içinde

İsyan

Sadece sevmek yeterli miydi kendine bağlamak için bir insanı. Gözlerine bakarken için eridiğinde, ağız dolusu konuşmak isterken tek tek döküldüğünde cümleler  ağzından sözcüklere dökemesen de yeterli değil miydi yani sevgim. İçimde volkanlar patlarken, omuzuna başımı koymak aynı sessizlikte boğulmak, yanındayken çocuklaşmak doyurmaz mıydı onu. Bütün hayatını ayaklarının altına sermek isterken belki bir bakışla belki bir dokunuşla anlatmak varken illa sözcüklere mi dökülmeliydi aşk. Başka bir şehre gittiğinde aynı gökyüzü altında olduğu bilmek bile sevindirirken, arkasından bildiğin tüm duaları okumak; gözleri aklına geldiğinde unutup aynı duayı başa almak ve sağ salim ona kavuşmayı dilemek, mesafelere aldırmadan onsuzluğa alışıp yine de onu sevmek yormaz mıydı insanı. Kapanmayan yaralar açmaz mıydı ruhunda. Aynı yaraya tuz basmaz mıydı seni istemiyorum sevmiyorum diyerek terkedilişler. Buz kesen bakışlar; keşkelerle acabalarla başbaşa bırakmaz mıydı bizi. Gökyüzünü kara bulutlar sarmaz mıydı.

Kara bulutların ardından güneş yeniden çıktığında, bahçende çiçekler yeşerdiğinde tüm umudunu bağlamaz mı insan birisine. Sil baştan yaşamak değil midir aslında aşk. Ta ki onu bulana kadar.

Gözlerinde ağladığın, gözlerinde güldüğün aynı ufka dalan bir insan değil mi hayalimiz. Kalbimize dokunsun istemez miyiz hep. Fazlası zarar azı karar diye aşırıya gitmekten kaçınmaz mıyız.

Ne çok hapsederiz kendimizi kapalı kapılar ardına. Anahtarı ise dipsiz kuyularda, isyana teşviktir sonuçta.

Yosun bağlamaz mıyız aynı duvarlara vura vura, hep bir terkediliş ülkesiyiz aslında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıplak Ayaklı Kontes Helena

Sorma Arkadaş