Tanrı’nın büyüklüğüne hazırladığı kötü sürprizlerin sonunda inanıyorum. Çünkü ben Tanrı olsaydım, bu kadar canı acıtırken, bu kadar sakin kalamazdım. Yitirirdim metanetimi, yağan yağmur Mikail’in eseri değil, gözyaşlarım olurdu. Ertesi sabah
Bu yoksulluk tüketecek beni, bu kendimle tek kalışlarım. Hiç bu kadar özlememiştim hayatımda yarattığın o kalabalığı. Hiç bu kadar özlememiştim, beni ben yaptığını bilmeden bıraktığın o yürek sancılarını. Öyle bir
Kuytusuna tünediğim kuş yuvasında, hiç uçmak öğrenmeden, beyhude taşınmış kanat ağırlığı… Ben hafif zannederken onu, türlü prangalar halinde ayaklarımda birikmiş; edepsiz. Sırtımda terden duvarlar misali; yüzeyin altına, en dibe çekerek
Aklımda bin bir soru var ve cevaplarını bilmediğimNedenle başlayıp cevabını veremediğimVar sen ver biliyorsan verebiliyorsan eğerNeden fırtınalar kopuyor içimdeNeden ağlamaklı gözlerimNeden bir yaralı bir kuş gibiÜrkek, titrek yüreğim..Neden istemediğin hâlde
“Delinecek bir gemi, tamir edilecek bir duvar ve öldürülecek bir çocuk vardı.”
Bir yaşam düşünün ki içine onlarca eser ve ödül sığdıran… Bir ölüm düşünün ki aradan 20 yıl geçse bile milyonlar tarafından hatırlanan, her yıl adına onlarca etkinlik düzenlenen… Bir anma
Dünyada bir tane çakılı çivim yok ama bir sürü kavgam var baksana, en büyüğü seninle!
Size iyi davranan insanları sevin. İyi davranmayanlar içinse sadece dua edin. Sakın kavga etmeyin ve gününüzü mahvetmelerine müsade etmeyin. Çünkü hayat, sabah pişmanlıklarla kalkmak için çok kısa. Kimseyi düzeltmeye çalışmayın. Düzeltmek gibi bir göreve bulanmayın. Yorulmayın. İyi
Saçlarımdan, gözlerimden sicim sicim döküldüğün bir sabaha açtım gözlerimi. İçimdeki o boşluk artık bir kara deliğe dönmüş, yok ediyordu tüm benliğimi. Ellerim, büyük bir aptallığa kalkışıp ellerini yokladı koskocaman yatakta.
Nasıl anlar insan kaybolmadan eve vardığını Kaçıncı vagon geçerken anlar kış gelir yine Ve Hangi yorganın altında ölür yaşlı bir göçmen nine Ya da hangi taştan mağara geçirmez yoksulluğu Hangi
“Hepiniz hayatınızın ebeveynleriniz tarafından çekilmez bir hale getirildiğine inanıyorsunuz. Evet ebeveynleriniz hayatınızın içine s*çıyor. Muhtemelen siz de çocuklarınızın hayatının içine s*çacaksınız ve bu böyle devam edecek. Sınırsız özgürlük istiyorsunuz. Ekonomi
Kirpiklerinden gayrı, Üç geceye düştüm, Üç ölüme büründüm, Üç yoksulluğun bağrından, Parmak uçlarına süzüldüm. * * * Kirpiklerinden gayrı, İlk gecem ayrılıktı, İkincisi yıldızsız. Üçüncüsünde gökyüzüm karanlıktı, Gecem ıssız. *
Yaralarını sararak ayağa kalkmış bir kadının neler yapabileceğini tahmin bile edemezsin!
Bittiğine inanmak istemeyen bir milletiz. Değil midir ki bitmiş pilleri biraz daha götürsün diye ısıran? Biz değil miyiz banyodaki şampuan bitince içine su karıştırıp çoğaltan? Biz değil miyiz limonu salataya
Akıp giden zamanın içindeHep mutlu ya da hep üzüntülü olmayı istesek de başaramazdık.Bilemezdik mutlulukların ansızın gelip bizleri yerle bir edeceğini,Hüzünlerin ise bize daima yoldaş olacağınıAklımıza sığdıramazdık.Delicesine sevdigimiz haldeVeremezdik kalplerimiziAğlayan yüreklere.
Kafama dayadığı silahı alnıma doğru indirdi ardından ittirerek avucuma telefonu fırlattı “Ara! Ara ulan gelsin buraya” Suratıma çarpıp kucağıma düşen telefonu aldım ve iki elimle ters düz edip Rick’in numarasını
Uyandığım en güzel sabahın öznesiydin, ocağın yirmisiydi. Güneşin ilk defa odama girdiğine, tenimi ısıttığına şahit olmuştum. Yoksulluğum o sabah tüm eşyalarını toplayıp gitmişti. Başım sol göğsünün üstündeyken, nefesimi nefesine uydurmaya
Haşin, ihtiraslı ve korkunç hükümdar...