içinde

Rüyalarda Buluşuruz

Aylardan Nisan. Ne garip şimdiye kadar hiçbir zaman dilimini söküp atmak istememiştim hayatımdan. Bir haftayı, o haftanın saatini, dakikasını, saniyesini ve hatta salisesini. Acı acı çalan telefondan; kulağımı tırmalayan içimi yakan o sesin bundan sonraki hayatımda yeri doldurulamaz boşluk bırakacak bir zaman diliminin habercisi olacağını tahmin edemezdim.

Onca çabalamaya, umuda, tedaviye karşılık kalbin yenik düştü babam. Gittin giderken ardında büyümeye mahkum bir çocuk bıraktın. Sırtımı yasladığım gölgesinde dinlendiğim koca çınar devrildi. Dizlerine başımı koyduğumda telaşsız bir mutluluk ve dünyaya karşı duracak cesaretle kuşanamıyorum artık..

Bir bayram sabahı uyanıp fotoğrafınla bayramlaşmak. Her sabah olduğu gibi olanı biteni bir çırpıda anlatmak. Sensiz geçen ilk bayram babam. Soğuk bir mezar taşına el yüz sürmek, kokun gelir belki diye derin derin nefesler almak. Bir avuç toprak alıp sana dokunduğumu hissetmek, omzuma konan kelebeği sen sanmak geldin mi baba deyip gözyaşlarıma hakim olamamak…

Olur olmadık yerlerde akıyor gözyaşlarım babam. Biliyorum kızıyorsun ağlamama ama hayata karşı yenildiğim tek yaşanmışlık bu çaresizlikle baş etmek zor. Ölümü kabul ediyorum da yokluğun acıtıyor kabul edemiyorum, hala konduramıyorum. Sussam içim acıyor, anlatsam kelimeler kanatıyor.

Dağ gibiydin babam. Bir çukur kazdılar içine koydular seni. Üç beş toprak attılar, bir de taş kondurdular üstüne. Bu adam benim babam diye haykırdım sen duydun mu sessiz çığlıklarımı. Kızım diye haykırdın mı sen de yattığın yerden arkamızdan gelmek için kalkmaya çalışırken kafanı vurduğun tahta çok acıttı mı canını. Seni ebedi mabedinde bırakıp geldik diye kırıldın mı bize. Dünyanın düzeni buymuş be baba. Düzene karşı durduğumda asi kızım derdin. Hiçbir düzen değişmiyor bak. İsyanımla baş başa kaldım yine.

İnsan sevdiğini kaybedince içinde 40 mum yanarmış. Her gün bir mum sönermiş 40. gün tek bir mum kalırmış. O mumun ateşi sonsuza dek yanarmış. O ateş ki yakıp kavuruyor içimi, üflemekle sönmüyor gitgide alevleniyor…

Bugün 40. günün babam yüreğim yangın yeri.

Aylardan Mayıs, bir bayram sabahı. O bayram sabahında büyümeye çalışan bir kız çocuğu. Elini öpüp şımararak bayram harçlığımı alamıyorum. Zira artık şımarıklıklarıma katlanacak bir babam yok. Bu sabah bana kalan senin adına çiçekler ekmek ne dersin onlar da dinler mi beni sen gibi. Biliyorum izliyorsun beni deli kız diyorsun muzipçe gülerek. Dün gece çok bekledim seni rüyama gelirsin bayramlaşırız, sımsıkı sarılırız diye gelmedin işin vardı sanırım ama gel olur mu? Korkuyorum baba sesini unuturum diye, yüzündeki çizgilerin yanağındaki benin yerini unuturum diye çok korkuyorum tamam tamam ağlamıyorum üzülme.

Bencillik ediyorum belki, annenle babanla kavuştun, halamlar karşıladı mı seni? Ne güzel bayram havası vardır şimdi orda. Dedemin tatlı atışmaları, babannemin telaşlı bakışları, halamların o güzel baklavaları; çok yeme olur mu şekerin çıkmasın bir de tepsinin yarısı bitti diye halamlar kahkahalarla azarlamasın seni. Gülen gözlerinden, merhametli yüreğinden öperim. Bugün değil belki ama bir bayram sabahı gelicem yanınıza sıkı sıkı sarılıcam size. Ben gelene kadar mukayyet olun birbirinize. O zamana kadar bu diyardan o diyara hasret dolu selam olsun.

Yazar Eda ERDOĞAN

Herkesin gökyüzü kendi içindedir.

Bir yorum

Yorum Bırakın

Bir yanıt yazın

Gri Gökyüzü – Beyaz Akide Şekeri

Kendini Yaratanlar