
“Benim bir takıntım yok ki” demeyin; herkesin illa bir takıntısı vardır. Her gün yazılarını okuduğunuz blog yazarlarımızın takıntılarıyla karşınızdayız 🙂 Bazısı tuhaf gelecektir belki ama kendinizden de bir şeyler bulacaksınız mutlaka.

Bizden duymuş olmayın ama bildirim olmasa bile girip mesajlarını bir kolaçan eden yazarlarımız mevcut 🙂 Son görülme saatleri gecenin bir köründe olsa bile hemen sabahladıklarını düşünmeyin; öylesine bakmış olmaları yüksek ihtimaldir 🙂

Üç kişilik bir grup düşünün… İkisi karşılıklı mesajlaşırken aralarından biri üçüncü kişinin telefonunu eline alınca kaç mesaj göreceğini sayıyor. Hayal değil; gerçek 🙂

Hep yazı yazacak değiller tabi ki, aynı zamanda ev işlerini de icra ediyorlar. Hem de takıntılı bir şekilde. Büyük tabaklar bir tarafa, kaseler bir tarafa… Hepsi düzen içinde. Böylelikle boşaltırken de kolaylık oluyor kendilerine 🙂

Bir yazarımız… Yatılı okulda kalmış, yasak olmasına rağmen telefon götürmüş ve de haliyle sürekli sessizde kullanmış. O gün bugündür telefonunu sessizde kullanır, ola ki sesi açıksa hiç üstüne alınmaz 🙂 Uzaklarda aramayın; o kişi benim 🙂 Sanıyor musunuz ki zor ulaşılan bir insanım; hayır; 7/24 duyarım, anında cevap veririm.

Her renk çarşaf kullanabilir ama beyaz çarşafta yatmaktan korkan, rahatsız olan yazarımız var. Otellerde falan çok sıkıntı çekmesi bundandır.

Kitabın ya da gazetenin henüz gıcır gıcırken okunması kendisi için aşırı derece önemli bir yazarımız mevcut. Sonra okuduğu gazeteyi muhtemelen sofra bezi olarak kullansa bile kitapları değerlidir kendisi için.

Bu takıntıya zaman zaman hepimiz rastlarız çevremizde. Çağla, şeftali, kedi, erik, yılan, limon, örümcek gibi çeşitli kelimelere aşırı derecede tepki verirler. Hatta bazısı özellikle tüylü meyvelere dokunamazlar bile.

O kadar haşır neşir olduk ki internetle her anımızı orda paylaşır olduk. Hal böyle olunca da kim nereye gitmiş, nerde ne yapmış merak ettiğimizden bütün hesaplarımıza bakmadan uyuyamaz olduk. Vatani görev gibi, gözümüzden uyku aksa da bütün gönderiler bitince uyumaya hak kazanacak gibi hissediyoruz. İtiraf edin, sizlerde de vardır bu muhakkak.

Takıntının alası bu… Nice aşklar bu şekilde başlamadan bitti belki de 🙂 Şaka bir yana; gerçekten takılınacak bir durum bu da. Eğer çevrenizde varsa bu takıntıya sahip birileri, mesaj atarken bile dikkat edin onlara.

Sağ kolunu kullansa bile çantayı sağında değil solunda taşıyan, sağdaki omzunda bir türlü çantayı durduramayan yazarımız sonunda sırt çantası taşıyarak orta yolu bulmuştur.

Teoman’ın “Zamparanın Ölümü” şarkısında bir söz vardı; “Tanırsınız benim gibileri boş sokaklardan, çizgilere basmadan yürümeye çalışan insanlardan”… Bizim yazarımızda rögar kapaklarına, mazgallara basmıyor.

Hafızayı canlı tutmak için midir bilinmez yanından yöresinden geçen bütün araçların plakalarını okuyan yazarımız… Selam olsun sana 🙂

Bu yazarımızın çocukluğuna indik ve o günlerden kalma bir takıntısını bulduk. İlkokul sıralarındayken çalışkanların sol tarafta oturtulması sebebiyle hep sol tarafta olmayı alışkanlık haline getirmiş ve o özelliğini yürürken bile muhafaza etmiş.

Gezmeyi, yeni yerler görmeyi çok seven bir yazarımız da her gittiği yerden mutlaka ama mutlaka bir magnet ve kupa alırmış. Buzdolabının üstünde iğne başı kadar bile boş yer yokmuş.

Birden çok yazarımızda bu özelliği keşfettik. Ellerine geçen fotoğraftaki bütün ayrıntılara bakıp nerde olduğunuzu, ne yediğinizi, rujunuzun, ojenizin rengini, arkanızda var olan bütün nesneleri inceleme yetenekleri var.

Zannetmeyin ki ikisini de başının altına koyuyor. Birine sarılarak uyuyor 🙂 Olsun o da insan 🙂

Paraları cüzdanına aynı yüzleri aynı tarafa gelecek şekilde koyan yazarımızın neyse ki milyon doları yok. O yüzden gruplandırması çok zamanını almıyordur.

Normal insanlar saati 08.00’e falan kurarken bu yazarımız 08:03’e kuruyor. Çünkü 08:00 erken 08:05 geç oluyor kalmak için 🙂

Morali mi bozuk, canı mı sıkkın… Hemen Çalıkuşu’nun herhangi bir bölümünü açar, bütün repliklerini ezberlemiş bile olsa ilk izliyor gibi keyifle izler ve neşesi yerine gelirmiş.

Editörümüz, canımızın canı… Herkes üç nokta kullanırken o farkını konuşturuyor ve iki nokta olarak kullanıyor. Noktadan tasarruf 🙂
Takıntılarımıza bakıp bizi takip etmekten vazgeçmeyin sakın. Özümüzde iyi insanlarız 🙂 Editörümüzün usulüyle bitiriyorum yazıyı..