Sokaklar sakin, geceler karabasan… Beynimdeki sonu gelmez hayaller, ruhumun doymaz bilmeyen sarhoşluğu, titreyen ellerim, suçunun farkına varan kedi bakışlarım. Küçükken çok erken uyanırdım, güne daha erken başlayıp oyun oynamak için.
Sokaklar sakin, geceler karabasan… Beynimdeki sonu gelmez hayaller, ruhumun doymaz bilmeyen sarhoşluğu, titreyen ellerim, suçunun farkına varan kedi bakışlarım. Küçükken çok erken uyanırdım, güne daha erken başlayıp oyun oynamak için.
“Her nerde, ne zaman, ne için bulunursan bulun ama o istemediğin yerde zaman da geçiyor.” Çok fazla özlersin “geçmiyor” dersin, geçiyor. Sabrını yoklarken sabırlı olmayı öğreniyorsun. Kalbinde acı bir his
Üç kafadarız. Genellikle iş dışında beraberiz. Geziyor, tozuyor, eğleniyor hovardalık dahil alkol kumar her türlü hergeleliği yapıyoruz. Yine bir gün bir rakı balık sefasından çıkıp kumara düşeceğiz; genciz hızlıyız. Bindik
Malum karantina günleri. Aksiyon alamıyorsun bu günlerde kolayca. Hafta içi akşam, sonra bütün hafta sonu ya yalnız ya arkadaşlarında bir eve tıkılıyorsun. Hafta içide çalışıp mesai saatleri boyunca Tavuk gibi
Bende de var haliyle mevzubahis durumdan. Sevgiliden, eşten, arkadaşlıktan… kimisine göre Rabbinden… 10’lu yaşların sonunda ilk terk edildiğimde, yorganın altında nefessiz kalıncaya kadar ağlar, ölmeyi beklerdim. Ancak soğuğun iliklerde hissedildiği,
Çocukken doğum günümde geldi Ömer Seyfettin’den yalnız Efe kitabı. Okudum çocuk aklımla bir şeyler anlamaya çalıştım. Ne kadındım ne KEZBAN ne de efeydim. Hoşuma sadece yalnız kelimesi gitmişti. Merakımı yalnız
Babam çoğunlukla çok sert, ara sıra sempatik anı anını tutmayan ne yapacağı pek kestirilemeyen belirsiz, tersine yaşam tarzı olarak ekonomik sosyal statü vb. çok belirli karaktere sahip biriydi. Kardeşlerim arasında
Biraz mayışmışım, ama heran hazırım ben. İçimden bir şey kaçmak için zorlanıyor, benim istediğim kadar. Salt ayakta duruyorum. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. İskeledeki kırmızı kalkış saatlerinin ışığı yüzüme esrarlı bir
Şimdiye kadar kaçınız, elinize kalemi kâğıdı alıp da babasına mektup yazmıştır? Ya da kaçınız şimdiye kadar, uzun zamandır babanıza karşı söyleyemediklerinizi bir kâğıda yazıp da başucuna bırakmıştır? Belki en son
Şimdi başlığı okuyunca olayın ismi lazım olmayan gündem konusu olduğunu anlamayacaksınızdır; ama benim de bu konuda isyaaaannım var. 2020’nin 11 Mart’ında ülkemize giriş yaparak hayatlarımıza da mum dikti. Önümüzdeki birkaç
“Hayatı ilginç kılan, bir hayalin gerçekleşme ihtimalidir.” Paulo Coelho Aynanın ilk kullanılışı insanoğlunun metali keşfiyle başlar. Parlatılan ilk metal insanın su haricinde kendi aksini gördüğü ilk yüzeydir. Kendisinden yansıyanı birebir
Renkler çürüyor yavaş yavaş, hiç ummadığım vakitlerde boğuluyorum düşüncelerimde. Baktığım aynı sizinle biliyorum ama gördüklerim aynı değil, cama vuran güneş ışığının dahi hikayesini arıyorum. Sanki yarım kalmışlıkları var gibi bu
Nasıl anlatsam anlarlar? Bilemedim kaç yolu var ama var. Ben ha gayret çabalasam da anlatmaya Oldu olanlar. Unuttuğumu sandığım birçok şey. Arkaya attığım ve bir daha asla esamesini dahi okumak
Oysa önceki günlerden farkı yoktu gözümü açtığım o mahşer gününün. Güneş yine o büyük çınarın ardından doğmuş, alabildiğince aydınlatıyordu memleketin her kuytu köşesini. Komşu teyzeler camlarda, amcalar kahvehanelerdeydi. Çocuklar sokakta
Bu sene çok farklı diğerlerinden, ıssız veya savunmasız değilim. Kimsesiz de. Belki çokça yalnız, biraz dargınım kendimle ama fazlası değil. Sen de çok farklısın gözümde, kafamda kurguladığım o büyük adam
Bütün kavramlar birbirinin içine geçmiş gibi son günlerde. Yazmak için elimi ne zaman klavyeye götürsem neyden bahsedeceğim konusunda dayanılmaz bir kararsızlık yaşıyorum. Bu kararsızlık başımı ağrıtıyor neredeyse. Herkes ayrı bir
Bugün çocukluğuma sarıldım, 10 yaşıma, en saf yanıma, ilk masalıma… Seni gördüğüm ilk güne gittim yeniden… Her şeyi bıraktım arkamda, yalnızca gözlerimdeki parıltıyı bırakamadım sana bakarken. Yaşımı bile bıraktım geride,
Elindekine kanıklık etmeliydi insan. Hor görüp savuşturmamalıydı önünden. Aklından geçirmeliydi çokça zaman umursamadığı elindekine aslında başkalarının nasıl muhtaç olduğunu… Böyle büyütüldük biz. Ablamızın eskilerine kanıklık etmeyi mesela. Ya da zayıf
En zoruymuş meğer yüreği dolu olanın yüreğin de olmayı dilemek. Semaya açılan ellerde dualarında tek ona yer vermek. Kalbinin her atışı onunla ritim tutarken, onun o ritimle başkasıyla dans ettiğini
Koca bir kara delikti gözlerin beni içine çeken. Korkardım o karanlıkta kaybolmaya. Engel olamazdım nedensiz kendime. Sonra bırakıverdim her şeyi kapıldım rüzgarına. Ne güzel gülerdin bana be sevgili. İçim çekilirdi