Uğultu bitti. Eridi çamurlar şimdi gök günlük güneşlik Bahara döndü mevsim Senin için çizdiğim resim En güzel yerinde asılı duvarlarımın. * * * Bir
Uğultu bitti. Eridi çamurlar şimdi gök günlük güneşlik Bahara döndü mevsim Senin için çizdiğim resim En güzel yerinde asılı duvarlarımın. * * * Bir
Sıralayın artık vedalarınızı,İsterseniz teker teker,İsterseniz hepiniz bir an da dönün sırtınızı,Çok geç kaldınız!Gelmek için de,Gitmek için de,Ama varsa vaktiniz buyrun oturun,Suçlayın beni!Hatırlatın unuttuklarımı,Yaptıklarımı, söylediklerimi,Gittiğim yolları,Gidip dönemediklerimi,Gidip ölemediklerimi… Yemin ederim çıkmayacak
Gözlerinin içinde ruhunu görebildiğim kadın.Işıltısını hiç kaybetmeyen o gözleriyle gülümseyen kadın.Küçük bir tebessümüyle kalpleri ısıtan kadın.Hayatı anlamlandıran ifadesiyleYüzü hep gülen kadın.Çehresindeki altın oranınUyumunda kaybolduğum kadın.Dünyanın en güzel çiçeklerininKokusu burnunda olan
Gerçekçiliği giderek artan rüyaların ardından dokuz benliğiyle ölmüş bir kadını geri gelmeyene dek bekleyene...
Say ki uzun yollardan geldim, Say ki dönüşü olmayan yerlerden, Say ki evim yıkıldı, Tanrı misafirin oldum, Say ki evim yoktu, evim olmanı umdum. * * * Say ki ellerinden
Okuyamadım hayatı, ben istesem de okutmadı tamamıyla Okudum fırsat buldukça ama bu seferde anlamama izin vermedi hayat. Çıktım geniş odamın dar kalıplı kapısından, Büyük dertleri olan küçük dünyaya Yürüdüm beyaz
Su gibiydi hayatım; temiz ve berrak olduğu da oldu, Kirli ve pis olduğu da oldu. Toprak gibiydi hayatım; çamur olduğum da oldu, Meyve veren bir ağaç yetiştirdiğim de, Hava gibiydi hayatım;
Nedir bu büyüklüğün ey insanoğlu! Allah ruhundan üflediğinden midir? Bu kadar kendini Tanrı yerine koyman. Ben bu dünyanın başıyım havasına girmen. Nedir bu büyüklüğün sebebi insanoğlu. Korktuğunda çığlık atıp, bir
Gördüklerim bildiklerime katıldılar, Duygularımı da kuşanıpAtlılar gibi dilimin ucuna dayandılar. Bir dost bulamadımOracıkta kaldılar. Atlılar hemen yılmadılarBoğazımdan içeri akıpEllerime doğru koştular. BiliyorumYazmak lazım. Ama gel görKelimeler birbirine dolandıBir türlü bir
Eski fotoğrafları yaksam, Beraber uyuduğumuz o yatakta senin uyuduğun tarafta uyuma cesaretini bulsam, Aynı yolları yürümesem, aynı duraktan binmesem otobüse. Hep sarıldığımız o köşede harcamasam dakikalarımı, Parkın yanından her geçişimizde
Öyle yaralamıştı ki gidişin kapanmaz sanırdım Bende açtığın yaralar öyle değilmiş meğer İyileşiyor zamanla en derin yaralar Unutulmaz sandığın sevdalar bile Unutuyor yavaş yavaş * * * Zaman en büyük
Susma, Susma artık bir şeyler söyle, İyi ya da kötü, Doğru ya da yanlış iki kelam et. Duymalıyım artık sesini, Kulaklarımda çınlamalı kahkahaların. Fısıltına dahi muhtaç olmak mahvediyor beni. Düş,
Gülüşüm, Karışmayacaksa artık gülüşüne, Yorgun başım, Düşmeyecekse artık dizine, Meftun olsam ne yazar, Ya da yazsa gazeteler adımı maktül diye… * * * Kalbimden, Kalbine yoksa artık bir yol, Ayrılık,
Korkuyorum… Korkularımla yüzleşmekten, Duygularımdan bahsetmekten, Gözlerinin içinde kaybolmaktan, Yolumu bulamamaktan. Korkuyorum… Zamandan, Zamanla benden uzaklaşmandan, Geçirebileceğimiz zamanlara engel olmaktan. Korkuyorum… Seni kırmaktan, Hayallerine prangalar vurmaktan, Aşkımla özgürlüğünü elinden almaktan. Korkuyorum…
Aklımda bin bir soru var ve cevaplarını bilmediğimNedenle başlayıp cevabını veremediğimVar sen ver biliyorsan verebiliyorsan eğerNeden fırtınalar kopuyor içimdeNeden ağlamaklı gözlerimNeden bir yaralı bir kuş gibiÜrkek, titrek yüreğim..Neden istemediğin hâlde
Nasıl anlar insan kaybolmadan eve vardığını Kaçıncı vagon geçerken anlar kış gelir yine Ve Hangi yorganın altında ölür yaşlı bir göçmen nine Ya da hangi taştan mağara geçirmez yoksulluğu Hangi