içinde

1-2-3 Kayıt…

Dümdüz bir hayat yaşarken kimsenin aklına gelmez bir film çekmek, kitap yazmak, resim yapmak, şiir yazmak ya da yepyeni bir uğraş bulmaya çalışmak. Önce hayatının seyrine ufak da olsa bir dokunuş, yolu hafifçe düzlükten çıkaracak bir olay yaşanması gerek. Yaşarken de bazen yönetmen koltuğunda oturup yön veririz yazılanlara; bazen de senaryodaki bölümü beğenmez öpüştürüveririz başrolleri. Sonu her şekilde bizim eserimiz olacak bir ürün çıkar ortaya. Sonu her şekilde bizim olacak bir hayat.

Bir arabada giderken dışarıyı seyretmek gibi bizim hayatlarımız. Bazen o camdan gördüğümüz güzellikleri hep geride bırakırız. Ne arabayı durdurabiliriz ne de aynı yerden tekrar geçebiliriz. Hiç bir şey bizim kontrolümüzde değil. Kontrol edebilene saygılarımızı sunuyoruz. Edemeyene erdemsiz mi diyoruz peki? 2, 2 daha 4 eder gibi kesin, net ne kadar insan vardır? Çarpıp bölsek de x ve y'ye verdiğimiz değerler gibi onlara da değer versek sonuç hep aynı mı çıkar? Hiç yol ayrımına gelmemişler midir? Hep doğruyu mu seçmişlerdir? Yanlış yaptığımızda doğrucu insan olabilmeyi, kutumuza saklanabilmeyi, kendimizi dış dünyadan izole etmeyi ne çok istiyoruz. Çünkü doğru ile yanlışın arasında sıkışıp kaldığınızda duygularınızla hayat görüşünüz arasında mekik dokumaya başlıyorsunuz. Su, çok güzel akıyor; ayaklarınızı ıslatmak istiyorsunuz ama ayağınızda bir çift çorap var. Banyo terliğindeki su değil bu. Ayağınızı ıslatırsanız tüm benliğinizi de alacak akan bir su. Ya üstünden atlayıp o camdan gördüğünüz güzellikler gibi geride bırakacaksınız ya da ıslanacaksınız.

Üzerinde durmanız gereken 2 şey var. Hiç 3 var diyen olmadı değil mi? Hep ikidir çünkü. Siyah ve beyaz gibi. Katılmayı 4 gözle beklediğin bir davette bile aklında 3 renk olmaz. 2 renkten birini seçmek zorundasındır. Zaten zorunda olmak yorar insanı. Ya siyah ya beyaz. 

Siyahı seçersen beyazdan. 

İstanbul'u seçersen İzmir'den 

Aşık olmayı seçersen aşık olunmaktan

Anneliği seçersen kadınlıktan

Çocuğunu seçersen kendinden

Feragat ettiğimiz ve bir ön sayfada bıraktığımız hiç bir renk, aşk, şehir, kahkahalar, sevişmeler, dokunuşlar, görüntüler bir sonraki sayfada karşımıza çıkmıyor. Bu kitap cömertçe ikinci bir şans daha vermiyor. O halde sayfayı çevirmeden tadını çıkarmanın nesi yanlış ki?

Şimdi yönetmen koltuğunuzda sırtınızı geriye yaslayın, elinize senaryonuzu alın ve bir önceki sahneyi tekrar çekemeyeceğinizi düşünerek kayda başlayın.

Sonunda gişe rekorları kırmayacak olsanız da bu sizin filminiz.

1,2,3 

Kayıt…

Yazar SMYRNA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Korona Atasözlerimize Bulaştı

Ben Bir Gürgen Dalıyım