Yamaçlı Köyü ilk görev yerimdi. Beş yıl kaldım o köyde. Etrafı dağlarla kuşatılmış şirin bir köydü. Dağların tepelerinde hiç ağaç yoktu, eteklerinde de ara ara dikenli, bodur çalılar vardı sadece.
Yamaçlı Köyü ilk görev yerimdi. Beş yıl kaldım o köyde. Etrafı dağlarla kuşatılmış şirin bir köydü. Dağların tepelerinde hiç ağaç yoktu, eteklerinde de ara ara dikenli, bodur çalılar vardı sadece.
Geçmişe dönüp baktığında içini ısıtan anılar, o eski günlerin huzuru, değil mi? Eskiye özlem duyulan durumlar hayatımızın her anında karşımıza çıkıyor. Bir koku, bir melodi ya da eski bir fotoğraf
Geçenlerde Ayşe Kulin’in Aşk romanını okudum. Mevlânâ ile Şems’in ilk karşılaşmalarını anlatırken hissettirdiği o “ezelden tanışıklık” duygusu öyle derin geldi ki, kitap elimdeyken uzun süre düşündüm. Hiç tanımadığımız birini görüp
Pierre Franckh’ın Rezonans Kanunu kitabını okurken kendimi sık sık durup düşünürken buldum. Daha ilk sayfalarda, hayatımızda karşılaştığımız şeylerin tesadüf olmadığını, aslında içimizden yaydığımız titreşimlerin bir yansıması olduğunu anlatması beni etkiledi. Çünkü çoğu
Bir zamanlar tanrılar gökten iner, insanlar onlara adaklar sunardı. Şimdi o tanrılar yok ama ritüellerimiz sürüyor. Yalnızca biçim değiştirdiler. Artık kurbanlarımız zaman, enerji ve dikkat. Her gün ekran başında geçirdiğimiz
Modern Türk edebiyatında sessizce çıkardığım bir eser var: Beni Taşıyamazdın. Kaleme aldığım bu roman, sadece bir kitap değil; aynı zamanda duygusal bir yolculuk. Peki, bu eseri diğerlerinden ayıran nedir? Bu
Yaklaşık 100 yıl kadar önceydi. Yunan ordusu Ege Bölgesi’ni işgal etmiş, Fransızlar Adana–Antep hattına asker yığmış, İtalyan askerleri Antalya’dan çıkmış, Konya Tren Garı’nda kahve içiyordu. Ermeniler Kars Kalesi’nde garnizon kurmuş,
Javier Marías, insan ruhunun derinlerine inmeyi başaran ender yazarlardan biri.“Yarındaki Yüzün” üçlemesi ise onun bu yönünü en çıplak, en incelikli hâliyle ortaya koyuyor.Görünüşte bir casusluk hikâyesi gibi başlıyor ama sayfalar
Nietzsche benim için yalnızca bir filozof değil, adeta düşünce yolculuğumun en keskin, en heyecan verici durağı. Onu okuduğumda bir felsefenin soğuk bilgilerini değil; hayatın içinden, zaman zaman sarsıcı, zaman zaman
1920 yılında Halide Hanım (Adıvar) önderliğinde bir grup aydın Eskişehir’e gider. Şehir, işgal bölgesinden kaçanlarla doludur. Askerin kıyafeti yoktur. Cephane azdır. Süvari kılıcı beline iple bağlanmıştır. Her taraf açlık ve
Bazen insanın zihni geçmişte takılı kalır. Bir söz, bir karar, bir an… Keşke farklı davransaydım dediğimiz birçok an vardır. İnsan doğası gereği yaşadığı olayları tekrar tekrar düşünür, alternatif senaryolar kurar.
Bazı günler vardır, takvimde yalnızca bir sayı değildir. Bugün, o günlerden biri. Dört tane “bir.” Kusursuz bir simetri, neredeyse evrenin bize göz kırptığı bir hizalanma. 11.11 — bir şeyleri fark
Bazen aşk sandığımız şey, aslında bir yanılsamadır. Seni göklere çıkarır, eşsiz hissettirir, “işte bu” dedirtir. Ama sonra, aynı hızla yere çarparsın. İşte o an, yaşadığın şeyin aşk değil, aşk bombardımanı (love bombing) olduğunu fark
Finlandiya eğitim modeli uzun yıllardır dünyada en başarılı eğitim sistemlerinden biri olarak gösterilmektedir. Finlandiya eğitim modeli, öğrenci merkezli yaklaşımı, sınav baskısını azaltması ve öğretmenlere verilen yüksek değer ile dikkat çeker.
Son birkaç yılda yollarda sessizce ilerleyen araçların sayısı dikkatimi çekmeye başladı. Trafikte motor sesi duymadan yanımdan süzülen bir otomobil gördüğümde hâlâ kısa bir şaşkınlık yaşıyorum. Elektrikli araçların bu kadar hızlı
Geçen gün birinin gözlerine baktım ve ürperdim. Yabancıydı. Adını bile bilmiyordum. Ama o an tam o an içimde bir şey “ah, sen de mi buradasın” dedi. Ses çıkarmadan. Kelime olmadan.
Bir köyden dünyaya uzanan bir ışığın hikayesi. 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde, yoksul ama onurlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi Aziz Sancar.Sekiz kardeşin yedincisiydi. Babası Abid Sancar terzilik yapar,
Para üzerine düşünürken, bir noktada şunu fark ettim: Parayı ne kadar çok tanımlamaya çalışırsam, o kadar eksik kalıyor. Çünkü para tek başına bir anlam taşımıyor. Ona anlam yükleyen şey, hayatın
Bir gün, kendi kendime “neden hep kolay olanı seçiyorum?” diye sordum. Kolay olanı seçtiğim her sefer, kısa vadede rahatlatsam da uzun vadede hep yordu, pişman etti, sıradanlaştırdı. Oysa zor görünen
Bu soruyu soran birine ilk söyleyeceğim şey şu olurdu: Eğer gerçekten olmuş olsaydı, bugün bunu internette arıyor olmazdın. Biraz sert bir giriş gibi gelebilir ama çoğu zaman gerçek de tam