Bu kitabı okuduktan sonra fark ettiğim ilk şey, hayatımda değiştirmek istediğim birçok şeyin aslında düşündüğüm kadar büyük olmadığıydı. Daha önce hep motivasyon arayan, “yarından itibaren başlayacağım” diyen biri olarak, değişimin
Bu kitabı okuduktan sonra fark ettiğim ilk şey, hayatımda değiştirmek istediğim birçok şeyin aslında düşündüğüm kadar büyük olmadığıydı. Daha önce hep motivasyon arayan, “yarından itibaren başlayacağım” diyen biri olarak, değişimin
Her şey yolundaydı. En azından ben öyle sanıyordum. İşimde ilerliyordum, arkadaş ortamım keyifliydi, rutinlerim oturmuştu. Sabahları isteksiz uyanmıyordum, akşamları “bugün de boşa geçti” hissi yoktu. Hayat, kendi akışında dengeli bir
Bu aralar herkes enerjisinden söz ediyor. Ben de düşündüm; belki de enerji dediğimiz şey, sadece biziz. Son zamanlarda herkesin dilinde enerji var. “Enerjim düştü”, “enerjimi temizledim”, “enerji çalışması aldım” gibi
Bir zamanlar tanrılar gökten iner, insanlar onlara adaklar sunardı. Şimdi o tanrılar yok ama ritüellerimiz sürüyor. Yalnızca biçim değiştirdiler. Artık kurbanlarımız zaman, enerji ve dikkat. Her gün ekran başında geçirdiğimiz
“Görmedim, duymadım, söylemedim.” Bu cümle, onun hayatının özeti gibiydi. Küçüklüğünden beri etrafında fısıldanan bu sözleri önce bir oyun, bir masal gibi anlamıştı. Sonra fark etti ki, bu aslında hayatın sessiz
Bir zamanlar hayatın anlamı hareketti sanıyordum. Daha çok yer görmek, daha çok insan tanımak, daha çok şey yapmak… Sanki sürekli bir şeylerin peşinde olmazsam, varlığım eksilecekmiş gibi hissediyordum. Sonra bir
Zamanla fark ettim ki bir ilişkiyi yıpratan şey büyük hatalar değil, küçük tekrarlar oluyor.Okuduklarım, dinlediklerim, yaşadıklarım derken şunu anladım:Mutlu bir ilişkiyi ayakta tutan şey “doğruyu yapmak”tan çok, yanlışa devam etmemek.Çünkü
Bir köyden dünyaya uzanan bir ışığın hikayesi. 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde, yoksul ama onurlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi Aziz Sancar.Sekiz kardeşin yedincisiydi. Babası Abid Sancar terzilik yapar,
Uzun süre hayatıma yön verirken hep aynı yanılgıya düştüm: ne kadar çok çabalarsam, ne kadar çok didinirsem, o kadar çok şey elde edeceğime inandım. İstediklerimi almak için sürekli bir koşuşturmaca
Cahit Arf, adını duyduğumda yalnızca bir matematikçi değil, insana ilham veren bir karakter olarak beliriyor zihnimde. Onu farklı kılan şey, tahtaya tebeşirle yazdığı formüllerden çok, insanlara bıraktığı duyguydu. 1910 yılının
Benim de hayatımda böyle dönemler oldu; dışarıdan bakıldığında her şey yolundaydı ama içimde hiçbir şey kıpırdamıyordu. Mutlu olmam için gerekenlere sahiptim, fakat o tatmin hissi bir türlü gelmiyordu. İşte bu
Türkiye’nin en çok konuşulan yıldızlarından biri… 1993’te Balıkesir’in Bandırma ilçesinde doğan Hande Erçel, bugün 30 yaşında ve hâlâ magazin gündeminin merkezinde. Çocukluğundan beri dikkat çeken güzelliği ve enerjisi vardı. Mimar
Kıskançlık çoğu zaman sessiz başlar. Dışarıdan belli etmesek de içeride bir uğultu gibi büyür. Normalde masum olabilir; bir arkadaşımızın başarısına bakar, “ben de isterdim” deriz. Bazen bu his bizi harekete
Nietzsche benim için yalnızca bir filozof değil, adeta düşünce yolculuğumun en keskin, en heyecan verici durağı. Onu okuduğumda bir felsefenin soğuk bilgilerini değil; hayatın içinden, zaman zaman sarsıcı, zaman zaman
Geçenlerde Ayşe Kulin’in Aşk romanını okudum. Mevlânâ ile Şems’in ilk karşılaşmalarını anlatırken hissettirdiği o “ezelden tanışıklık” duygusu öyle derin geldi ki, kitap elimdeyken uzun süre düşündüm. Hiç tanımadığımız birini görüp
Anne… Bir kelimenin içine sığdırılmış en büyük kucak, en derin huzur, en temiz sevgi. Onu kaybettiğinde insan, çocukluğunu da, sığınağını da, en güvenli limanını da kaybediyor. Hayatta bazı kayıplar vardır
Bir çocuk düşün; 1452’de, Toskana’nın küçük bir köyünde doğuyor. Adı Leonardo. Çamurun içine bastığında izine bakıyor, derenin kıvrımını çiziyor, kuşların kanat çırpışını gözleriyle takip ediyor. Daha küçük yaşlarda bile dünyayı
Dolunay geceleri hep bana farklı hissettirmiştir. Çocukken pencereye çıkıp gökyüzüne baktığımda, o koca yuvarlak ayın ışığı altında uykuya dalmakta zorlanırdım. Sonra büyüdüm, sosyal medyada bir şey dikkatimi çekmeye başladı: “Koç
1906’da Adapazarı’nda doğan Sait Faik Abasıyanık, edebiyatımızda “sokaktaki insanın yazarı” olarak anılır. Onun kaleminde balıkçılar, kahve köşelerinde oyalanan işsizler, hamallar, çocuklar ve bazen de küçük sevinçlerle yaşayan sıradan insanlar hep
Onun hikâyesini araştırmaya başladığımda, yalnızca bir şarkıcıyla değil, bir roman kahramanıyla karşılaştığımı fark ettim. Denizli’nin küçük bir kasabasında başlayan yolculuk, bugün bir ülkenin ortak hafızasına kazınmış durumda. Ama satır aralarına