
Biliyorsunuz, yaz geldi mi herkes bir “tatile gitme zorunluluğu” hisleriyle dolup taşıyor. Adeta bir içgüdü. Toplum olarak sürekli pek çok konuda baskı oluşturduğumuz gibi ülke şartlarında bu konuda bile böyle gizli inceden bir itici güç var maalesef. Evlenmemeyi tercih edeni ya da çocuk sahibi olmamayı tercih edeni garipsemek kadar ayyuka çıkar oldu. Ben bile kendimi çevreme bu sene nereye gideceksiniz diye sorarken buldum. Bugün de oturup düşündüm: “bana ne ?” “Kime ne?” Deniz kenarında yatmazsan, Instagram’da ayak fotoğrafı paylaşmazsan insan sayılmıyorsun sanki. Ama ben buradan tüm tatilsizlere sesleniyorum: Tatile gitmemek de bir tercihtir. Hatta bence oldukça elit bir tercihtir.
Tatilde neler oluyor? Önce haftalarca “en uygun” oteli ararsınız, sonra da ona üç maaş verirsiniz. Ardından güneşin altında kavrulup “çok iyi bronzlaştım” diye teselli bulursunuz. Akşamları da sıraya girip açık büfede, bir tabakta 17 çeşit yemek toplayarak “gastronomi turu” yaptığınızı sanırsınız. Gerçekten ilham verici…
Ben mi? Ben evde klimamın karşısında oturuyorum. Kahvemi kendi bardağıma koyuyorum. Plaj şemsiyesini 06:00’da kapmak için sandalye bırakmama gerek yok. Deniz mi? YouTube’a yazıyorum “ocean waves sounds” — hem tuzlu su yutmuyorum hem de yanımdaki çocuk topunu kafama fırlatmıyor.
Ve evet, tatil fotoğraflarınız çok güzel. Özellikle 7. günün “hâlâ tatildeyiz” pozu. Ama fark ettiniz mi, tatilden dönünce hep aynı cümle: “Yoruldum, bir tatil daha lazım.” İşte ben o yorgunluğu yaşamıyorum. Çünkü tatil yapmak yerine, tatil yapmamanın konforunu yaşıyorum.
Tatil yapabilenleri ve gerçekten dinlenmekten ziyade sürekli bir koşturmaca içine girebilenlere tabii ki lafım yok. Alkol kullanmayan ve sadece tek öğün meze salata yiyen, meyve suyu içmeyen biri olarak içmediğim içeceklere yemediğim yiyeceklere para ödemek, uyumak yerine kahvaltı saatini kaçırmayalım diye alarm kurmak, denizin en güzel saatinde aç kalmayalım akşam yemeğini kaçırmayalım diye denizden çıkmak, havuz başında şezlong tutanlarla yarışmak üstelik havlunu çaldırmamaya çalışmak, aquaparkta sıra beklemek, bot kavgası yapmak…
Bu seneyi böyle geçirmeye karar verdik, hatta kızımın bu yaz başında deniz ve havuzdan soğuması için ettiğim dua kabul oldu ve bazı uygunsuz, mide bulandırıcı görüntülerden sonra havuz defterini kapattı. Bu kararı almasını o kadar çok bekliyordum ki gözlerimden çıkan kalpleri tahmin edebilirsiniz.
Sonuç olarak, herkesin yaz planı aynı olmak zorunda değil. Bazılarımız denizde yüzmek yerine, kendi koltuğunun içinde yüzmeyi tercih eder. Hem daha ucuz, hem daha huzurlu, hem de Wi-Fi hep çekiyor. Artık tatil anlayışımızı yeni yerler görmek, farklı ortamları keşfetmek üzere değiştiriyoruz. Benim rehberim kızım. O nereyi isterse oraya gitmeyi hedefliyorum. Kore ve Japonya listemizin ilk sırasında. 2026 yazında Kore’den Selamlar başlığı altında deneyimlerimizi paylaşmak dileğiyle.
Asuman ATAGÜN
2 ay tatil yapanlar için ara tatiller de var üstelik :)) tatilin son çeyreğinden iyi tatiller diliyorum