içinde

Özgürlük

“Nadide sence özgürlük nedir?”  diye sorduğunda’ kendisini dinlemekten her zaman büyük keyif aldığım öğretmenim’ hiç düşünmeden sadece o an aklımdan geçen düşünceleri söyledim, kendimde inanmayarak! “Bence özgürlük, kendimizi rahat hissettiğimizde gelen bir duygu durumu. Yani demek istediğim ben akşam odamda kitap okumak istediğim zaman okuyabiliyorsam bu benim özgür irademle olduğu için özgür olduğumu düşünüyorum” dedim. Öyle kendime güvenerek, böbürlenerek ve özgüvenim ile egomun arasında kısa bir mekik dokuyarak! Farklı olduğuma inanarak, herkesin düşüncesinden farklı bir düşünce beni cezbedercesine, inançsızca… Gerçekten özgür olmak o an ne istediğini yapmak ise odamda kitap okuma istediğim beni özgür mü yapardı? Bu söylememden çok kısa bir zaman sonra gerçekten özgürlük nedir arayışına giriştim. Neydi bu hiçbir zaman olmamız imkansız olan ütopya! Hepimizin  buluştuğu bir ütopya olsaydı muhtemelen bu özgürlük olurdu!

Sadece öylesine karıştırdığım videolardan birinde bir adamın özgürlük tanımı beni çok etkilemişti “hiçbir şekilde özgür değiliz. Çünkü bir Rab sistemi vardır, bulunduğumuz bedenler birer etten robottandır. Aldığımız nefes hatta aklımıza getirilen düşünceler dahi bize ait değilken gerçekten özgürlükten bahsedebilir miyiz?” Gerçekten hiçbir zaman özgür olamayacağımızı anladığımda acı bir darbe yemiş gibi oldum. Hep özgürlüğün hayalini kurardım, bendeki tanımıyla: Hesap vermeden yaşamak, istediğim zaman istediğim yere gidebilmek, istediğim zaman istediğim şeyleri alabilmek… Hayal dünyamın sınırsız oluşu bile özgür olmama yetmediğini anladığımda kalbimde derin bir sızı hissettim. Çünkü hayal dünyasının bile bir sınırı vardır. Bilmediğim bir şeyin hayalini kuramazdım, bilmediğim bir yerin hayalini kuramazdım. Neden hayalini kuramazdım? Gerçek dünyanın acı gerçekleri bile hayal dünyasını sınırlandırabiliyordu. Hayallerin bile sınırlı olduğu bu dünyada acı gerçeklerin haykırışları daha çok canımı acıtıyordu.

Kendi özgürlüğümle yarattığım dünyamda özgürlüğün sınırsız oluşuna yer verseydim bu benim için yeterli miydi? Bu kadar cezbedici gelen bir özgürlük dünyası bana iyi gelecek miydi? Her şeyin karmakarışık olduğu bu dünyamda özgürlüğün bir ütopyadan ileri gidemeyeceğini anladım! Hayatta her zaman doğrular vardır, her zaman doğruluğun kazandığı bir dünya vardır. Bizler ne kadar ütopik olarak yaşasak da bir gün bir fırtına temeli olmayan bir ev gibi hiç acımadan yerle bir eder. O zaman gerçeklerin farkına vardığımız zaman, kabullenmek için uzun uğraşlar veririz. Özgürlüğün olmayacağını kabul ettiğimde anladım ne kadar gerçeklerle boğuştuğumu…

Gecenin karanlıkla dans edişinde, rüzgarın yaramaz bir bebek gibi durmadan çırpınışında, bulutların saklanmak için gökyüzüyle oyunlar oynadığı bir gecede, Sessizliğe gömülmüş caddelerin homurtularını ara sıra dinlediğimde, köpeklerin sevinç çığlıklarından sonra gelen kedilerin koşuşlarını izlediğimde her şeyin ne kadar düzenli bir ritimde ilerlediğini düşündüm. Acaba bu bütün evren düzenli ilerlemekten bir an olsun sıkılmadı mı? Acaba Güneş her gün gücünü tekrar tekrar göstermek için dağları aşıp gülümsemekten yorulmadı mı? Peki ya gece, her gün rüyaların korkularıyla boğuşmaktan yorulmadı mı? Ben her gün çırpınmaktan yorulmadım mı? Oluyormuş işte herkes düzenli bir hayat sürüyordu! Beynimde bir film şeridi gibi geçen düşüncelerin bir durakları yoktu. Özgürlük, umutsuzluk, sevinç, hüzün… Ah ne kadar birbirlerini seven dünyalar!

Sanırım kendime yeni bir özgürlük dünyasını yaratmam gerekiyordu temelleri olan bir dünya! Yıkılmayacak, sarsılmayacak…  Sisli  hayal dünyamın aydınlanmasını bekleyerek…  Ve anladım ki özgürlüğün sadece bir sözden ibaret olduğunu, kendimi tanıdığımda özgürlüğü anlayabilecektim…

Yazar Sizüçen

Bir cevap yazın

Yüzleşme

Sevmeye Yeteneksiz Toplum Üyeleri