“Evrensel bir ezgidir Zülfü Livaneli, Ya da eşsiz bir film karesi, Belki de sonu gelsin istemediğimiz bir romandır o. Ama en çok da umuttur. Hep genç kalan, gençlikle çoğalan, her
“Evrensel bir ezgidir Zülfü Livaneli, Ya da eşsiz bir film karesi, Belki de sonu gelsin istemediğimiz bir romandır o. Ama en çok da umuttur. Hep genç kalan, gençlikle çoğalan, her
Yaprak Dökümü’nün Ceyda’sıydı benim için her zaman. Meğer aynı zamanda kitapları da varmış Başak Sayan’ın… Ben o yönünü biraz geç keşfetmişim anlaşılan. Normalde “herkes kendi işini yapsın” diyenlerdenim ama Başak
Fil saati: 1200’lü yıllarda robot biliminin kurucusu El Cezeri tarafından tasarlanan mühendislik dehasıdır. Saatin görüntüsü ihtişam duygusu uyandırmakla beraber zaman ölçüm sisteminin kalbini oluşturur. (Görseli iç kapakta mevcut.) Kitaba ismini
Herhangi bir engeliniz var mı? Ya da engelli bir tanıdığınız… Cevabınız ne olursa olsun Allah zihin engellerinden uzak tutsun herkesi. İşte böyle bir kitap okuyorsunuz “İçimdeki Müzik” ile beraber. Beyin
Muazzam! Kitabı okuma listeme eklerken kapak fotoğrafı ve arka kapaktaki yazı çok büyük hissettirmişti bana. Osmanlı bilimi ile ilgili tarihi bir roman okuyacaktım. Böyle düşünmüştüm. Kitap beni fena şaşırttı. İçinden
Ne kadar çok film ve kitap var; Naziler ve zulmettikleri hakkında. Gerçi nasıl olmasın ki… İnsanlık tarihinin en acı ve en karanlık zamanları… Böyle bir dönemde yaşamayı hayal bile edemezken
“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.” Kitabın ilk cümlesi… “Beş yaşın böyle bir cümle de ne işi olabilir ki? ” diye düşünerek dönüp bir kez daha baktım.
Efsane, sözlük anlamıyla, eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikaye, söylence demektir. Kimine göre bir aşktır efsane, kimine göre ilham veren bir insan… Kimi aşkına kavuşunca
Anlatıcısının ölüm meleği olduğu bir roman… Himmel Sokağı… Himmel Almanca’da cennet demek. İkinci Dünya Savaşı sırasında ölüm meleğinin bile “Heil Hitler!” demeden neredeyse serbestçe dolaşamadığı Nazi Almanyası. Biraz önce öyle
Tarih tekerrürden ibarettir derler ancak bir de tarihin tefekkür yönü vardır. Tarihin özümsenip sindirilip ders çıkarılmadığında farklı zamanlarda, farklı olaylarla farklı topluluklarda aynı coğrafya üzerinde tekerrür ettiği görülmüştür. Hep de
İtiraf etmeliyim ki İskender Pala’yı okumayı çok severim. Bu kitabı da elime alıp arka kapağını okuduğumda büyük merak ve okuma isteği uyandırdı bende. Yanılmamışım. Kitap Japonya’da Sümerler dönemine ait tabletlerin
“Ölenlere acınır da doğanlara neden acınmaz? Aslında doğanlara ölenlerden daha fazla acımak gerekir.” Oldukça eski olmasına rağmen son yıllarda daha çok dikkat çeken Göbeklitepe’yi bu sefer de İskender Pala’nın kitabına
Karantina insana neler yaptırıyor neler… Kimisine evde ekmek yaptırıyor, kimisine mutlu olmayı öğretiyor. Kimisine bir hobi edindiriyor, kimisine de kitaplıktaki bütün kitapları okuma fırsat veriyor. Ben son gruptaki insanlara giriyorum
Minicik dünyasında esir alınmış bir çocuğun muhteşem başarı mücadelesi… Gündüz kuşağı programlarından tanınan, NLP Uzmanı Alişan Kapaklıkaya’nın geçen gün bir yazısına rastladım. Ebru Şallı‘nın oğlunun ölümü üstüne (Allah rahmet eylesin)
Romanlaştırılmış bir tarih kitabı… Bu kitap Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah hakkında bilgiler veren, İran tarihini anlatan ve bu tarz kitapları sevenler için bulunmaz bir nimet… Ömer Hayyam’ın rubaileri
Ahmet Ümit hayranlığımı artık biliyorsunuz diye düşünüyorum. İlk okuduğum kitabı İstanbul Hatırası’ydı ve o kitabından sonra bütün kitaplarını alıp okumaya karar vermiştim ama okumadığım bir kitabı vardı; tamam dedim, o
Hasan Ali Toptaş “çocuk aklı”nın hikmet dolu bilincini bir gürgen dalına tercüme ediyor ve insanlığımıza onun gözüyle bakmamızı sağlıyor.
Dikkat! Yazımız Hasan Ali Toptaş'ın Beni Kör Kuyularda Kitabı Hakkında Sürpriz Bozma İçermektedir.
Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.