Sınavlar Olmasa Gençler Ne Yapardı?

Sınavlar Olmasa Gençler Ne Yapardı?

Balkonda oturuyorum, elimde sıcacık bir kahve, bir Ağustos akşamüstünün tatlı esintisi yüzüme çarpıyor. Sokak lambaları yeni yanmış, aşağıda çocuklar kahkahalarla koşturuyor, bisikletler vızır vızır geçiyor. Gökyüzü turuncuyla mavinin dansında, yavaş yavaş laciverte dönüyor. Aklım bizim gençlerde. Üniversite sınavı, LGS, bitmek bilmeyen testler, denemeler, puan hesapları… Hepsi tarih olmuş. Gençler artık gece gündüz ders çalışmıyor, gelecek kaygısıyla uykusuz kalmıyor. Peki, ya her şey farklı olsaydı? Ya gençlerimiz, sınav stresi, para derdi, “ne olacağım” korkusu olmadan, sadece hayatı yaşasaydı? Bazı ülkelerde böyle toplumlar var; garson da, doktor da, mühendis de hayatını dolu dolu, kaygısız sürdürebiliyor. Bizim gençlerimiz böyle bir dünyada olsaydı, bu yaz akşamüstü nasıl olurdu?

Düşünsenize, üniversite sınavı, LGS, hepsi mazide. Bir genç, sabah uyandığında alarmın panik sesiyle değil, günün heyecanıyla kalkıyor. Belki sahile iniyor, dalga sesleri eşliğinde kumsalda yürüyor. Elinde bir defter, belki bir şeyler karalıyor, belki sadece denizi izliyor. Arkadaşlarıyla buluşuyor, kahkahalar atarak denize atlıyorlar, birbirlerine kumdan kaleler yapıyorlar. “Hangi bölümü kazanırım?” ya da “Kaç net yeter?” soruları yok. Sistem öyle ki, herkesin bir yeri var – ister garson, ister doktor, ister mühendis, ister ressam. Hayat, bir sınav kâğıdına sığdırılacak bir yarış değil artık.

Başka bir genç, belki bir köy yolunda bisiklet sürüyor. Tarlaların arasında, rüzgâr saçlarını savururken, durup bir ağaçtan şeftali koparıyor, tadını çıkararak yiyor. Akşamüstü arkadaşlarıyla bir ateş başında toplanıyorlar. Biri ukulele çalıyor, diğeri yıldızlara bakıp evrenin sırlarını hayal ediyor. Cevaplar önemli değil; asıl mesele, o an özgürce hayal kurabilmeleri. Sınav stresi yok, “Gelecekte ne olacağım?” korkusu yok. Hatalar, öğrenmenin bir parçası, bir notla yargılanmıyor. Gençler denemekten korkmuyor – bir enstrüman öğreniyor, bir hikâye yazıyor, belki bir dans buluyor. Çünkü böyle bir dünyada hata yapmak, bir macera.

Bazı ülkelerde böyle, değil mi? Orada bir garson akşamları sinemaya gidiyor, bir doktor hafta sonu kamp yapıyor, bir mühendis boş zamanlarında bir müzik grubunda sahne alıyor. Herkesin temel ihtiyaçları karşılanmış, kimse “Nasıl geçineceğim?” diye uykusuz kalmıyor. Gençler, hayallerini bir CV’ye sığdırmak zorunda değil. Bizim gençlerimiz yıllarca sınavların gölgesinde büyüdü. Ama hayal edelim: Sınavsız bir yaz. Gençler meydanlarda buluşuyor, açık hava konserlerinde dans ediyor, sokaklarda mural çiziyor ya da bir kafede oturup hayalleri konuşuyor. Biri, “Bir gün Asya’yı baştan başa gezeceğim,” diyor; kimse “Peki parayı nerden bulacaksın?” diye sormuyor. Çünkü para, hayallerin önüne set çekmiyor.

Gözümün önüne geliyor: Bir genç, elinde kahvesi, kendi balkonundan sokağa bakıyor, kaykayı yanında hazır. Rüzgâr yüzüne çarpıyor, özgür. Başka biri, arkadaşlarıyla bir sahil kasabasında gönüllü bir projede – belki bir plaj temizliği, belki çocuklara masal okuyorlar. Amaçları bir ödül ya da diploma değil, sadece o anı yaşamak, bir iz bırakmak. Özgürce, kaygısızca. Bir grup genç, şehir parkında piknik yapıyor, biri gitar çalıyor, diğeri gökyüzüne bakıp “Bir gün yıldızları daha yakından göreceğim,” diyor. Ve kimse ona “Önce sınavları geç,” demiyor.

Balkonumdan sokağa bakıyorum, kahvemden bir yudum daha alıyorum. Gökyüzü artık lacivert, yıldızlar tek tek beliriyor. Bir gün, bizim gençlerimiz de böyle özgürce nefes alacak. Üniversite sınavı, LGS, hepsi geride kalacak. Sadece hayalleriyle, yaz akşamüstlerinin tadıyla yaşayacaklar. Ve o dünya, şimdiden hayal etmesi bile güzel bir dünya.

Eral Sönmez

Psikolog, Tur Rehberi, Stratejist, Yaşam Koçu, Kültür Araştırmacısı

Dinle00:00
1.0x

Yazıya yorum bırakın

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Takip Edin
Arama Trend
Rastgele Yazılar
Yükleniyor

Oturum açma 3 saniye...

Kaydolma 3 saniye...