk ettin ya beni
Demek şimdi gidiyorsun Yazdığımız şiir öyle yarım kalacak Demek şimdi gidi yorsun Sonunda bizi de çökertti bu kancık zer ze le O nasıl gidişti be Bir cenaze matemi sarmış evin
Bugün yedi yüz otuzuncu günü sensizliğiminHer gününde yine, yeniden ölümün kıyısından geçtiğimBeklentimin bittiği, umutlarımın son damlasını da tükettiğimBir ihtimal vardı bana bıraktığın oda senden vazgeçmekBu yedi yüz otuzuncu günün son
Düşlemek, en olanaksızı düşlemek benimkisi Her şeyi unutarak, durmadan hayal kurmak Gözlerini kapatıp bulutlarda yürümek Yıldızları avuçlayıp üfleyerek, baştan sona kaybolmak Sonsuzluğu düşlemek, hiç bitmeyen hikayeler yaratıp kaybolmak içinde Ütopik
Ne kadar da kolaydı senin içinSadece bir kelime döküldü dudaklarındanBitti dedin ve gittin, hiç düşünmedinBen ne olurum, ne yaparım sensizNasihat gibiydi son sözün,Unut dedin! sanki çok kolaymış gibi Dinledim sözünü….Unut
Sokaklar, gülüşünden ardakalan bölgedir Sokaklar, sigaramdan düşen silik gölgedir Sokaklar, ruhunca mühürlü belgedir Bakışlarının tefsiri çocuk düşleridir Sen yanımdayken aramızdaki uçurum… Sevgili, neydi yaramızdaki son durum… Sıkılmış yumruklar duvarları örseler
Dağlarda sürerim zevki sefayı Şehrin muhabbeti desen palavra Kızıl dudaklarda buldum cefayı Mabudum Tanrı gönlüm camii, havra Dağlar, kara sevda mavzer sesi inceden Muhabbet beşer yalanı inanan alıktır Onun dili
Nehrin dizginine tutunmuş zindanlar Benim duam olan gözlerinden ne anlar Hangi rüya, hakikat oluşunu yalanlar Zindanın defterine not düştüm gözlerini Kelepçeli asırlar geliyor sağdan soldan Dolunayda zindanlar dumanlı dört yoldan
Gri bulutlar biteviye yalnızlar Öyküsü bir adamın niye sızlar Levhada, duvarda her yerde varsın Gerçeğe zırh kuşandırıp lisana sarsın En nihayetinde sende bir eşisin parsın Yeni yetme ve hicran dolu
Ey zamanı düşlerime sığdıran kadınBana bakarken ruhum sonsuza yakınKılıç gözlerin bakışların ise kınBeni yaşamaz kılıp öldüren akın… Bir eliyle diğerini ısıtan yalnızlıkBeni anıları unutmak için yıkBir türkü ol söylen sarhoş
Bir yıl daha geçti senden uzakta Geçti bir ilkbahar, bir yaz Geldi sonunda hüzün mevsimi Sararan yaprak misali gençliğim Savrulup gidiyor ömrümden Gel benim sana ihtiyacım var Şimdi hüzün yağmurları
Zor dostum zor, Bu ülkede iyiliği, doğruluğu ve güzelliği anlatabilmek çok zor, Çünkü hepimiz en iyisini biliyoruz, her şeyi biliyoruz Gün geçtikçe daha da zor oluyor… *** Zor dostum zor,
Dört bir yanına çiçekler açtıranTüm hücrelerine usulca sızanDuru su misali topraklarınaSakin ve sessizce gelen Yetmezmiş gibi zamansız gelişiGitmek isterGiderHasreti aşar gidişiDelice çağlar Sesiz olmaz gidişiNe koparabilirse götürürKoparır çiçeklerini,dallarını kırarKarışır topraklarınaDağıtır
Hergün sabah 6’da uyanıyorum, Bunalıyorum, boğuluyorum kendimi dışarı atıyorum, Sen tabii ki bunu bilmiyorsun… Parktaki çay bahçesi açıktır herhalde, oraya gidiyorum, Uyumam gerek aslında bu saatte kendime kızıyorum, Parkta tüm
İstanbul’u dinliyorum gözlerim açık Kusura bakma Orhan Veli Bu zamanda kapatamazsın gözlerini O zamanların İstanbul’u ancak mısralarda *** Trafiğin sesi geliyor uzaklardan Silahlar patlıyor şehrin kenar mahallelerinde Kadınlar şiddetin kıskacında