içinde

Sana Dair Çaresizlikler

Çaresizlik.. Büyükmüş tüm kederlerden. Nerden başlarsan başla yazmaya büyük olurmuş ilk harfi daima. Virgül de koysan sonuna, nokta da, çaresizlik dediğinde dururmuşsun orda. Kağıda yazılanı silermişsin bir silgiyle, kaderine yazılanı silemezmişsin asla. Bilmiyordum, senden öğrendim çok geç bir zamanın ufkunda. 

Bir vaktiydi belki gecenin, belki saatler kalmıştı güneşin batmasına. Sen öylece yanımdaydın, öylece hemen ardımda. Göz gezdirişlerinin ardından bir şekilde aynı noktaya bakıyorduk nasıl olsa. Bir şekilde biliyordum farklı olmadığımızı, aramızdaki onca yıla  rağmen ve bir şekilde ümit ediyordum o kadar ulaşılmaz olmadığını aramızdaki tonlarca duvarlara rağmen. Bir şekilde karşıydı herkes, yasaktı adının tüm dillerdeki anlamı ve bir şekilde yazılandın sen bana, tüm ilahi defterlerde adının karşılığı bendim, benimki de sen. Belki de deliriiyordum yavaş yavaş, oturup hiç düşünmedim. Her düşüncem bir şekilde sana çıkıyordu nasıl olsa, başka bir şey düşünme gayretine hiç girmedim. Tüm gayretimdin, tüm dualarım; dilendiğim sendin Tanrı’dan. Kalbim kırık dökük, üstüm yara bere, dudaklarım kire, toza bulanmış.. Bunca pisliğin, bunca karanlığın arasında sen öyle pak, öyle beyazdın ki, öyle muhtaçtım ki sana.. Sen olmaya, senin olmaya. Yanında bir sabaha uyanmaya ve bir geceye kapatmaya gözlerimi boynundan göğsüne denk düşen o bulvarda. Kokun doldururdu belki ciğerlerimi, birkaç akşam şu odanın her yerini doldurduğu gibi; saçlarıma sinerdi belki kokun dokunduğun her yere sindiği gibi. Diyorum ya belki, belki okşardın saçlarımı, belki yaralarıma dokunurdu parmakların, belki kırık dökük kalbimi onarırdın, belki silerdin dudaklarımdaki kiri.. Belki temizlenirdim o sabaha uyanmadan, o geceye kapatmadan gözlerimi; belki gölge düşürmezdim beyazlığına. Belki de o zaman hangi yağmurdan damlarsan damla üstüme, sırıtmazdın sanki bir emanetmiş gibi. Kim bilir bütünleşirdik, af çıkardı adına şu yeryüzündeki tüm dillerden. Kim bilir belki de o zaman sadece ilahi defterlerde kalmazdı sana dair olan yazgım, asra manşet olurdu. Bu asrın tüm şairleri bizi yazar, tüm şiir sevenleri bizi okurdu. 

Senin hiç var olmadığın o hikayenin dili geçmiş zamanı bu, çaresizlik denilen o illetin betimlenişi. Hadi, bir kez olsun geç karşıma artık, bir kez olsun bak gözlerime. Böyle kolay olmamalı, böyle yenik düşmemeliyim çaresizliğe. Bak, yarattığın tüm hezeyanlara rağmen buradayım, tam karşında, ardında bir yerlerde, sağın da solun da.. Sen beni nerede görmek istersen tam orada. Biliyorum, sen hep gülersin ama bir kez, sadece bir kez benim için gül. Bak gözlerimin içine, dinle beni, anlaman mühim değil sadece dinle. İzin ver, anlatayım seni sana uzun uzun. Ne olur.. İzin ver… Anlatayım, tek gülüşünün kaç hüznü öldürdüğünü, anlatayım, tek sözünün kaç sözü yerin dibine gömdüğünü. Anlatayım sana bakınca yıkılan evimi, üstüme düşen çığları. Anlatayım, evsiz kalıp sana sığınmak için kaç kere Tanrı’ya yalvardığımı. Üzgünüm, bu çaresizlikle yaşamayı bilmiyorum. Üzgünüm senden kaçmaya çalıştığım her sokaktan sana çıkıyorum.

Ne olur beni affet, yüzüm kızararak söylüyorum, yine; ben uslanmayan o küçük çocuğum ve seni çok seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bimber Teması Ve Türkçe Dil Dosyaları

Semerkant – Amin Maalouf