
Atlara olan hayranlığım her zaman içimde tarifsiz bir mutluluk uyandırdı. Onları uzaktan görmek bile yüzümde tebessüm bırakıyordu. Fakat bir gün yakından yaklaşmak istediğimde, içimdeki heyecanla birlikte korku da beni sardı. Yanlarına gitmek istedim ama adım atamadım. O an yalnızca uzaktan sevebildim.
Hayatımın kırılma noktalarından birinde duyduğum bir söz zihnime kazındı: “Korkunun üstüne cesaretle gidersen, korkulacak bir şey olmadığını anlarsın.” Bu sözü hayatıma uygulamaya başladığımdan beri çok şey değişti. Atlarla aramdaki korku yavaş yavaş sevgiye dönüştü. Onların yanında olmanın, ruhuma şifa olduğunu hissettim.
Uzun zaman onları görmediğimde, yanlarına gitmeden önce içimde yine farklı bir heyecan doğuyor. Kalbimin ritmi hızlanıyor, o anın yaklaştığını her hücremle hissediyorum. Ahırın kokusunu duyduğumda bile içim garip bir mutlulukla doluyor. Başkaları için sıradan olan bu koku, benim için özlediğim bir huzurun işareti.
Atların insandan daha hassas olduğunu öğrendiğimden beri, aslında ne kadar özel canlılar olduklarını daha iyi görebiliyorum. Dışarıdan heybetli ve güçlü görünseler de, aslında ürkek ve narinler. Bana kalsa eğitimlerde kamçı kullanılmasını istemezdim ama çoğu zaman mecbur kalınıyor. Yine de inanıyorum ki onlarla konuşarak da anlaşmak mümkün. Bir atla göz göze geldiğinizde, boynuna ya da yanağına dokunduğunuzda zaten sözlere gerek kalmıyor. Çünkü anneleri de taylarını oradan yalayarak sever. Yarışlarda ya da engel atlamalarda binicilerin boyunlarına dokunup okşaması boşuna değil; bu, onların dili, iletişim biçimi.
At sevgisi yalnızca yanında olmakla sınırlı değil. Onunla dörtnala koşarken hissettiğiniz huzuru kelimelere sığdırmak zor. O an tüm dertler, sıkıntılar, kırgınlıklar bir anda siliniyor. Sanki kanatsız bir kuş gibi uçuyor, özgürlüğü iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İşte o an, atların insan sağlığına ne kadar iyi geldiğini anlıyorsunuz.
Elbette tehlikeleri de var. Kaç kez düştüm sayısını hatırlamıyorum ama hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü şuna inanıyorum: olacak olan, havada da karada da sizi buluyor. Önemli olan, sevdiğiniz şey için göze alabilmek. Atlarla ilgilenmek, onları sevmek ve onlarla birlikte öğrenmek bana hayatın en değerli derslerinden birini öğretti: Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen atılan adımdır.