İnsan, en çok kendi yüreğinin sesini duyar. Kendi yarasının sızısını, kendi açlığının gölgesini, kendi korkusunun terini… Karşısındaki, başka bir dünya kadar uzak, başka bir mevsim kadar yabancıdır. Onun gözyaşı, dudak
İnsan, en çok kendi yüreğinin sesini duyar. Kendi yarasının sızısını, kendi açlığının gölgesini, kendi korkusunun terini… Karşısındaki, başka bir dünya kadar uzak, başka bir mevsim kadar yabancıdır. Onun gözyaşı, dudak
Zor dostum zor, Bu ülkede iyiliği, doğruluğu ve güzelliği anlatabilmek çok zor, Çünkü hepimiz en iyisini biliyoruz, her şeyi biliyoruz Gün geçtikçe daha da zor oluyor… *** Zor dostum zor,
İstanbul’u dinliyorum gözlerim açık Kusura bakma Orhan Veli Bu zamanda kapatamazsın gözlerini O zamanların İstanbul’u ancak mısralarda *** Trafiğin sesi geliyor uzaklardan Silahlar patlıyor şehrin kenar mahallelerinde Kadınlar şiddetin kıskacında
Siz ve biz olduk Biz ve bizim gibiler… Siz ve sizin gibiler… *** Siz bizi hiçbir zaman anlayamadınız Biz ise sizi anladık Aslında siz bizi anlamıştınız Biz sizin bizi anlamadığınızı
Gözyaşlarımız Pınar oldu akıyor… Yine güzel bir kadının ardından bakıyoruz. Bu kaçıncı diye isyan edeceğiz bir süre, Birkaç gün sonra unutacağız belki de! Bu kaçıncı Pınar, Kaçıncı ağlayışımız cehaletin koynunda
Bütün kavramlar birbirinin içine geçmiş gibi son günlerde. Yazmak için elimi ne zaman klavyeye götürsem neyden bahsedeceğim konusunda dayanılmaz bir kararsızlık yaşıyorum. Bu kararsızlık başımı ağrıtıyor neredeyse. Herkes ayrı bir
Sen hiç bir çiçeği kendinden geçercesine kokladın mı? Durup şöyle 5 dakika boyunca onun güzelliğini izledin mi? Bir deniz kenarında oturup o masmavi güzelliğe doya doya baktın mı? Daldın mı
Masamın üzeri kitaplarla dolu. Öyle birkaç tane değil! Üst üste yığılmış. Hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. Sizde de oluyor mu öyle? Bir tanesini seçip başlasam da sürekli gözüm diğerlerinde. Yazı yazmak için
Selim uyandığında vakit biraz geç olmuştu. İşe geç kalmak üzere olduğunu fark etti. Böyle çalışmak ona hep ilginç geliyordu aslında. Neden her sabah aynı saatte iş yerinde olmak ve akşam
Dışarıda hafif serin bir hava. Kapalı mı kapalı. Yağmur da atıştırıyor. Genelde sevilmez böyle havalar. İsteriz ki hep güneş olsun. Tıpkı hayatımız gibi…
Bu sabah elimi neye atsam canım istemedi. Belki haftanın son günü olmasının etkisi ve yorgunluğun yansımasıdır. Bilmiyorum!
Çok da sıcak olmayan bir yaz günü, hafif bir esinti var dışarıda. Bayılırım böyle havalara.
Her gün güzel bir şeyler yazabilmek için niyetleniyorum. Her sabah uyandığımda aklıma birbirinden güzel konular geliyor. Sonra bir şeyler oluyor.
Birbirimize uzak hayatlar yaşadığımız düşüncesine katılıyor musunuz? Ben şiddetle katılıyorum. Bugün aslında bu konuda birkaç kelam etmek istedim.
Son birkaç gündür trend oldu. Sosyal medyada nereyi açsanız fotoğrafını yaşlandırmış birilerini görürsünüz. Hatta artık bıkkınlık verdi desek yeri var.
Gün artık dağların ardından kaybolmak üzere. Hani o gökyüzünde kızıl rengin en güzel tonunun olduğu anlar vardır ya; işte öyle güzel bir manzara karşımda. Arabamı dümdüz bir otobanda 120’ye sabitlemişim.
Canım kızım, Bugün 8 Mayıs 2019. Yani senin 4. doğum günün. Seni heyecanla beklediğimiz günlerin bitişi, kucağımıza alıp; kokunu doya doya çekmeye başladığımız ilk gün. Sanki dünyanın en güzel hediyesi
İnsanlar çift mi yaratıldı? İnsan insana bu kadar mı benzer? Cevabım her iki soruya da; “Evet” Gelin size başımdan geçen ilginç bir olayı anlatayım.
Geçen gün bir yerde ilginç bir soru okudum. “Bugün 100 yaşında olsanız ve torunlarınıza yaşamınızı anlatacak olsanız neler söylerdiniz?” diye soruyordu. Elbette anlatacağım çok şey olurdu. Ancak ben en çok