
Hayat bazen öyle anılar bırakıyor ki, zamanın bütün telaşına rağmen silinmiyor. Bir şarkının ortasında yakalayan melodi ya da kalabalığın içinde tanıdık gelen bir yüz… Bir anda kapılar açılıyor ve insan kendini en çok heyecanlandığı günlere geri dönmüş buluyor.
Benim için o günler üniversite yıllarıydı. Kampüsün kalabalığı, kantinlerin gürültüsü, sınav öncesi sabahlara kadar süren çalışmalar… Ama sen yanımdayken bütün bunlar başka bir anlam kazanıyordu. Kahkahalarınla her şey hafifliyor, yanımda yürürken yollar kısalıyordu. Kütüphanede aynı masaya oturduğumuzda kalabalığı unutuyor, sadece seninle aramızda kurulan sessizliği dinliyordum. İçimde tarifsiz bir heyecan vardı; yeni, saf ve gerçek.
Sonra yaz tatili geldi. Hepimiz ailelerimizin yanına döndük, biraz dinlenmek, biraz uzak kalmak için. Ve işte o tatilde haberi aldım; bir trafik kazasında seni kaybetmiştik. O an zaman durdu. Dünya dönmeye devam etti belki ama benim içimde bir şey orada kaldı. Senin gülüşün, o koşuşturmalı günler, birlikte hayalini kurduğumuz yarınlar… Hepsi bir anda yarım kaldı.
Zaman geçti, yeni şehirler, yeni insanlar, yeni ilişkiler girdi hayatıma. Güzel anlar da oldu, değerli insanlar da tanıdım. Ama kimse senin gibi olmadı. Kimsenin kahkahası seninki kadar içimi ısıtmadı, kimsenin bakışında aynı huzuru bulmadım. Ne kadar denesem de içimdeki boşluğu dolduramadılar. Sen bir kere yerleşmiştin kalbimin en derinine ve kimse orayı senden alamadı.
Bazen kalabalığın ortasında tanıdık bir parfüm kokusu çıkıyor karşıma, bir anda içimdeki bütün kapılar açılıyor. Bir yüz, bir gülüş, bir şarkı… Hepsi yeniden seni getiriyor yanıma. Kalbim o genç haline dönüyor, kampüs yollarında yanımda yürüyen hâlini anımsıyor.
Unutamamak bazen ağır geliyor, bazen de kıymetli bir hazine gibi parlıyor içimde. İnsan kendiyle çelişiyor; hem o yaraya dokununca canı acıyor, hem de orada saklanan sıcaklıktan vazgeçemiyor. Ben de öyle yaptım. Seninle geçen yılları bir yük gibi değil, ömrümün en değerli emaneti gibi taşıdım. Çünkü kalbin ilk kez böylesine açıldığı günler, hiç silinmiyor.
Bugün hâlâ kampüs yollarını hatırlıyorum. Yan yana yürüyüşlerimizi, kantinde birlikte paylaştığımız kahveleri, göz göze geldiğimizde sessizce anlaştığımız o bakışları… Sen artık burada değilsin ama benim içimde hâlâ oradasın. Ve biliyorum, kimse senin yerini dolduramayacak.