
Pierre Franckh’ın Rezonans Kanunu kitabını okurken kendimi sık sık durup düşünürken buldum. Daha ilk sayfalarda, hayatımızda karşılaştığımız şeylerin tesadüf olmadığını, aslında içimizden yaydığımız titreşimlerin bir yansıması olduğunu anlatması beni etkiledi. Çünkü çoğu zaman farkında olmadan aklımızdan geçen olumsuz cümlelerin, başımıza gelen olumsuzluklarda rol oynadığını görmek hiç de zor değil.
Kitap bana şunu hissettirdi: Hayatın yönünü değiştirmek için sadece istemek yetmiyor, hissetmek gerekiyor. Yazarın dediği gibi, rezonans kanunu çekim yasasından daha derin; sevgi istiyorsak sevgiyle titreşmeli, huzur istiyorsak içimizde huzuru büyütmeliyiz. Bu bakış açısı bana çok şey kattı.
En çarpıcı bulduğum bölümde Franckh şöyle diyordu: “İçinde olmadığın hiçbir şeyi hayatına çekemezsin. Ne istiyorsan, önce onunla titreşmeye başla.” Bu cümle benim için kitabın özeti gibiydi. İstemek yerine hissetmek, hayalini kurduğun şeyin duygusunu içten yaşamak… İşte asıl dönüşüm burada başlıyor.
Okudukça ufak önerilerini denemeye başladım. Sabah uyandığımda birkaç dakika şükretmek, gün içinde küçük bir dileği olurken onun duygusunu hissetmeye çalışmak, bana iyi gelen insanlara odaklanmak… Belki küçük adımlar ama farkı hissettim. Günlerim daha sakin, daha keyifli geçti.
Kitabı kapattığımda aklımda şu düşünce kaldı: Hayat dışarıdan bize dayatılmıyor, içeriden yansıyor. Bu farkındalık bile insanın bakışını değiştiriyor. Samimi bir kişisel gelişim kitabı arayanlara Rezonans Kanununu gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Hayatını değiştirmek isteyenlere başucu kitabı olacağını düşünüyorum.