‘Neyim olursan ol hayal kırıklığım olma, orası çok kalabalık seni tanıyamam’ demiş Özdemir Asaf Off nasıl bir söz Mıhlandım kaldım Her şeyi olanı ile herkes gibi olan arasındaki ince çizgi
‘Neyim olursan ol hayal kırıklığım olma, orası çok kalabalık seni tanıyamam’ demiş Özdemir Asaf Off nasıl bir söz Mıhlandım kaldım Her şeyi olanı ile herkes gibi olan arasındaki ince çizgi
Bir zamanlar hayatın anlamı hareketti sanıyordum. Daha çok yer görmek, daha çok insan tanımak, daha çok şey yapmak… Sanki sürekli bir şeylerin peşinde olmazsam, varlığım eksilecekmiş gibi hissediyordum. Sonra bir
Bazen en güçlü söz, hiç söylenmeyendir. Bazen konuşmamak, en çok şey anlatan eylemdir. Sessizlik… Bir köşede otururken, pencereden süzülen ışıkta yüzünüze düşen düşünceler gibi ağır ama huzurlu bir hâl taşır.
Uzun yıllardır Siz ve Biz Blog’un editörlüğünü sürdürüyorum. Bu süreçte blog birçok evre geçirdi; temalar değişti, içerikler çeşitlendi ama bir şey değişmedi: Yazıya ve düşünceye verdiğimiz değer. Birçok yazara ev
İş hayatına dair en büyük yanılsamalardan biri, “herkes emeğinin karşılığını alır” sözüdür. Kulağa ne kadar da güzel geliyor değil mi? Ne yazık ki, iş dünyasında adalet çoğu zaman masallardaki ejderha
Cahit Arf, adını duyduğumda yalnızca bir matematikçi değil, insana ilham veren bir karakter olarak beliriyor zihnimde. Onu farklı kılan şey, tahtaya tebeşirle yazdığı formüllerden çok, insanlara bıraktığı duyguydu. 1910 yılının
20 Mart 1991 sabahı New York. Yüksek bir apartmanın 53. katındaki dairede, dört yaşındaki Conor annesiyle birlikte kahvaltısını bitirmişti. O gün babasıyla dışarı çıkacak, öğle yemeği yiyecek, ardından Central Park’ta
Paletimdeki tüm kelimeler küflenmiş Hormonlu zaten bu mevsimdekiler. Hayatın paletinde hiçbir cümle beyaz değil, suni daltonizm ışık hızıyla akıyor geçmişe ait kadim dırdırların merkezine. Sözcük paletleri baştan sona travmatik vaka.
Son zamanlarda özellikle sosyal medya paylaşımlarında sıkça karşıma çıkan bir söz var: “En güçlüler nazik davranır. En akıllılar sessiz kalır. En varlıklılar basit yaşar. En mutlular özelini gizler. Gerçek güç
Paul Auster’in elinize ilk aldığınızda hacmi ve sayfa sayısı gözünüzü korkutan ama okumaya başladığınızda gerek kurgusuyla gerekse bir dönem romanı olması ve dilinin akıcılığı sayesinde sıkılmadan okuyabileceğiniz romanı. Yazar kitabın
Bazen insanın zihni geçmişte takılı kalır. Bir söz, bir karar, bir an… Keşke farklı davransaydım dediğimiz birçok an vardır. İnsan doğası gereği yaşadığı olayları tekrar tekrar düşünür, alternatif senaryolar kurar.
Evet, nerede kalmıştık 🙂 Çoktandır ara vermiştim yazmaya ama kitap okumayı bırakmadım hiç… Madem yeni baştan başlıyoruz, daha önce hiç okumadığım bir yazarın kitabıyla başlayalım. Hikmet Hükümenoğlu’nun okuduğum ilk kitabı Körburun…
Bir sahnede loş ışıklar altında hipnotizmacı seyircilerden birine dönüp, “Üç dediğimde uyuyacaksın” der. İzleyenler şaşkınlıkla, karşısındaki kişinin gözlerini kapatıp gevşediğini görür. İşte tam da o anda herkesin kafasında aynı soru
Bir gün, kendi kendime “neden hep kolay olanı seçiyorum?” diye sordum. Kolay olanı seçtiğim her sefer, kısa vadede rahatlatsam da uzun vadede hep yordu, pişman etti, sıradanlaştırdı. Oysa zor görünen
Modern Türk edebiyatında sessizce çıkardığım bir eser var: Beni Taşıyamazdın. Kaleme aldığım bu roman, sadece bir kitap değil; aynı zamanda duygusal bir yolculuk. Peki, bu eseri diğerlerinden ayıran nedir? Bu
Kıskançlık çoğu zaman sessiz başlar. Dışarıdan belli etmesek de içeride bir uğultu gibi büyür. Normalde masum olabilir; bir arkadaşımızın başarısına bakar, “ben de isterdim” deriz. Bazen bu his bizi harekete
Bir çocuk düşün; 1452’de, Toskana’nın küçük bir köyünde doğuyor. Adı Leonardo. Çamurun içine bastığında izine bakıyor, derenin kıvrımını çiziyor, kuşların kanat çırpışını gözleriyle takip ediyor. Daha küçük yaşlarda bile dünyayı
Geçenlerde arkadaşlarla otururken konu yine dönüp dolaşıp influencerlara geldi. Birisi dedi ki, “Ya kardeşim biz okuduk da ne oldu? Şu an işe gidip geliyoruz, maaşı zor yetiriyoruz. Adam sabah uyanıyor,
1920 yılında Halide Hanım (Adıvar) önderliğinde bir grup aydın Eskişehir’e gider. Şehir, işgal bölgesinden kaçanlarla doludur. Askerin kıyafeti yoktur. Cephane azdır. Süvari kılıcı beline iple bağlanmıştır. Her taraf açlık ve
Polat Alemdar kusura bakmasın ama Türkiye’de öyle “Encümen”, “Aksakallılar Heyeti” falan gibi mistik, gizli toplantılar yapan bir derin devlet yok. Hayal kurmayın yani. “Nasıl olsa derin devlet bizi kurtarır” falan