Müslüm Gürses… Müzik dünyasının Müslüm Babası… Arabesk müzik denince akla gelen ilk isimlerden biri. Değişik bir hayran kitlesi olan, yaptığı müziği sevsin sevmesin ölümüne herkesin üzüldüğü ve arkasından hiç kötü
Müslüm Gürses… Müzik dünyasının Müslüm Babası… Arabesk müzik denince akla gelen ilk isimlerden biri. Değişik bir hayran kitlesi olan, yaptığı müziği sevsin sevmesin ölümüne herkesin üzüldüğü ve arkasından hiç kötü
Soytarıyı seviyoruz ne yapalım? Elimizde değil. Önemli ve ciddi mevzulara karşı ilgimiz çok az. Beceremiyoruz da ciddi olmayı. Ülkece şakacı, lakayt geziyoruz. Soytarı dediysek efendim kralın bile gülmek için yanında
SKOLYOZ İnsan omurgasına önden ve arkadan bakıldığında tam düz, yandan bakıldığında ise boyun ve bel bölgesinde çukurluk, sırt bölgesinde ise hafif düzeyde kamburluk vardır. Skolyoz(omurganın yana eğriliği) arkadan bakıldığında omurgada
Türk Dil Kurumu insanı “Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı” olarak tanımlıyor. Evet insan düşünen
Her sabah kapıdan çıkarken bütün çocuklarına sarılıyordu. Gidiyordu… Geri döneceğini bilmeyerek… Otobüs durağına doğru yürürken gözleri uykuda, aklı üşengeçlikte kalmıştı. O gün ki kumanyası iki domates bir salatalık ve bir
Dost meclisi bir araya geldiğinde mis kokulu kahve eşlik eder hep. Kokusu alıp götürür sizi. Muhabbetin dibine vurdurur. Fallar kapatılır, haydi ama söyle bir şeyler diye nazireler yapılır dostlar arasında.
Kulaktan dolma, nesilden nesile geçen bazı deyimler vardır. Ananemin hep kulladığı bazen güldüğüm bazen anlam veremediğim ama aklımın bir tarafında hep duran, anlamsız gibi görünen deyimler. Zaman geçtikçe hayatla örtüştüğünü
Üniversitede dersin başlamasını bekleyip çayımı yudumlarken yan masaya üç öğrenci oturdu. Sesli ve heyecanlı konuşmalarına kulak misafiri oldum. Konuşma esnasında gençlerden birinin sosyal bilimlere çok ihtiyaç olmamasından çok fazla bir
Issız sokakta koşar adım yürüyordu kadın, gölgesinden bile korkarak. Gecenin ayazı vururken yüzüne soğuktan çatlayan dudaklarını gözyaşları ıslatıyordu. Gözleri sokağın sonundaki ışığa odaklanmış hedefine ulaşmaya çalışıyordu. Attığı her adımda ışık
Ve ben koskoca bir yalnızlığın içinden geldim bugünlere.Kalabalıkların içindeki yalnızlıktan.Yıkılmaz sandığım tüm kaleleri yıkarak. Gitmez dediklerim terketti birer birer.Dost dediklerim maskelerini düşürdü.Açtıkları her yarada daha da kuvvetlendim, daha çok bağlandım
12 milyar yıl önce o gizemli kıvılcımla bingo bang oldu… Evren oluştu… Sonra güneşle kavga ettik, pılımızı pırtımızı toplayıp ayrıldık… Yeterince uzaklaştık gazlı tozlu pıl’dan pırt’tan ve dünyayı yaptık 4
Yaz geldi geliyor derken bitti bile. Hatta yılın ilk karı düştü bile ülkeye. Peki siz hazır mısınız kışa? Güneşin son zamanlarını iyi değerlendirdiniz mi? Aşağıda 10 maddede kış için yapılacaklar listesi
Ayşe Kulin’in 2015 yılında çıkardığı bu kitabı bir şekilde atlamışım ve yenilerde okuma fırsatım oldu. Okumasaydım olur muydu? Kesinlikle olurdu… Çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama bu türde yazılan çok kitap olmadığı
Her günün birbirine benzediği bir gündü…Elinde olan kahvesini yudumlarken, kendini pencereden dışarıyı izlerken buldu…Bardaktan boşalırcasına, belki de içini tüm samimiyetiyle dökercesine yağıyordu yağmur…Onu izledi…Onu, uzun uzun izledi…Lacivert yüzlü bir gökyüzü,
6 Eylül-15 Eylül arasında Harbiye’de yine Tarkan rüzgarı esecek… Bir hafta içinde tam 7 konser verecek olan ve her gece de o devasa mekanı tıka basa dolduracak olan Tarkan neden
Hüzün mevsimidir sonbahar. Gidişleri ve kaybedişleriyle. Gönül ağacından düşen yaprakları tutamazsın, bir daha yeşermez aynı yerden kurur kalır bir yanın. Mevsimler gelir geçer, ben hep sonbaharda asılı kalırım. Oysa ben
Ne Yozgatlıyım ne de çok fazla düğün adeti bilirim. Sadece yakın zamanda Yozgat’ta düğüne katılma şerefine nail olmuş biriyim. Aslında bohçaların hazırlanması, kapılarının açılmaması, bıçağın kesmemesi gibi bir sürü adet
Dövüldüğünde bir çocuk; Haysiyeti, şahsiyeti ölür. Ses çıkaramaz belki ama, Büyüyünce zor sever o çocuk. … Küçükken hem de çok küçük, Hatırlamayanımız yoktur. Bazen çamurdan bazen tahtadan, Oyuncağı kırıldı mı
Gözlerimi açıyorum, hafif buğulu yavaş yavaş netleşiyor görüntü… Kocaman bir amfi tiyatro burası. Etraf ıssız, soğuk. Kimseler yok. Ayağa kalkıyorum, izleyiciler yavaşça yerini alıyor. Zihnim aydınlanıyor hafiften. Oyun zamanı gelmiş olmalı.
Aslında bile bile kendimizi depresif, olumsuz bir girdaba bırakıyoruz. Bardağın hep boş tarafını, hayatın hep siyah yüzünü görmek istiyoruz. Takılınca takılıyor, kendi karakterimizin dışına çıkamıyoruz. Sonuç ne getiriyor bize :