Rakı içen kadın, cihanda sulhtur; ağdalı değil nağmeli sever. O kadınlar afet-i devrandır ve rakı içen kadının elleri güzeldir.
Rakı içen kadın, cihanda sulhtur; ağdalı değil nağmeli sever. O kadınlar afet-i devrandır ve rakı içen kadının elleri güzeldir.
Sadece sevmek yeterli miydi kendine bağlamak için bir insanı. Gözlerine bakarken için eridiğinde, ağız dolusu konuşmak isterken tek tek döküldüğünde cümleler ağzından sözcüklere dökemesen de yeterli değil miydi yani sevgim.
Yollar bırakarak ardımda geldim sana. Herkesten her şeyden vazgeçercesine. Öyle büyüttüm ki içimde seni, farklı sandım. Gözlerimin içine bakınca tüm yorgunluğum geçer sandım. Sonrası ne mi; derin bir sessizlik. Seni
İçimi saran karanlığım… Bir parçanı bırakıyorum geçtiğim sokaklara, hafifletmek için sancılarımı. Artık çok içmiyorum, korkmuyorum canımı acıtacak sözlerden, yüzlerden… Besliyorum seni, kurban ederek aydınlığımı üç kuruş etmeyecek ruhlara.Kaçmıyorum artık köşe
Sanıyorum ki, küçük bedenim ağır geldi omuzlarına. Sanıyorum ki, o küçük dünyanda beni sığdıracak bir yer bulamadı ellerin. Sanıyorum ki, çok çabaladın beni sevmek için; yorgun düştün, pes ettin. Kabullenmek
Bir fırtına olsam bugün, okyanusları yok ederim, ağaçları sökerim kökünden; çatılar uçuşur gökyüzünde ama senin denizinde kıyına vuran o dalga olamam. Bakma bana öyle, çok yorgunum. Anlatamam seni sana uzun
Asalet ve kibirli yapılarıyla bilinen ve Yunan mitlerinde en asil yaratıklar olarak anılan Sentorlar/Centaur (Kentaurlar) yarı insan, yarı at olarak bahsedilen mitolojik varlıklar… Sevgili Yazarım, senaristim, sanat yönetmenim, onlarca severek
Oysa kırılan inancım bir dal parçası değildi ki şu koca evrende kendime kırılmış olayım! Gövdemeydi inancım, baltalarıma sap olamamıştım, kendimden kırıldım.
Karanlık bir odanın tam ortasında açtım gözlerimi. Duvardaki kırık camdan sızan sokak ışığı gözlerimi acıtıyordu. Tam karşımdaki sandalyeden kendime bakıyordum. Yansımam olduğunu düşünüp ayaklanmak istediğimde fark ettim ellerimin ve ayaklarımın
Belki, yanında uyanırdım bir sabah. Belki yanında uyanamadığım her sabah için kızardım sana. Neden geç kaldın diye sitemler ederdim. Eve değil, bize.. Belki, bize neden geç kaldığın hakkında nedenler üretirdin.
Bir enkazın ortasında uyandım. Uyandığıma bin pişmandım. Duvarları kaldırdım, taşları saçtım etrafa. Ölü tenlerde dolaştı ellerim. Seni aradım, bulmak istemedim ama seni aradım. Görmek istemedim ama sana bakındım. Hayal meyal
Esrarlı, efsunlu, gizemli bir ezgiyle rüzgarın sesisini de arkasına alarak uzun uzun üflenen bir yan flütün ezgisini gözlerim kapalı yüzüm güneşe dönük bir durumda Akdeniz’in tüm iyot kokusunu derin bir
“Şehre garip bir hal inse, camdan bakar, senden bilirdim” — Ben, bu yaz serin geçer sanmıştım. Uzun zamandır konuşmayı unutmak, hiçbir şeyi bilmemek, yalnızca, evet yalnızca gece yarısı edilebilecek bir
Sadece tuz ve sudan oluşan duygularımızı dışa vurmamızın bir göstergesidir gözyaşı. Sevinince, üzülünce, heyecanlanınca ağlarız. Nasıl bir olgudur ki birbirinden tamamen farklı hisler ağlamamıza neden olur. Kimi zaman akıtılan her
Susmanın ağırlığıyla yaşayamıyorum artık. Göğüs kafesimin içinde bir el, canımı acıtana kadar, canım çıkana kadar sıkarken yüreğimi “iyiyim” yalanlarının ardına saklanamıyorum. İyi değilim. Bir vedanıza daha şahit olmak, bir yalanınızı
Babalar gitmez,Babalar sırtını dönmez.Babalar çocuklarının gözüne yaş olmaz,Babalar çocuklarının gözündeki yaşları siler.Babalar yara açmaz,Baba,Babalar çocuklarının yaralarını sarmayı dener. Yokluğunla kaç senedir yoldaşım, bilmiyorum. Geçen seneler boyu sana kaç kere veda
Canım kızım, Bugün 8 Mayıs 2019. Yani senin 4. doğum günün. Seni heyecanla beklediğimiz günlerin bitişi, kucağımıza alıp; kokunu doya doya çekmeye başladığımız ilk gün. Sanki dünyanın en güzel hediyesi
“Hayat çizgimin bu izdüşümünde, yaşanan bir gerçeklik olarak yer alıyor olman beni öylesine mutlu ediyor ki…” İnsanın kaçtığı kimi duygular vardır. Umutsuzluk bunlardan belki de en yıkıcısı. Melankolide öyle değil
Sen bu asrın dengi değilsin, yüzyıllarıma tekamül ediyor uzaktaki varlığın. Ki yürüsem yüzyıllarca sana doğru, yine yakın edemem o uzaklığı. Kimse seni yazmaya çalışmasın, anlatmaya da. Yüzyıllar önce dökülmüşsün bir