içinde

Akşamüstü Öyküsü

İster gün ışığı gözlerimi alırken her şeyi yansıyan bir aynanın ışığıyla göreyim, isterse de etraf zifiri karanlık ve sadece yaşadığımı sıcak nefesimle hissedeyim fark etmez, mumun küçük ışıklar saçmasına, bütün renklerin birleşimi olup, bir gökkuşağı oluşu beni kendimden alır her zaman. Mum ışığının gölgesindeki yansıyan siyah kupamın çaresiz gölgesi bile beni mutlu etmeye yeter!

Bu gece bir kurbağa masalındaki prens gibi kendimi çaresiz ve çirkin hissediyorum, bir deli adamın meczupluğu var üzerimde, alelade savrulmuş bir yaprağın yorgunluğu… Ara sıra gelen bu ruh halleri beni derinden etkilese de her zaman ruhumun derinlerde gezmeyi bildiği için, kendime bile itiraf edemediğim küçük düşünce balonlarımı patlatabiliyorum. Balonlara sıkışmış fikirleri, aniden gelen ruh halinin zehirli iğnesi onları amansızca dışarıya saçabiliyor. Etrafımdaki her şey anlığına bir düşünce havuzunda yüzüp aynı anda bir kalem olup beni bana anlatsalardı derdim çoğu zaman ama bu gece ruh halimdeki kalemleri hazırlıyorum. Bir şeyleri düşünüp yazmak için görevini  bekleyen bir mezarcı gibi duruyorlar… Fazla derinlerde gezmek istemeyen bu kalemlerim bana her gün yardım eden en yakınımdaki bir şeyin hikayesini yazmak için sabırsızlanıyorlar adeta. Bana her şey o kadar yakın bir o kadar uzakken neyi, nasıl seçeceklerini merak ediyorum. Bir anlığına bile olsa insanın kendisi tanıması nasıl bir duygu olur herkesin merak ettiği bir şeydir. Şu an tam zamanı, sigaramın dumanında ağlarken, dumanın göz yaşının akmasını isterken ki an…

MUMLARIN HİKAYESİ

Beyaz bir masada her gün yeni bir şeylerin olacağını hem üzülerek hem sevinerek bekliyorlardı. Bazen siyah bir perdenin arkasında sadece siyah perdenin desenlerini izlerlerken bulurlardı kendilerini bazen de camdaki yansıyan ışığın ışıltısıyla sarhoş olacak kadar boğulurlardı. Hangisinin onlara daha iyi geldiğini kendi aralarında tartışırken bulurlardı kendilerini. Bazen de kısacık bir ömürlerinin olduğunu düşünüp her şeyi boş vermek istiyorlardı. Hayıflanmak, isyan etmek bizim ömrümüzü uzatmaz diye kendi aralarında anlaşırlardı. Bütün gün düşünecek o kadar şeyleri olurdu ki çoğu zaman artık düşüncelere boğulmaktan yorulup bir çalı süpürgesini ararlardı, bir anlığına beyinlerini temizlemek için  ya da bir kilit ararlardı anahtarı olmayan, başka türlü bu düşünceleri susturmaları zordu.

Akşamüstleri onlara hep iyi gelirdi çünkü bazen müziklere boğulurlardı, bazen melodilerle dans etmekten yorulurlardı, bazen de akşamüstünün ışığını izlemeye doyamazlardı. Ah ne güzelsin sen akşamüstü…

Düşüncelerin dünyalarında geziniyorlardı çoğu gece, dillerini bilmedikleri roman kahramanlarıyla tanışıyorlardı, bu kahramanlara bir günlüğüne bile olsa aşık olurlardı. Aşık olmak onlar için çok kolaydı, ömürlerinin kısa oluşuna göre. Gece gelen gözyaşlarıyla hüzünlenirlerdi, şarkının sözleriyle hayallere dalarlardı…

Hayatı her şeye rağmen ne kadar çok sevdiklerini düşünürlerdi bu gözyaşı dünyasında. Dünyayı suçlarlardı bazen, bazen de insanları. Hangisinin daha çok hangisine zarar verdiğini tartışırlardı!

Ama ömürlerinin biteceği zamana yaklaşınca bazen mutlu olurlardı bazen de ağlarlardı. Bu zavallı Dünya da tartışılacak bir şeylerin olmasını bile istemezlerdi, değer miydi kötülüğe boğulmuş bu yaşamda iyi hayaller kurmaya, yeni umutlarla dolmaya? Her şeye rağmen hem yaşamak güzel hem acı olduğunu düşünüyorlardı. Ölüme daha da yaklaştıklarında gözyaşlarını tutarlardı sımsıkı.

“Hayır, son bir dakikam bile kalmış olsa bir saniye olana kadar bu son dakikamı mahvetmemek için olacak şeyleri düşünmeyeceğim, son dakikamı iyi geçireceğim” diyorlardı hep birlikte. Artık kaçınılmaz son gelmişti, ölümün sıcak yüzünü hissettiklerinde sımsıkı olarak biriktirmiş oldukları bütün göz yaşlarını yavaş yavaş akıttılar. Düşünceler film şeridi gibi yanlarından geçerken onlar hem sakin hem sessiz bir şekilde sıcacık gözyaşlarıyla dans ediyorlardı. Artık tamamen bitmelerine yakın, hayata her şeyin ne kadar acılı olduğunu düşündüler “İyi hayaller, mutlu umutlar, gelecek kaygısı vardı. Bazen hiç durmadan ağlardık ne oldu şimdi? Ölüyoruz, tükendik. Kim bizi hatırlayacak, sadece bir şeyleri sürekli düşünerek kendimize zarar vermiş olduk. Şimdi geriye ne bir hayal ne bir umut! Geride bizde sadece sıcak bir kül, zamanla soğuyacak bir çöp kalacak. Hoşça kal benliğim, hoşça kal ben.” dediler hep birlikte…

Yazar Sizüçen

Bir yanıt yazın

Beyaz Gül

Gece Yarısı