Yasak


yasak

Lacivert üzeri kırmızı beyaz dikey çizgili pijamamı giymiş, mısırımı patlatmış, biricik Gerard Butler’ımın “P.S. I Love You” filmini sanırım 30. kez izlemeye başlamak üzereydim ki ev arkadaşım Zeynep’in söylenerek eve girmesiyle tüm modum altüst olmuştu. “Yine mi kavga etti bunlar?” diye düşünürken Zeynep, “Bu kez kesin bitti. İstemiyorum artık!” diyerek kendisiyle kavga ediyordu. Yayılmış olduğum koltuktan doğrulup salona girmesini bekledim. Odaya girer girmez:

-Adacığım hiç sorma, bu adamla uğraşamayacağım artık. Attım yüzüğü kafasına geldim. Neymiş, düğünden sonra annesigiller 2 gün daha Türkiye’de kalacakları için bizde onlarla 2 gün geçirecekmişmişiz, ondan sonra tatile çıkacakmışız. Be adam zaten tatil için kısa bir süremiz var. Yeni evli bir çift olarak annenlerle ne diye vakit geçireceğiz?”

Bir çırpıda, soru sormama gerek kalmadan anlatıverdi sorunun ne olduğunu. Bu kızı beni uğraştırmadığı için o kadar çok seviyorum ki… Düğünlerine 3 hafta vardı ve Zeynep, çoktan rezervasyonlarını yaptırmıştı. Bu sorunun da üstesinden geleceklerdir elbette, bana bir şey kalmayacaktır. Fatih ve Zeynep kadar birbiriyle didişip bir o kadar da birbirini seven bir çift görmemiştim. Onlara göre bu AŞK’tı. Bana göre de öylesine yıpratıcı başka bir duygu olamazdı. Aşk benim için insanı tamamıyla aslında hiç olmadığı başka bir kişiye bürümekten başka bir halta yaramayan duyguydu. Aman benden uzak olsun dediğim tek his de diyebilirdim.

Patlamış mısırımı ve televizyonda oynatılmayı bekleyen filmi görünce “Yine mi bu film?” deyip mısırıma yumulan Zeynep’i hayretle izliyordum. Artık O da bu durumlarına alıştığı için birkaç güne kalmaz barışacaklarını, koca düğün organizasyonunu iptal edemeyeceklerini ve en önemlisi Fatih’e istediğini yaptırabilme kabiliyetinin varlığından ötürü oldukça rahattı her ne kadar kızgın olsa da. Onun bu rahatlığını görünce tabi modumu eski ayarına getirerek:

-Kızım siz delisiniz. Her konuda illaki ayrıma düşüyorsunuz, sonra biz aşığız deyip sorunları hasır altı ediyorsunuz bence. Bir gün o çok güvendiğiniz aşkınız bitince ne olacak?

Zeynep’in cevabı oldukça klasikti: “Aşk bitmez. Zaman içinde sevgiye dönüşür daha da güçlenir. Bir gün aşık olduğunda anlarsın!”

-Beddua etme. İstemiyorum ben öyle elin adamı için deli divane olmak. Ağzından yel alsın. Hem ben aşık olacak kadar ciddiye almıyorum bu hayatı!

-Asıl deli sensin. Aşık olunca “Elin” değil senin olacaktır.

Aramızdaki bu konuşmadan sonra filmi izlerken ikimizde uyuyakalmışız. O son cümlesinin doğruluktan uzakta olduğunu çok sonra anlayacaktım.

Zeynep ile Fatih, aralarındaki buzları eritmiş düğün gününe hazırlanıyorlardı. Sadece 2 gün kalmıştı. Benim deli Zeynep’im de kendini düşüneceğine benim de o gece çok güzel ve alımlı olmam için elinden geleni yapıyordu. Neymiş, düğünlerde kısmet çok olurmuş. Sen önce kendini evlendir de. Çok özleyecektim O’nu. Bana yeni bir ev arkadaşı bulmamamı, müstakbel eşiyle tartışıp kapıyı çekip çıktığında gelebileceği bir evin hazırda olmasını istediğini de söylemişti.

Düğün günü geldi çattı. Çok güzeldi benim canım dostum, kardeşim Zeynep’im. Düğünde şahaneydi. Zeynep’i biraz kocasıyla başbaşa bırakıp bizim arkadaş grubunun yanına geçtim. Herkesi öpüp selamlarken yüzünü daha önce hiç görmediğim bir adamı da öpme gafletinde bulunduğumu sonra fark ettim. Tabi kırmızı elbisemin rengine bürünmüştüm. Üstüne bir de bizim Tarık, beni adamla tanıştırmaz mı! Elbisenin renginin iki kat koyusu olmuştum. Bu kez adamın elini sıkarak tanışma seremonisi bitirmiştim; ama çok tuhaf da bir elektrik hissetmiştim o an. Gece boyunca çok kez gözgöze geldik. Gecenin sonuna doğru hep beraber oturduğumuz masada sadece ikimiz kalmıştık. Biraz da içkinin vermiş olduğu rahatlıkla adama: “Ya kusura bakmayın! Sizi de biranda öpüvermiş bulundum.” dedim ve dediğim an ne aptalca bir cümle sarfettiğimi anlamıştım; lakin artık çok geçti. Bugün benim günüm değildi anlaşılan. “Ah! Aptal Ada. İyice rezil ettin kendini” diye beyin kıvrımlarımla boğuşurken o yumuşacık, kulağı okşayan sesiyle: “Hiç önemi yok. İçinizden geldiği gibi davrandınız ne güzel.” dedi. “Niye seni öpmek isteyim be adam?” diyecektim ki benden bağımsız hareket eden ağzımın içindeki o kası tutabildim. Sessiz kaldım ve bu birkaç dakikalık sessizlikten sonra  “Dans edelim mi?” sorusuna heyecanla “Evet” dedim. Tam bir aptalım. Ne oluyordu bana arkadaş? Kim kaçtı içime de beni böyle konuşturuyordu. Bu gece ben ben değildim ve herşey daha yeni başlıyordu…


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

95
95 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim
0
Beğendim
Muhteşem Muhteşem
0
Muhteşem
Güldüm Güldüm
0
Güldüm
İnanılmaz İnanılmaz
0
İnanılmaz
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm
Kızdım Kızdım
0
Kızdım

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DAHA FAZLA: Hikaye

BUNLARIDA KAÇIRMAYIN

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın