içinde

Tanrı Misafiri.

Çalıştığım şantiyeye türlü zorluklarla almış olduğum iznimin bitimine az süre kala dönerken araç bozulup o iliklerimizi donduran havada, gece vakti bir köy evine varıp kapıyı çalınca “Kim o?” diyen nineme bakalım “Geçerli miymiş?” deyip                  “Tanrı Misafiri” cevabını vermişliğim oldu benim de.

İşe yaradı. Kapıyı açan ninem benden bir ürktü önce. İki kişi araca sığardı da üçüncü kişi sığamazdı. Ben üçüncü oldum; çünkü araçta rahat yatamazdım. Daha önce bir şey yapmadan duramazdım. Ninem tanrı misafirini kabul etti etmesine ama içeriye alamadı. Çardağında misafir etti beni. İki yorgan bir battaniye ile tahtadan sediri üzerindeki pamuklu döşeğinde. Ben bir iş başarmanın sevincinden mi üzerime kalın kalın örtünen yorgan ve battaniyeden mi bilemem sıcacık bir gece geçirdim. Gece bir taraflarıma bir şeyler batıyordu. Ama anlayamıyordum. Sabahın ilk ışıklarında kaldırdılar. İlk iş batan şeyi anlamak istememdi. Meğer yorgan keçi kılındanmış. Alışık değilim ki.

Dedem namazı kılmış nineme “Bu kim?” diye soruyor duyuyorum. Tanrı misafiri işte. Kalk dedi dedem. Burada herkes erken kalkar. Gözlerimi ovalıyorum içerden tam görememekle beraber sayamadığım kadar çocuk iki tane de kadın çıktılar. Kızları ya da gelinleriydi. Çocuklar da her halükarda torunları. Elimi yüzümü yıkadım. Peşkirimi uzattı kız çocuğu.  Ateşlerini yakmışlar çevirme börek bazlama pişirmişler. Dedem içeri çağırdı aman tanrım nasıl bir kahvaltı sofrası. Bir de kadınlar ve çocuklar yok ikimiz erkek erkeğe baş başa. Önce bir garipsedim. Üzerime alınmam gereken bir durum var mı diye düşündüm.

Dedem sormaya başladı.

– Kimsin kimlerdensin ne iş tutarsın?”

Yakınlardaki şantiyede çalıştığımdan, nereli olduğumdan, kimlerden olduğumdan bahsederken dede benim dedem ile eski dost çıktılar. İyi adammış dedem. Tabi ki bizim sohbet uzadıkça aklıma araçtaki arkadaşlar geldi. Söyledim. Al gel dedi. Onlar da geldiler. Sofraya, dedenin sohbetine iştirak ettiler. Kahvaltılarımız bittikten  sonra evin bir kaç işini yapıp teşekkür edip ayrılacakken dede, bir gece daha kalmamı istedi. Ata dede dostuymuşsun bırakmam diyerek. Ben de izinden dönüyorum. Ertesi gün akşama kadar süresi. Şantiyede kalmaktansa sıcak bir aile ortamı bulmuşum diyerek kabul ettim teklifini. Yatsıya kadar sohbet ettik.

Köyün en saygını en sözü geçeniymiş. Bulduğum eve bak. Yatsı namazını kılınca oda oda gezip herkesin uyumasını tembihledi. Sabah namazında kalkıp yatsı vakti uyanacağını diğer bir çok şeyde olduğu gibi kural haline getirtmişti evde. Çok hoşuma gitti. Uyguladıklarının doğruluğunu yanlışlığını sorgulamadım. Sadece dağ başında yaşayan dedenin prensip sahibi oluşu yetti bana. Sabah yine kahvaltıda ikimiz başbaşayız; ama bu defa rahatsızlık verdiğimi düşünerek değil, ona saygı duyarak… Çünkü hane halkı evde bir yabancı olduğundan haremlik selamlıktan, diktadan değil atalarına, erkeklerine olan saygılarından katılmamışlardı bize. O gece zorlamasam tıkış tıkış arabada kalsam öğrenemeyecektim. Belki başka yollardan başka maceralardan ders alacaktım. Olsun bu da güzel bir anı kaldı bende. Ne mutlu bana Hasan çavuşu tanıyıp sofrasında misafir oldum. Kattığın değerler için teşekkürler dedem.

İnandığın cennet mekanın olsun…

Yazar Yılmaz Çelik

Bir cevap yazın

Tanrım.

Ölümün Soğuk Yüzü