Ayaklarımın altında tüm şehir, birkaç damla süzülüyor gökyüzünden. Kıyafetlerimi ıslatan yağmuru izliyorum donuk gözlerimle. Yüreğim bir kor, bir avuç su birikintisini bassam diyorum, sönse. Anlamıyorum, gittiğini bile bile nasıl yerle
Ayaklarımın altında tüm şehir, birkaç damla süzülüyor gökyüzünden. Kıyafetlerimi ıslatan yağmuru izliyorum donuk gözlerimle. Yüreğim bir kor, bir avuç su birikintisini bassam diyorum, sönse. Anlamıyorum, gittiğini bile bile nasıl yerle
Atakan yalan söylüyor olabilir mi? Kısaca bir hesap yapalım. Her kitap 100 sayfadan oluşsa 25.000 sayfa yapar. 5 ay ise 150 gün yapıyor. Atakan günlük 166 sayfa kitap okumuş demektir.
Masamın üzeri kitaplarla dolu. Öyle birkaç tane değil! Üst üste yığılmış. Hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. Sizde de oluyor mu öyle? Bir tanesini seçip başlasam da sürekli gözüm diğerlerinde. Yazı yazmak için
Hangi gündü bilmiyorum… O gün insanların çok rahat olduğunu hatırlıyorum. Gülümseyerek sokakta dolaşıyorlardı. Ne bir telaş ne de endişe vardı bedenlerinde. Hatta bir kaç tanesi durmuş, kendi halinde uyuyan bir
Bugün öldürdüm seni, bugün selân yankılandı sokaklarda. Kimse duymadı, ben duydum. Bugün öldürdüm seni, tenine yakıştıramadığım o toprağı serptim üzerine. Üzgünüm, bu defa çok yakıştırdım tenine. Bugün öldürdüm seni, nefretinle
Üzgünüm çocuk, unutmak gerekir bazen, kaybetmemek için. Kaybetmemek için benliğini, vazgeçmek gerekir bazen. Sana kalem tutturan o gözlerden, uykularını dağıtan o seslerden, geceni aydınlatan o gülüşlerden, gününü gece yapan o
Rakı içen kadın, cihanda sulhtur; ağdalı değil nağmeli sever. O kadınlar afet-i devrandır ve rakı içen kadının elleri güzeldir.
Sadece sevmek yeterli miydi kendine bağlamak için bir insanı. Gözlerine bakarken için eridiğinde, ağız dolusu konuşmak isterken tek tek döküldüğünde cümleler ağzından sözcüklere dökemesen de yeterli değil miydi yani sevgim.
Yollar bırakarak ardımda geldim sana. Herkesten her şeyden vazgeçercesine. Öyle büyüttüm ki içimde seni, farklı sandım. Gözlerimin içine bakınca tüm yorgunluğum geçer sandım. Sonrası ne mi; derin bir sessizlik. Seni
İçimi saran karanlığım… Bir parçanı bırakıyorum geçtiğim sokaklara, hafifletmek için sancılarımı. Artık çok içmiyorum, korkmuyorum canımı acıtacak sözlerden, yüzlerden… Besliyorum seni, kurban ederek aydınlığımı üç kuruş etmeyecek ruhlara.Kaçmıyorum artık köşe
Sanıyorum ki, küçük bedenim ağır geldi omuzlarına. Sanıyorum ki, o küçük dünyanda beni sığdıracak bir yer bulamadı ellerin. Sanıyorum ki, çok çabaladın beni sevmek için; yorgun düştün, pes ettin. Kabullenmek
Bir fırtına olsam bugün, okyanusları yok ederim, ağaçları sökerim kökünden; çatılar uçuşur gökyüzünde ama senin denizinde kıyına vuran o dalga olamam. Bakma bana öyle, çok yorgunum. Anlatamam seni sana uzun
Asalet ve kibirli yapılarıyla bilinen ve Yunan mitlerinde en asil yaratıklar olarak anılan Sentorlar/Centaur (Kentaurlar) yarı insan, yarı at olarak bahsedilen mitolojik varlıklar… Sevgili Yazarım, senaristim, sanat yönetmenim, onlarca severek
Oysa kırılan inancım bir dal parçası değildi ki şu koca evrende kendime kırılmış olayım! Gövdemeydi inancım, baltalarıma sap olamamıştım, kendimden kırıldım.
Karanlık bir odanın tam ortasında açtım gözlerimi. Duvardaki kırık camdan sızan sokak ışığı gözlerimi acıtıyordu. Tam karşımdaki sandalyeden kendime bakıyordum. Yansımam olduğunu düşünüp ayaklanmak istediğimde fark ettim ellerimin ve ayaklarımın
Belki, yanında uyanırdım bir sabah. Belki yanında uyanamadığım her sabah için kızardım sana. Neden geç kaldın diye sitemler ederdim. Eve değil, bize.. Belki, bize neden geç kaldığın hakkında nedenler üretirdin.
Bir enkazın ortasında uyandım. Uyandığıma bin pişmandım. Duvarları kaldırdım, taşları saçtım etrafa. Ölü tenlerde dolaştı ellerim. Seni aradım, bulmak istemedim ama seni aradım. Görmek istemedim ama sana bakındım. Hayal meyal
Esrarlı, efsunlu, gizemli bir ezgiyle rüzgarın sesisini de arkasına alarak uzun uzun üflenen bir yan flütün ezgisini gözlerim kapalı yüzüm güneşe dönük bir durumda Akdeniz’in tüm iyot kokusunu derin bir
“Şehre garip bir hal inse, camdan bakar, senden bilirdim” — Ben, bu yaz serin geçer sanmıştım. Uzun zamandır konuşmayı unutmak, hiçbir şeyi bilmemek, yalnızca, evet yalnızca gece yarısı edilebilecek bir