İster gün ışığı gözlerimi alırken her şeyi yansıyan bir aynanın ışığıyla göreyim, isterse de etraf zifiri karanlık ve sadece yaşadığımı sıcak nefesimle hissedeyim fark etmez, mumun küçük ışıklar saçmasına, bütün
İster gün ışığı gözlerimi alırken her şeyi yansıyan bir aynanın ışığıyla göreyim, isterse de etraf zifiri karanlık ve sadece yaşadığımı sıcak nefesimle hissedeyim fark etmez, mumun küçük ışıklar saçmasına, bütün
Uçurumdan hallice bir hayatın meczupluğu var üzerimde. Sürekli altüst oluşumu seyrediyorum kendimle savaş halindeyken ve bu öyle bir savaş ki şehrimdeki sokaklar teslim ediyor kendini bana; ama O’na yeniliyorum her
Yağmurlu havanın bulanık gözlerindeki acıyı ben de hissedebiliyordum. Her damlanın düşüşündeki acı yalnızlığı içerlemeden anlamak zor olmuyordu. Bazen de durup dururken gelen bir hissizleşme zamanında yağmurun bir duygudan nefret edercesine
En son ki görevlendirmemin bitmesine az bir zaman kala iş yerimin bahçesinde rutin halini alan voltamı atıyorum. Kimse bir işte vermiyor şunu yap bunu yap diyende yok. İyi mi kötü
Eskilerde maç seyretmeye götürürdü babam beni; ama ansızın olurdu. Ondandır karaborsadan alırdı biletleri. Stadın önünde çerezcisi, köftecisi, türlü türlü tablacısı olurdu. Alırdı çerezlerimizi girerdik maça. Takım, rakip takım fark etmez
Gözlerimin içine bak, cehennemde tek başıma yanmayacağım. En büyük günahım sıfatıyla hemen yanıbaşımda olacaksın. O ateşte kıvranacağım, kendi küllerimle kire, toza bulanacağım.. Bir kere bile inkar etmeyeceğim seni, bir kere
Çalıştığım şantiyeye türlü zorluklarla almış olduğum iznimin bitimine az süre kala dönerken araç bozulup o iliklerimizi donduran havada, gece vakti bir köy evine varıp kapıyı çalınca “Kim o?” diyen nineme
Düşünceleri, derin bir uykudan uyandırdığım zaman her şeyin ne kadar uykulu olduğunu düşündüm! Ne kadar çok uyutmaya çalışmışım bu düşünceleri ama bir gün ne olursa olsun hepsiyle yüzleşecektim. Hayatta böyle
Bir banliyödeyim, belki Sirkeci’ye belki tam tersi Yeşilköy’e gidiyorumdur. Hava bahar. Kapıları açık banliyönün içine ılık ılık rüzgâr savruluyor güneşe eşlik ederek. Çocuklar trene kaçak binmenin neşesi ile bağırışıyorlar aralarında.
Nasreddin Hoca, çağırıldığı bir ziyafete eski giysileriyle gitmiş. Kimse Hocanın farkına bile varmamış. Tek bir kişi çıkıp da: – Buyur Hoca’m! dememiş. Nasreddin Hoca‘nın, buna çok canı sıkılmış. Ama kerametin de
Güzel günler göreceğiz, Belki birkaç muhabbetin ardından tebessüm edeceğiz, Belki terleyecek avuç içlerimiz birkaç heyecanın ortasında, Belki nefes nefese kalacağız koşarak geldiğimiz o yolun sonunda, Çalmazsa ölüm kapımızı. Zira çalmazsa
Kalemin bıkmış usanmış yüzünde bir rahatlama vardı! O da farkındaydı artık sözcüklerin onu daralttığından, sözcüklerin dünyasında kaybolmaktan usanmıştı. Daha nereye kadar, nereye kadar sürecekti acı dolu sözcüklerin dünyası? Masaya usulca,
“Nadide sence özgürlük nedir?” diye sorduğunda’ kendisini dinlemekten her zaman büyük keyif aldığım öğretmenim’ hiç düşünmeden sadece o an aklımdan geçen düşünceleri söyledim, kendimde inanmayarak! “Bence özgürlük, kendimizi rahat hissettiğimizde
Tenceredeki kaynayan suyun hikayesi: Su, son noktasına geldiğini düşündüğü zaman tutamaz artık içinde birikmiş şeyleri ve haykırarak ağlar son damlasına kadar. Bir anda biter biriktirdiği bütün kırgınlıkları, pişmanlıkları… Sadece doğru
Zifiri karanlığın sessizliğinde uyumaya çalışırken beynimin düşüncelerine boğuluşuna daha fazla dayanamadım. Soğuk havanın bazı şeyleri anlığına unutturduğu gibi bir rivayeti kendime uydurmuştum sadece ihtiyacım olduğu için, o anlığına… Nedir bu
Gecenin verdiği bir hüzün vardır bilir misin? Hüznün sözleri bir bıçak kadar keskindir. Hangi söz daha çok kalbimi acıtıyordu… “Neden olmuyor ne kaldı elimde avucumda? Tutunmuşum hayata paramparça.” Baktım uzun
Zihnindekilerden kaçmaya çalıştıkça daha da dibe batmak, kendini bulmaya çalıştıkça daha çok kaybetmek, vazgeçmeye çalıştıklarına daha çok bağlanmak.. Öyle zor ki bunları aşamamak bir yere varamamak. Kendinden kaçamamak, aradıklarını bulamamak
Dedem namazında niyazında bir kaç defa hacca gitmiş süslüman değil tam bir müslümandı. Namaz vakitleri evimizin yanından geçerken beni de alırdı yanına namaza alıştırmak için. Giderdim de ben. O zaman
Zaman insanı öyle bir hale getiriyor ki hiç özlemem sandığın kokulara, bedenlere, acılara muhtaç kalıyorsun. Zamanında hissetmeye korktuğun, adım atmaya korktuğun şeyleri öyle özletiyor ki her şeyden vazgeçebilecek hale getiriyor.
Rüzgarın, gözyaşımın akmasının sebep oluşuna aldırmadan sokak lambalarının yer yer aydınlattığı yolları takip ederek yürüdüm. Müziğin ruhuma dokunuşu, rüzgarın saçımı bir ağacın dallarındaki yaprak gibi sallayışına aldırmadan, soğuk havanın tenimde