içinde ,

Ben de Bir Zamanlar Çocuktum Belki de…

Hayata hiç bir şeyi seçemeden geliyorsunuz. Şanslıysanız sizin için ömrünü ömrünüze koyacak bir anne, baba, abi, kardeşe sahip olursunuz ya değilseniz… Öyle ki bir de kız çocuğu olarak dünyaya gelmişseniz hayata 1-0 mağlup başladığınızı, erkek kardeşinize sizden fazla değer verildiğini gördüğünüz gün anlayacaksınız. Benim 32 yıl sonra anladığım gibi…

Oldukça yoksulluk çeken bir ailede annemin 3. babamın ilk çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Şimdi yolda görsem tanımayacağım bir adama yıllarca “baba” demişim. Çok sonra öz babamla tanıştırılmıştım. Çok sert, yanına yaklaşılması zor bir adamdı babam. İnanılmaz korkardım ondan. Hiç bir şeyimi paylaşmam; yanında konuşmazdım çocukluğumda bile. Beni çok sevdiğini ama belli edemediğini söylerlerdi; ama ben buna asla inanmadım. O kendini herkesten çok seven biriydi.

Benden 1 yaş küçük; babamın 2. çocuğu benim de erkek kardeşimle aynı okula gitmeye başladığımızda, “ablalık” görevini küçücük omuzlarıma yüklemişti babam. Kardeşim için kavgalara girmeye başlamıştım. Ben ablaydım, kardeşimi hep korumalıydım okulda. Annelerimiz ayrı olduğu için aynı evde yaşamazdık; bilmezdim okul dışı hayatını. Okul içinde onu korumak benim görevimdi. Onun evi yakındı babamın işyerine; babam bırakırdı onu okula. Benim evimse uzaktı; ben kendi başıma gider gelirdim. Ben okula ilk başladığımda rengarenk okul çantalarıyla gelen arkadaşlarım arasında ucunu defterimin deldiği siyah poşetle andımızı içmek zoruma giderdi. Evet ben yoksul bir ailede dünyaya gelmiştim; ama babamın durumu o dönemde gayet iyiydi. Erkek kardeşim ise o siyah poşeti hiç görmedi; suluğu, beslenme çantası ve tiril tiril önlüğüyle tam bir zengin çocuk gibi salınırdı. Sarımsı saçları ve toplu yanakları ile hiç bana benzemezdi. Bense çelimsiz, esmer, zayıf, annemin o sabah sinirle topladığı ve saç tokasından kurtulmuş saç telleri etrafa dağılmış bir kız çocuğuydum. İkinci plandaydım hep. İsteklerini bastırmış, hep içinde bir şeylere ukde etmiş bir kız çocuğu olarak gençliğime gelmiştim.

Bu arada benden 8 yaş küçük annemin 4. babamın 3. çocuğu olarak dünyaya gelen 2. bir erkek kardeşim olmuştu. Onu ben büyütmüştüm, küçük annesi olmuştum. Son numaranın yeri bambaşkaydı. Bizim evde annemin ilk çocuğu abim ile son numara erkek kardeşimin yeri her zaman ayrı olmuştu. Yıllar içinde bu görünmez ayrımcılığın nasibini hem ben hem de ablam almıştık. Ablam da çok geri plana atılmış, namus kavramı altında çok ezilmiş bir kızdı. Benim pek arkadaşım olmazdı; ama o arkadaş edinmeyi onlarla vakit geçirmeyi, gezmeyi, tozmayı çok severdi. Bu sebepten çok da dayak yerdi. Karşımda bu örneği gördükçe; arkadaş edinmekten kaçınıp, kendi içine kapanan bir kız olmuştum.

Böyle böyle 18 yaşıma gelmiştim. Üniversiteyi kazanıp gittiğim gün benim ailemi; ailemin de beni terk ettiği gündü. Hiç tanımadığım koca bir şehirde yapayalnızdım. Egekentin dik yokuşunda iyiden iyiye kendini hissettiren soğuk havada “Sen Tek Başınasın” demiştim kendi kendime. İşte o günden sonra buraya gelene kadar cebimde varsa yemiş, yoksa hep aç yatmıştım, çalıştım, çok çalışmıştım. Bu ülkenin en güzel memleketlerinden birinde okuyup tadını çıkara çıkara yaşamayı kaçırmıştım; o memleketin en güzel köşelerini talan etmeden, kazandığımı yiyemeden; ama güzel dostluklar edinerek dönmüştüm.

En güzel yıllarımı sadece çalışmaya adamıştım; şimdi 32. yaşımı bitirmeye günler kala çocukluğumu, gençliğimi, en verimli çağlarımı karın tokluğuna heba ettiğimi, hayatta 1-0 mağlup başladığım savaşta hiç öne geçemediğimi anlıyorum. İşte tam da bu yüzden şimdi bana “Kızını çok şımartıyorsun” dediklerinde hiç bir cevap vermeden dönüp ona bakınca duvarı boyayan ve annesinin ensesine vurmadığı küçük beni, ucu defterinin yırttığı siyah poşet yerine rengarenk, ışıklı, tekerlekli çantaları olan, abaküsü, sayma fasulyesi, çeşit çeşit defterleri, kitapları olan beni görüyorum. Yaşayamadığım çocukluğumu görüyorum. Ben kızımda kendi çocukluğumu tekrar büyütüyorum. İki gün sonra sıkılıp kenara fırlatacağı en sevdiği oyuncağı alıyorum küçük kendime, babamın çok sevdiğim oyuncağı benden alıp sattığı günü unutmak istercesine… Çeşit çeşit kıyafetler alıyorum; halamın, kızının eskilerini gönderdiği valizden bana göre bir şeyler çıkacak mı diye merakla beklediğim günleri hafızamdan silercesine…

Kız çocuğumun olacağını öğrendiğim gün oturup hüngür hüngür ağlamam belki bu yaşanmışlıklarım ya da yaşamadıklarım mıydı ki? Kız çocukları annesinin kaderini yaşar sözüne saplanmış olmamdan ve aynı kaderi onun da yaşaması korkumdan mıydı ki? Bilemiyorum; ancak ona yaşadığım hiç bir şeyi yaşatmamaya; yaşayamadıklarımı, ukde ettiklerimi de yaşatmaya yeminliydim.

Bu yazıya bir çocukluk fotoğrafın çok iyi olur diyen editörüm; benim hiç çocukluk fotoğrafım yok ki. Benim çocukluğum yok ki…

Bugün Dünya Kız Çocukları Günü. Çocukluğunu yaşamayan kızlar, kadınlar başta olmak üzere tüm kız çocuklarının günü kutlu geleceği umutlu ve mutlu olsun!

Yazar SMYRNA

Always Hope But Never Expect - Adana

4 Yorum

Yorum Bırakın
  1. Merhaba,
    Bir çok kişinin yazmadığı veya yazamadığı ama yaşadığı gerçeklerle dolu bir paylaşım olmuş, tebrikler.
    Çok detaya girmeden kısa bir yorum yapmak istiyorum.

    Yoksulduk, Babam yoksulluğumuza çare bulamadığı için büyükşehirden memleketimiz olan bir anadolu şehrinin köyü’ne taşındığımızda 8 yaşında 3.sınıfa geçmiş bir çocuktum. Kerpiç ( topraktan) evimizde elektrik yoktu ( köyde vardı parasızlıktan evimize elektrik çektirememiştik ) Gaz lambasıyla ders yaptığım dönemlerde oldu. Bu yaşadıklarımı da dert etmiyorum. Asıl paylaşmak istediğime giriş olarak yazdım…

    Köyde ekip biçtiğimiz bir tarlamız vs de yoktu. Yaz döneminde babam tarla sahibi biriyle anlaşmış tarladaki 10-15 dönüm kadar tarladaki nohut’u toplayacaktık. Tabiki elimizle. ( Nohut’u topraktan sökerek) 1 ay veya 45 gün babam, annem ablam abim ve ben tarlada çalıştık nohutu topladık. Ben o zaman 10 veya 11 yaşlarındaydım. Hayaller kuruyorduk ben şunu istiyorum abim bunu istiyor eee kolay mı 1 ay çalıştık tarlada. Annemin en büyük isteği de eve elektrik çektirmekti.

    Babam tarla sahibinden parayı aldı… Sonra herkesin hayali bir masada kayboldu. Kumar masasında… Babam ailecek 1 ay veya 45 gün boyunca tarlada çalışıp kazandığımız parayı kumarda bir çırpıda kaybetmişti.

Bir cevap yazın

Gerçekçiliğin Balta Girmiş Ormanları Hakkında

Babam