
Fotoğrafçılık benim için bir hobi değil sadece, bir nefes aralığı. Hayatın hızla aktığı anlarda deklanşöre basmak, zamanın bir parçasını sonsuzluğa sabitlemek gibi. Özellikle sokak fotoğrafçılığı… Bir şehrin kalp atışını, yüzlerin arkasındaki hikâyeyi, gölgelerde gizlenen gerçekliği yakalamak. Fotoğraf çekmek bana iyi geliyor çünkü beni anda tutuyor. Gözümle görmediğim ama kalbimle hissettiğim şeyleri objektife anlatıyorum.
“Bir fotoğraf, kelimelerle ifade edilemeyen bir anı dondurmanın en iyi yoludur. — Destin Sparks”

Sokaklar; doğal, filtresiz ve içten bir gerçekliğe sahiptir. Hiçbir mizansen olmadan, hayatı olduğu gibi gözlemlemek ve bunu karelemek, bana göre bir çeşit meditasyon. İnsanlar, mimariler, ışık oyunları, bir çocuk gülüşü ya da yaşlı bir elin titrek dokunuşu… Hepsi tek bir karede birleştiğinde, sessiz bir hikâyeye dönüşüyor.
“Eğer yeterince iyi değilsen, yeterince yaklaşmamışsındır. — Robert Capa”

Fotoğrafçılık, farkındalığı artırıyor. Günlük koşuşturmalar içinde çoğu zaman dikkat etmediğimiz detaylara odaklanmak, zihinsel olarak yavaşlamayı sağlıyor. Işık nereye düşüyor, hangi açı daha derin anlatıyor, gölgeler ne söylüyor… Tüm bu detaylar, hayata farklı bir pencereden bakmayı öğretiyor. Fotoğraf çekerken aslında kendimi dinliyorum.
“Göz, görmek için değil hissetmek içindir. — Don McCullin”

Fotoğrafçılık sadece bir zaman doldurma aracı değil, insanın ruhunu besleyen bir uğraş. Üretmenin, paylaşmanın, anlatmanın bir yolu. Aynı zamanda sabretmeyi, gözlem yapmayı ve anlamayı öğretiyor. Bir kare için saatlerce beklemek, o an geldiğinde ise refleksle deklanşöre basmak… Bu süreçte sabırla yoğruluyorsun.
“Bir fotoğrafı düşündüğün zaman, aslında kendini düşündüğünü fark edersin. — Richard Avedon”

Benim için fotoğraf, dış dünyayı keşfetmenin iç dünyama yansıması. Sokakta yürürken artık sadece yürümüyorum; bakıyorum, görüyorum, anlamaya çalışıyorum. Gördüğüm her şeyde bir hikâye, her hikâyede bir duygunun izi var. Ve o izleri yakalayabilmek, sonra dönüp o kareye tekrar tekrar bakmak, hem çok anlamlı hem çok iyileştirici.
“Fotoğrafçılık; bakmak değil, hissetmektir. Göz değil, kalp görür. — David duChemin”

Fotoğraf çekerken aslında dünyaya değil, kendime daha çok yaklaşıyorum. Her kare, içimdeki sessiz bir düşüncenin dışa yansıması gibi. Sokakta yürürken artık yalnız değilim; kadrajımda bana eşlik eden ışıklar, sesler ve duygular var. Bu yüzden fotoğrafçılık bana iyi geliyor. Çünkü yalnızca gördüğüm şeyleri değil, kim olduğumu da kaydediyorum. Her fotoğraf, kendimi biraz daha bulduğum bir yansımaya dönüşüyor.