içinde

Güçlü Bir Annenin Güçlü Çocukları Olur!

Yağmurlu havanın bulanık gözlerindeki acıyı ben de hissedebiliyordum. Her damlanın düşüşündeki acı yalnızlığı içerlemeden anlamak zor olmuyordu. Bazen de durup dururken gelen bir hissizleşme zamanında yağmurun bir duygudan nefret edercesine düşüşünü izlemek daha da hüzünlendiriyordu.

Bugün güçsüz duygularla boğuşan bir sarhoş balıkçının hüznünü hissediyorum. Güçsüz duyguların esir aldığı ruhunu, bir sele bırakmış ve yağmurun gözyaşlarıyla bir daha ıslanıp yuvarlanıyor… Ama o sarhoş balıkçının da güçsüz duygularının bir sebebi var, her şeyin bir sebebi olduğu gibi. Aniden gelen bir duygunun da bir sebebi vardır. Bir anda on beş yaşındaki sıcak gözyaşlarımı da anımsamış olabilirim. Aniden gelen annenin yorgun sesi de bana yeterince güçsüz hissettirebilir, bir anne, kendini güçsüz hissediyorsa veya güçsüz buluyorsa çocuklarının kendini güçlü hissetmesi çok zor bir olasılık! Hayatımız o kadar doğru bir ritimde ilerliyor ki, ”ben bundan asla etkilenmem, ben asla bunun gibi olmam” dediğimiz ne varsa hepsini gün gelip en derinine kadar yaşıyoruz. Gerçekten de doğduğumuz ev bizim kaderimiz oluyor! Bir evde acılar kök salmışsa, bir anne yorgunluktan sözlerini boğazında saklıyorsa, bir baba bütün olanlara gözlerini kapatıp yoluna devam edebiliyorsa o evdeki herhangi bir çocuğun ilerde gelecek olan darbelere, ihanetlere, sevgisizliklere baş edebilme olasılığı çok düşük olur.

Karanlık ve kimsesiz sokakların acı haykırışları beni kendime getiremiyordu. Kaldırımların çilekeş ruh halleri küçük bir bebeğin içten içe acı çekmekteki haykırışı gizliydi. Her adımımdaki yankılanan ayakkabının sesi bir hüznün yeni başlangıcı gibi çaresizdi… Yolun uzunluğuna baktım, kaldırımların yalnızlıklarına baktım, bulutların boğulanan gözlerine baktım, her şey bir o kadar mükemmel bir o kadar da paramparça gibiydi…Yolumun karanlığa giden hayallerini hissedememek isterdim, yağmurun damlalarının sert zeminle buluşması bir acı düşme, bir bıkkınlık vardı. Herkes uyumuş gibi yorganın altında acı hayallerini düşünüp acı umutları hatırlamamak için anıların sisli dünyalarında dans ediyorlardı.

Düşünmekten yorulmuş bir beynin haykırışlarına aldanmamak imkansızdı artık, artık hangi birini susturacağımı bilmeyen bir düşünce havuzunda yüzme bilmeden yüzüyordum, aynı anda bütün düşüncelerle boğuşmaktan bitkin düşüp, derin bir nefes aldım, kaldırımların üstüne düşen yağmur damlalarını düşünürken.

Annemin sözlerini her zaman bu kadar düşünmezdim, mutsuzluğun köklerini sokaklara kadar taşımazdım. Ama mutsuz bir evdeki, mutsuz çocuklar sokaklarda mutlu olmaları güçtü. Rüzgarın sert yüzünü her hissedişimde daha çok güçlü daha çok hüzünlü oluyordum. “Ben her zaman güçlüyüm” desem de, öyle olmamın çok zor olduğunu anladım. Sadece bir yağmurun melodisini bile dinlerken kaldırımların acı yüzüne sarılıp saatlerce ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Kendinden, acılarından, kaderden yılmış bir annenin çocukları nasıl olurda yağmur yağdığında beynini bir çalı süpürgesiyle silip yeni bir kendini yaratabilirdi ki? Nasıl olurda yağmurun melodileriyle dans edebilirdi ki? Mutsuzluğun, güçsüzlüğün köklerini kendisiyle sokaklarda süründürürdü.

Güçlü bir annenin güçlü çocukları oluyordu!

Yazar Sizüçen

Bir yorum

Yorum Bırakın

Bir yanıt yazın

Veda Hutbesi.

Aşığınım Beaa