Deniz ne güzel kelimedir… Zikredilince kiminin aklına yaz, kiminin aklına umut, kiminin aklına ufuk noktası, kiminin aklına gökyüzü gelir.. Benim de öyleydi aslında birkaç ay öncesine kadar. Sonra bir gün
Deniz ne güzel kelimedir… Zikredilince kiminin aklına yaz, kiminin aklına umut, kiminin aklına ufuk noktası, kiminin aklına gökyüzü gelir.. Benim de öyleydi aslında birkaç ay öncesine kadar. Sonra bir gün
“Mavi kelebeklerin hikayesini bilir misiniz? Mavi kelebekleri her yerde göremezsiniz. Oldukça nadir görülürler. Sabah uyandığınızda, “Bugün mavi kelebekleri görmeye gidiyorum,” diyemezsiniz. Siz onları değil, onlar sizi bulur.” Bugün blog yazımıza
İnsan için hayal kurmak dünyanın en kolay işlerinden birisidir. Sırt üstü uzanıp yıldızlara bakarken insan fütursuzca hayal kurar. Bazen para bazen kariyer bazen de bir aşk hayal eder. GERÇEK ise
Bir göz yanılması, bir serap, bir anlık parlamaydı öylece kalakalmanın sebebi. Kimdi? Nerede dokunmuştu yüreğine? Çok tanıdık ama bir o kadar yabancıydı. Oysa göremedin bile yüzünü, bir bulanık karartıydı geçen
Nedir bunun hikayesi de durup durup bakmak istersin… Sıcak simitin kokusu mu huzur vericidir, yoksa soğuk kaldırımda onu satmaya çalışan ve nefesiyle kendini ısıtmaya çalışan eller mi? Kim bilir belki
Günler bazen uyanmana izin vermeyen bir karabasan gibi kalbinin, zihninin, bedeninin üstüne çökebiliyor. Zihninin içinde yer yer içi endişe gazlarıyla doldurulmuş balonlar dolaşıyor sanki böyle zamanlarda.. Bu balonlardan arta kalan bir
Mahallenin orta yerinde, bir yoldaydı o ayakkabı… Sahibi kimdi acaba? Ölmüş müydü yoksa? Yoksa… Ruhunu mu almıştılar elinden? İntihara mı kalkışmıştı? Neydi bu ayakkabının hikayesi? Niçin bu denli yorgun duruyordu?
Çocukluğumun o masum yılları nasıl geçti hala anlamış değilim. Şu an bunu düşünmeme neden olan şeyi de bilmiyorum. Belki o günlere duyduğum özlem, masumca kurulan arkadaşlıklar mı yoksa o zamanların
Şimdi durup zamanı izliyorum. Dalları yeni çiçek açmış bir erik ağacının gölgesinde bekliyor hayallerim… Hani çok sıcak bir ilkbahar gününde, hazırlıksız yakalandığın yağmura hissettiğin minnetle karışık kızgınlık ya da birden
Anlatsam seni saatlerce, bıkmadan usanmadan… Yeniden aşık olarak, yeniden yaşayarak seni doya doya… İlk gördüğüm andan başlasam hem de , “sil baştan” başladığımız günden belki de… Sanki unutmuş da yeni hatırlamış
Beklerken çok yavaş, korkarken hızlı, kederliyken uzun, sevinçliyken çok kısa geçen zamana neler sığdırıyoruz, o dakikalar içinde hayatlarımız nasıl değişiyor kabaca özetledik. İyi okumalar. Sınavlar İsimleri değişse de ne kadar
Ne çok sözcük var dilime dolanıp beni olması gerekenden çok uzağa savuran… Ve yine ne çok virgülü var hayatımın, nefes nefese okuyup bir türlü tamamlamaya fırsat bulamadığım, noktalayamadığım cümlelerimin… İsyana çarpıp
Her kadın hayatın rengidir, her kadın vefakardır, her kadın biraz çocuk ama en çok da annedir… Ve aslında her kadın başarılıdır. İşte tarihe adını yazdıran kadınlarımızın “ilk”leri… İlk kadın başbakan
Yerli yabancı birçok kişinin telefondaki ilk sözcüğü ALO…! Ortak bir dil gibi kullanırız ama gerçekte ne anlama geldiğini bilmeden kullanırız bu anlamını bilmediğimiz kelimeyi. Peki ALO ne demek? Telefon mucidi
Ölümün soğukluğuna üşürüm bu mevsimde… Günler geçse de, yıllar acıyı azıcık dindirse de aynı anı yaşar gibi hissettirir yıl dönümü. İnsanın yaşamayı arzu etmediği bir tarihtir bugün, benim için. Biraz
Üniversite sınavına çalışırken çokça karşılaştığımız ‘anlatım bozukluğu’ olan cümleleri günlük hayatta çok duyuyor ve zaman zaman da maalesef kullanıyoruz. İşte en çok kullanılan anlatım bozuklukları; karşımızdaki bizi anlıyor, onda sıkıntı yok
Günlük hayatta kullandığımız, fakat adını bilmediğimiz, ihtiyacımız olduğunda satıcıya bir türlü kendimizi ifade edemediğimiz, ama aslında bir karşılığı olan çoğu yabancı kökenli detaylara birlikte bakalım.m 1. Rulet ‘Ne var ki
Yazmaya korktuğum dar zamanlar olur. Kalemden, beynimde tutsak fikirlerden yazdığım şeylerin bir gün beni boğazlayacağı düşüncesinden sakındığım zamanlar… Ne vakit yalnızlığımı yazmak istesem, Elimden bir türlü gelmeyen o çaresizliğimi… Korkarım.
Anahtar / Bozuk para sesi Anahtar ve bozuk para sesi gıcıklıkta ölümüne yarışırlar. Bu sesleri en çok duyduğumuz yerlerden biri dolmuşlardır. Rahatsız olduğunuzu belli etmek için dönüp dönüp arkanıza baksanız da neye
Uçurtmayı vurmayın… Bırakın, bari onu rahat bırakın. Rüzgara inat, gökyüzüne inat, bizlere inat savrulsun semada. Bırakın, o bari yaşasın gönlünce ve özgürce. Biz tadamadık özgürlüğü, o tatsın. Vurmayın… * Ağlatmayın