Oruç Tuttum Ben – Bir Ramazan Hikayesi

36 yıldan fazla olmuş. Temmuz ayıydı. “15 tatilde” ve yaz tatilinde köye giderdik biz. Ramazan da yaza denk gelmişti.

“Ben de tutacağım oruç. Beni de kaldırın gece. Ben de sahur yiyeceğim!” diye ortalığı yıktım. Derdim aslında gece kalkıp ne yediklerini, ne yaptıklarını öğrenmekti.

“İyi,” dedi babam. “Bu gece erken yat, kaldıracağım seni.”

Uyanamam zannetti herhalde. Ama ben kalktım. Annem bulgur pilavı, elma kurusundan hoşaf, bir de yoğurt hazırlamış. Yedik. Sofradan kalktılar. Beni hâlâ oturur görünce sordu annem:

“Kalksana oğlum, ne bekliyorsun?”

“Sahur yiyeceğiz ya, onu getirmedin?”

Kahkahaları arasında anladım ki büyüklerin gece kalkıp gizli gizli yedikleri “sahur” hiç bilmediğim özel bir yemek değilmiş. Hayalim orada son buldu tabii. Ama orucu biliyordum; hoca akşam ezanını okuyana kadar yiyip içmiyoruz.

Neyse, lafı uzatmayayım; niyetlenmişim bir kere oruç tutmaya. Akşama kadar tutacağız artık. “Yarım tut, birleştirelim” falan dediler ama gurur yaptım. Lakin susuzluk zor kardeşim. Hele evin yanındaki, Ayşe’si yorulmasın diye dedemin dağdaki kaynaktan borularla getirdiği havuz ve gürültüyle akan o soğuk su, 6 yaşındaki bir çocuk için çok daha zor.

Niyeti bozdum. “Bir yudum içip oruca devam edeceğim” dedim ama halalarım hep bostanda. Hele küçük halam sanki beni izliyor. Çeşmeye ne zaman yaklaşsam dibimde bitiyor. Gıcık oldum.

Derken ortanca halam seslendi:

“Nihat! Deden çağırıyor.”

Dedem benim; adıyla namıyla Koca Hasan. Köyde herkes sözünü dinlerdi. Eski Kuvvacıydı. Anlatırım bir ara size eşkıya peşindeki günlerini, Ermenilerle olan maceralarını. Dağılmasın şimdi konu. O zamanlar dedemin erkek evladından olan tek erkek torunuydum. Kıymetim çok yani.

Dedem yerden epey yüksek çardağında oturmuş. Oraya herkesi çağırmaz.

“Geç de iki laflayalım,” dedi. Sonra bana eski eşkıyaları, Ermeni zulmünde köyü nasıl dağdaki mağaralara sakladıklarını, bana öğrettiği patikalarda nasıl pusular kurduklarını anlattı. Bilirdi çünkü, bayılırdım bu hikâyeleri defalarca dinlemeye.

Dedemi dinlerken uyuya kalmışım. Rüyamda dağa çıktım, mavzer sıktım eşkıyanın ardı sıra. Niyeyse beyaz bir atla Feke’ye girdim. Tüm köylü alkış tuttu bana.

“Hadi uyan, yüzünü yıka da gel. Ezanın eli kulağında,” dedi dedem. Başımda beklemiş demek. Halamlar sofrayı kurmuş; çorba, güveç, cacık var. Sofranın konusu da benim ilk orucum. Gururla küçük halama bakıyorum: “İşte ben böyle tutarım!” der gibi.

Sonra bir ara ben:

“Dede,” dedim, “bu hoca senden kesin korkar. Söylesene ona da bu orucu 15 tatilde tutalım. 15 tatilde akşam namazı hemencecik okunuyor!”

Dedemin ağzındaki güveç boğazına kaçtı gülmekten. Su içirip sırtına vurdular. Sonra elini omzuma koydu, Ramazan ayının her yıl nasıl geri gittiğini anlattı. Ve dedi ki:

“Oruç gün gelecek yine yazın tutulacak. O zaman sen baban kadar olacaksın. Baban da benim kadar olacak. Beraber iftar yapıp bu günü anacaksınız.”

“Sen nerede olacaksın peki dede?” dedim.

Ondan aldığım yeşil gözlerini gözüme dikti:

“Uzaktan sizi seyredeceğim ben,” dedi.

“Çok uzağa gitme dede,” dedim. “Ben zaten gelirim yanına.”

Gülümsedi dedem:

“Vakitli gel torun. Erken erken gelmeyin.”

Dedemi 20 yıl önce kaybettik. Büyük kızım ilk orucunu babamla birkaç yıl önce açtı. Küçük kızımın ilk orucuna daha var. Ben ise dedemin yanına gidip eski eşkıya hikâyelerini dinleyip huzurla uykuya dalacağım günleri bekliyorum.

Hayırlı Ramazanlar..

DRNKB

İdeoloji yaşam biçimi değilse geçim kaynağıdır.

Dinle00:00
1.0x

Yazıya yorum bırakın

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Takip Edin
Arama Trend
Rastgele Yazılar
Yükleniyor

Oturum açma 3 saniye...

Kaydolma 3 saniye...