
Geçenlerde arkadaşlarla otururken konu yine dönüp dolaşıp influencerlara geldi. Birisi dedi ki, “Ya kardeşim biz okuduk da ne oldu? Şu an işe gidip geliyoruz, maaşı zor yetiriyoruz. Adam sabah uyanıyor, kahvesini gösteriyor, parayı götürüyor.” Hepimiz bir an sessiz kaldık, çünkü mantık arıyorsun ama bulamıyorsun. Okumak, çalışmak, emek vermek yıllarca bize öğretilen yoldu. Şimdi ise izlenmek, beğenilmek, takip edilmek daha geçerli bir yol gibi duruyor. İşte burası insanın aklını allak bullak eden nokta.
Mesela Danla Bilic… kız makyaj yaparak başladı, sonra öyle bir rüzgâr estirdi ki artık markalar onun ağzına bakıyor. Düşün, senin makyaj çantan masraf kalemi olurken, onun makyaj çantası yatırım aracı. Ya da Enes Batur, oyun oynuyor, şaka yapıyor, eğleniyor… Senin anne-baban “Oyun oynama, dersine çalış” derken, o oyun oynayarak milyonlar kazandı. Burada bir terslik yok mu? Var, ama işte tam olarak neresinde terslik olduğunu anlamakta zorlanıyorsun.
Yurt dışında da durum farklı değil. Khaby Lame var mesela, tek yaptığı abartısız bir el hareketi ve donuk bir yüz ifadesiyle “Bu iş böyle yapılır” demek. Dünyanın en çok takip edilenlerinden biri oldu. İnsan ister istemez düşünüyor: Onun yüzünü buruşturması, senin üç sene üniversitede kafa patlatmandan daha mı kıymetli? Kylie Jenner desen, tek bir paylaşımıyla senin hayalini kurduğun evin değerinde para kazanıyor. İşte burada insan “Ben neredeyim, dünya nereye gidiyor?” diye sorgulamadan edemiyor.
Ama bir noktada da şunu görmek gerekiyor: Bu işi herkes yapamıyor. Çünkü dışarıdan sadece “telefonu aç, story at” gibi görünse de işin içinde başka bir şey var. Hikâye anlatabilmek, insanları peşinden sürükleyebilmek, kalabalıkları ikna edebilmek kolay değil. Herkes eline telefon alabiliyor ama herkes izlettiremiyor. Yetenek, özgüven ve biraz da farklı bir bakış açısı gerekiyor. Belki de influencerlığı meslek yapan şey tam olarak bu.
Yani hikâye dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor: Bilgi mi değerli, görünürlük mü? Belki de en doğrusu ikisinin birlikte olmasıydı ama günümüz dünyasında denge çoktan bozuldu. Sen okudukça derinleşiyorsun, onlar paylaştıkça zenginleşiyor. Anlamaya çalıştıkça kafan karışıyor, sinirlendikçe de biraz gülüp geçmekten başka çare kalmıyor. Ve belki de hayatın ironisi burada: biz anlamaya çalışıyoruz, onlar kazanmaya.