Üçüncü Gözümüzün Olduğunu Biliyor muydunuz?

0
ncü göz epifiz bezi

Fi Çi Pi serisini okuyanlar bilir. Dengede olmak diye söyleyiş vardır orada. Vücudu da zihni de arınmış bir şekilde tam ortada durmak, dengede durmak… Bir yıl kadar önce bana hediye edilen Pİ’yi malesef yeni yeni okuyabiliyorum. Dizisinden kitabın tamamıyla aşk- ihanet- seks- tutku gibi kavramlar içeren bir öyküsü olduğunu düşünebilirsiniz; ancak öyle olmadığını kitabın sayfalarının kokusunu ala ala okuduğunuzda anlıyorsunuz.

Öyle ki dün okuduğum bölümde adını duyup işlevinin ne olduğunu, vücuduma ait kurutulmuş bezelye boyutundaki bir parçanın benim 3. gözüm olduğunu öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim ve İlluminatinin kaynağının epifiz bezi olabileceği yargısına kendiliğimden bir geçiş yaptım. Kitapta şöyle diyor:

Kafatasının içinde hemen hemen her şeyin bir sağı bir solu var; ama beyninin tam ortasında küçücük bir parça var, hormonların üretildiği, aldığın kararların hammaddelerinin kimyasal olarak oluşturulduğu merkez burası, Epifiz bezi. Aynı bir göz gibi dizayn edilmiş, retinası sayesinde ışığı algılayan bir yapısı var. Çam kozalağına benzeyen küçücük bir organ. Rene Descartes’in ruhun koltuğu adını verdiği bu organ bizim üçüncü gözümüz. Gözünü kapattığında düşündüğün şeyi görselleştirmeni, aklınla görmeni sağlayan şey, bu parçanın göze benzeyen yapısıdır.”

Yüzümüzdeki iki göz gibi ruhumuzun, zihnimizin her şeyi gören merceği bu da. Ancak herşeyi görebiliyor yüzdeki gözden ziyade, arkandan yaklaşanı da uyurken dokunanı da. Ruhla beden arasındaki köprüdür epifiz bezi. Yalnız şu var ki herşeyi mahvettiğimiz gibi epifiz bezimizi de köreltmeyi başarıyoruz.

Nasıl mı? Ona florür vererek… florür epifiz bezinin kireçlenmesine yol açarak 3. Göz olarak nitelendirdiğimiz bu merkezin işlevini yerine getirmesine engel olur. Paketlenmiş ve hazır gıdalar, gereksizce alınan ilaçlar; özellikle de psikiyatrik ilaçlar, 3. Gözümüze parmak sokmakta. Kireçlenen epifiz bezi, gece 2 ila 5 arasında yani melatonin seviyesinin en yüksek olduğu zaman diliminde işlevini yerine getiremez, titreşmez, duygu üretmez. Depresyona sürüklemekle kalmaz, karar vermekte zorlanan, düşünemeyen ve kolayca yönetilebilen bir insana dönüştürür bizi. İkinci dünya savaşında Almanların toplama kamplarına aldıkları insanlara florür vererek onları kolayca yönetmesi gibi…

Sonuç olarak diyerek başlanmaz son paragrafa ama uzmanlık alanım olmayan bir konuda çok fazla konuşmayı tercih etmiyorum. Sadece öğrendiğim şeyleri okurlarla paylaşmayı seviyorum diyelim. Hala kireçlenmemiş olan epifiz bezinize iyi bakmanız ve 3. gözünüzü iyi korumanız dileğiyle…