içinde

Dost Nedir? Herkes Dostunuz Olabilir mi?

Bir hikaye iki yaşam var bu yazımda. Bilemiyorum ne kadar gerçek ne kadar değil! Benden yazması sizden okuması…

Ahmet ve Mehmet üniversite yıllarında tanışan iki arkadaş. Gerçek manada arkadaş değil kardeş bile desek daha iyi aslında. İki can dost aynı evi paylaşırlar uzun yıllar. Sonunda mezuniyet gerçekleşir. İki arkadaş memleketlerine döner ve başka şehirde olsalar bile iletişimleri hep sürer. Ahmet işinde o kadar ilerlemiş ki artık baya zenginler sınıfına girer olmuş. Tabi ki Mehmet aynı kalmamış o derece ilerlemiş ki ülke çapında duyulmuş. İşleri gayet iyi bu sıkı dostlar medyada da popüler olmuşlar. Hayat çok güzelmiş onlar için. Elbette hepsi bu kadar değil…

Hayatın Cilvesi Onları Bulmuş

Yılların verdiği tecrübe ile işleri ikisi de ilerletmiş ancak dünya çapında kriz patlak verince Mehmet iflas etme noktasına gelmiş. Özellikle Mehmet’in sektörü en büyük darbeyi almış. Son çare olarak durumu kendisine göre oldukça iyi olan Ahmet aklına gelmiş. Kimseye duyurmadan bu işten nasıl kurtulurum diye düşünürken Ahmet’in borç vereceğini hesaplamış. Düşmüş yola. Farklı şehirlerde olsalar bile randevusuz ofislerine girip çıkıyorlarmış tabi ne de olsa dostlar. Mehmet, firmanın binasına gelmiş. Danışmaya Ahmet Bey’in ofisine çıkacağını belirtmiş. Ancak güvenlik görevlileri daha önceden tanıdıkları Mehmet’i yukarı çıkarmamışlar. Durum üzerine Mehmet danışmaya dönüp “Ahmet’i arayın benim geldiğimi, dostunun geldiğini söyleyin” demiş. Danışma ofisi aramış ancak sekreter ” Ahmet bey, öyle birini tanımıyormuş.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine Mehmet’in dünyası başına yıkılmış. “Vay be, demek bizim dostluk dediğimiz para varkenmiş…” diyerek çıkmış firmadan.

Çaresiz ne yapacağını bilmeden yakındaki bir parka atmış kendini. İki elinin arasına kafasını almış ve başlamış derin derin düşüncelere. Artık derdi batmakta olan firması değil Ahmet ile olan dostluğuymuş. İçine oturmuş bu davranış. Uzunca süre oturmuş o parkta. Uzunca süre ağlamış ve kendini teselli etmeye çalışmış.

Kim O ihtiyar?

Parkta Mehmet’in durumunu gören bir ihtiyar yanaşmış yanına. “Oğlum neden ağlıyorsun? Bak hava ne güzel, hayat ne güzel ne oldu?” Diye sormuş. Mehmet ise bu soruyu bekler gibi sanki yıllardır tanıyormuş gibi başlamış anlatmaya. Ahmet ile olan dostuluğunu, yaşadıklarını, başarıları ve hatta başarısızlıkları… Kısaca tüm hayatını anlatmış o yaşlı ihtiyara. Yaşlı adam sessizce dinlemiş Mehmet’i ve sonunda ise basit bir soru sormuş ihtiyar. Mehmet, “sana yardım etmeme izin verir misin?” Mehmet yaşlı adama bakmış kılık kıyafeti sıradan olan ihtiyarı süzmüş ve “dalga geçme ihtiyar” diye aklından geçirmiş. İhtiyara tekrar dönüp “Siz mi bana yardım edeceksiniz? Nasıl? Peki neden?” İhtiyar anlattıklarından çok etkilendiğini ve kendi hayatına benzettiği için Mehmet’e yardım etmek istediğini söylemiş. Mehmet ise “ne kayberim ki!” diyerek tamam demiş sizin yardım etmenize izin veriyorum. İhtiyar “sen beni burada bekle on dakika sonra geleceğim.” demiş. Mehmet bir umut beklemiş. Ancak şaşkın şekilde bu adamın kim olduğunu, neden bilmediği birine yardım etmek istediğini de düşünmeden edememiş.

Yaklaşık on dakika sonra ihtiyar elinde bir çanta ile gelmiş. Çantayı Mehmet’e uzatmış. “Al bu senin çaren, bunları al ama beni unut. Bunlar senin istersen borç olsun. Belki günün birinde ödersin. Ayrıca Ahmet hakkında da kötü düşünme. Belki bir bildiği vardır. Sen git şimdi işini kurtar…” demiş. Mehmet çaresiz şekilde çantayı almış ve o şaşkınlık, heyecan karışımı ile içine bile bakmadan memleketine geri dönmüş.

Nereden Biliyor?

Mehmet ofise girince yaşadıkları rüya gibi gözlerinin önüne gelmiş. Sonra aklı başına gelmiş ve masanın üzerindeki çanta aklına gelmiş. “İhtiyar bu çantayı vermişti” diyerek açmış çantayı. Çantadan tam olarak onu kurtaracak miktar çıkmıştı. Ne bir eksik ne bir fazla… Mehmet şok içinde dualar üstüne dua şükürler üstüne şükürler etmiş. Ancak hep içinde bir yerinde o ihtiyarın kim olduğu sorusu kalmış.

Mehmet’in işleri ilerlemiş öyle ki eski başarıları bile gölgede kalmış. Artık sekötrün tek ismi olarak anılmaya başlamış. Doğal olarak ödüller üstüne ödüller almaya başlamış. Bu arada Ahmet’i takip etmeyi bırakmamış ama hiç aramamış ve hatta kimseye bile sormamış.

Sonunda Karşılaştılar!

Dünyaca ünlü bir organizasyona davet aldı, Mehmet. Davetli listesine kısa bir göz attı ve Ahmet’in firması gözüne çarptı. Ne olursa olsun bu organizasyona katılacak ve Ahmet ile yüzleşecekti. Ayrıca bu törende de dünya çapında ödül alacaktı kendisi. Hem bu başarısını Ahmet’e göstermiş olacaktı.

Sonunda ödül günü geldi. Salondaki yerini aldı ama Ahmet görünmüyordu. Konuşma için Mehmet’i kürsüye çağırdılar. Konuşmasının yarısında Ahmet içeri girdi. Bu sırada Mehmet’e bu başarıyı nasıl elde ettiğini sordular. Uzunca anlatmaya başladı Mehmet. Sonra iflas ettiğini ve sonra dostlarının sırt çevirdiğini anlattı. Yıllar sonra burada olmasını ise hiç tanımadığı bir ihtiyar adama borçlu olduğunu anlattı. Herkes şaşkın şekilde hikayeyi dinledi. Kimisi duygulandı kimisi ise “dalga geçiyor galiba” diye düşündü. Her şey bir yana en zor durumun dostlarının sırt çevirmesi olduğunu ve o azimle buralara geldiğini paylaştı Mehmet. Sonunda dayanamadı ve Ahmet’e ” Neden dostum? Neden? Bana param yok diyebilirdin, veremem diyebilirdin! Neden beni sildin, yok olmuş gibi davrandın?” diye sormuş. Ahmet ise göz yaşları ile beraber “neden mi?” diyebilmiş.

“Sen o gün ofisime geldin. Oysa sen gelmeden önce ben senin ne kadar ihtiyacın olduğunu bile öğrenmiştim. Seni tanımadım, kabul etmedim. Çünkü seni biliyorum. Kimseye minnet etmezsin. Dostun bile olsa borç istemek seni yararlardı. Bu nedenle sana dedemi yolladım. Yanına gelen ihtiyar benim dedemdi. İhtiyacın olan parayı verdi sana. Evet beni unuttun ama ben seni unutmadım. Her zaman destekledim seni. Hatta çoğu firmaya seni önerdim…” Bunları duyan Mehmet şok olur. Ağlamaya başlar. Sarılırlar ama akıllarda bir soru. “Neden Ahmet sonra neden ulaşmadın bana?” Mehmet sorusunu sorar. Kısa bir sessizlik olur. Salondaki herkes onlara kilitlenir.

Ahmet şu cevabı verir:

Mehmet, sen benim kardeşimsin. Biliyorum o gün çok yıkıldın ve biliyorum ki seni o gün kabul edip parayı verseydim şimdi olduğun yerde olmayacaktın. Şirketini kurtarıp satacaktın.”

Mehmet, “iyi de bunları nereden biliyorsun” diye sözünü kesti. Ahmet devam etti. “Biliyorum çünkü seni iyi tanıyorum. Sonra bu parayı verip senin gururunu yıkmak istemedim. Bunun için hiç tanımadığın biri ile sana ihtiyacın olan miktarı verdim. Böylece sen sırf o adama olan borcunu ödemek istediğin için işinde başarılı olacaksın ve günün birinde beni bulacaksın dedim. Dediğim gibi de oldu. Dostum, kardeşim Mehmet….

Hikayenin Sonunda Ne Olabilir ki?

Hikayenin sonunu siz istediğiniz gibi getirebilirsiniz. Gerçek şu ki dünyada kaç kişi gerçekten bir dosta sahip? Acaba bu devirde dostluk nedir? Çıkarlar üstüne kurulu bir düzende insan kendine nasıl dostum diyeceğini birini bulabilir? Tüm bunlar bu dünyada ne kadar mümkün olabilir ki? Elbette herkesin dostum diyebildiği birileri olabilir. Gerçekten zor zamanınızda sizin için fedakarlık yapabilirler mi acaba?

Kıssadan hisse dersek dostum demek değil mesele, mesele gerçek dostu bulmak ve yıllarca dost kalabilmekte…

Bir cevap yazın

Dizi önerisi; Anne With An E

Oruç Aruoba Anısına