Kimileri İçin Zorunluluk, Kimileri İçin Mutluluk; Güneşi Karşılamak

Kimileri İçin Zorunluluk, Kimileri İçin Mutluluk; Güneşi Karşılamak

Sabahın ilk ışıkları odama süzüldüğünde gözlerimi aralamayı hep çok sevdim. O an, dünyanın uykudan uyanışına tanıklık etmek gibi geliyor bana. Sessizlik henüz bozulmamış olur; sokaklar kendi nefesini tutar, kuşlar hafifçe şarkıya başlar. Ve ben, bir anlığına sanki her şey sadece benim için başlamış gibi hissederim.

Güneş doğarken uyanmak bir alışkanlık değil, bir ritüel gibi. Elbette uykudan feragat etmek kolay olmuyor. Hele gece geç yattığımda, yatakta biraz daha kalma isteği içimi kemiriyor. Ama biliyorum ki, o birkaç saatlik fazla uyku bana hiçbir zaman güneşin doğuşunu izlerken aldığım huzuru veremeyecek. Günün ilk ışıklarıyla beraber yeni bir sayfanın açıldığını görmek, bana bütün yorgunlukları unutturuyor.

Aslında burada ilginç bir çelişki var. Bazı insanlar, işlerinden dolayı mecburen güneş doğmadan uyanıyorlar. Onlar için bu manzara artık bir alışkanlık, hatta bir zorunluluk. Ve çoğu zaman tek hayalleri, bir sabah olsun da doya doya uyuyabilmek, saatlerce güneşi hiç umursamadan yatakta kalabilmek. Bu yüzden erken uyanmanın o eşsiz tarafını çoğu zaman göremiyorlar. Halbuki özgürce, kendi isteğinle uyanıp günün doğuşunu selamlamak, bambaşka bir kıymet taşıyor. Mecburiyetle yapılan şey, ne kadar değerli olsa da çoğunlukla gözden kaçıyor.

Sabah erken uyanmanın en güzel yanı, zamanı yavaşlatması. Güneş yükselmeden, hayatın hengâmesi başlamadan, kendimle baş başa kalabiliyorum. Bazen kahvemi alıp pencerenin kenarında oturuyorum, bazen kısa bir yürüyüşe çıkıyorum. O anda içimde tarif edemediğim bir mutluluk oluyor. Sanki güneş yalnızca bana fısıldıyor: “Bugün de buradayım, senin için yeniden doğuyorum.”

Birçok insan sabah uykusunu mutluluğun kaynağı sanır ama ben artık biliyorum ki gerçek mutluluk, sabahın armağanlarında gizli. Günün o en saf, en berrak anlarında yakaladığım huzur, bütün güne yayılıyor. Bazen arkadaşlarım, “Bu kadar erken kalkmaya nasıl dayanıyorsun?” diye soruyor. Gülümsüyorum. Çünkü ben biliyorum ki, bu küçük fedakârlık aslında büyük bir kazanım.

Güneş doğarken uyanmak, yalnızca günün başlangıcına şahit olmak değil; kendi içimde de bir başlangıca izin vermek demek. İçimdeki ışığı, umudu ve huzuru yeniden uyandırmak gibi. Belki de bu yüzden, sabahın ilk ışıkları bana hep hatırlatır: Mutluluk, çoğu zaman küçük anlarda saklıdır.

Ve ben, her sabah güneşle beraber doğmaya devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki, bu mutluluğa değiyor.✨

Selin Aras

Edebiyat denemeleri, Kültür-Sanat, Kitap yorumları

Dinle00:00
1.0x

Yazıya yorum bırakın

Takip Edin
Arama Trend
Rastgele Yazılar
Yükleniyor

Oturum açma 3 saniye...

Kaydolma 3 saniye...