Sesimi Duyan Var Mı!


deprem

Pazartesi akşamıydı. Yorucu bir günün ardından zor atmıştım kendimi eve; ama ertesi günü düşündükçe yorgunluğum, yerini biraz heyecana ve dinamizme biraz da telaşa bırakıyordu. Uzunca bir aradan sonra sevdiğim adamın boynuna sarılıp doyasıya öpüp koklayacaktım. Salı sabahı birkaç önemli işini halledip yanıma geleceğini ve aramızdaki bu limoni duruma net bir nokta koyacağını söylemişti. Acaba bu “Net Nokta” dediği şey de neydi?

Ayrı şehirlerde yaşıyorduk. Ben İzmir Ege Üniversite’nde doktora mı yaparken aynı zamanda bölüm asistanlığını da üstlenmiştim. O ise Kocaeli’de babasıyla beraber bir fotoğrafçı dükkanını çalıştırıyordu. Birbirimizi internet üzerinden bulmuştuk. Öylesine güvensiz, riyakar bir ortamda nasıl böyle bir adamla karşılaşmıştım bilemiyorum. Canımın çok sıkkın olduğu bir günde hiç adetim değilken o zamanın Facebook’u bile diyemeceğimiz kadar gelişmemiş bir program üzerinden “Merhaba, Öğretmen misiniz?” diye bir soru sormuştum. O da : “Hayır; ama öğretmen olmayı çok isterdim.” diyerek yanıtlamıştı beni ve konuşmamız tam da ihtiyacım olan bir seviyede ilerlemişti. Birbirimizin sıcaklığını mesafeleri aşarak hissetmiştik. Kullandığımız bu programdan çıkarak sadece ikimizin birebir konuşabileceği ve görebileceği Messenger’a geçmiştik. Profil resmini gördüğüm an “Aman Allah’ım bu da ne?” demiştim. O kadar yakışıklıydı ki aşık olabilirdim. Daha yeni konuşmaya başladığım için o gün kamera falan açmamıştım. Ee biraz da tedirginlik vardı doğrusu. Kimdi aslında? Gerçekleri mi söylüyordu? Ben bile O’na gerçek adımı söylememişken O’nun her şeyi doğru söylediğine nasıl emin olabilirdim? gibi pek çok soruyla bunalan zihnim, sabah akşam birbirimize yazdığımız maillerle berraklaşmaya O’na karşı bir güven duygusu oluşturmaya başlıyordu. Alışıyordum O’na ve sanırım sevmeye başlıyordum. O’ndan gelen bir mesaj kalbimi yerinden çıkaracak kadar hızlı attırıyordu.

Gel zaman git zaman tüm doğrularımızla konuşmaya devam ettik. Ne iş yaptığını, bu zamana kadar nelerle uğraştığını, ideallerinin ne olduğunu öğrenmiştim. Okumayı çok istemiş hatta en iyi üniversiteye girebilecek puanı alıp yanlış tercih sonucu gidemeyişini üzülerek dinlemiştim. Hayatın gereklilikleri  O’na bir şans daha vermemiş. Babasıyla beraber fotoğraf dükkanlarında kendini köreltmemeye yemin etmişçesine çalışmış ve durmadan okumuş. Eline hangi kitabı, mecmuayı aldıysa bitirmiş. Hayat, O’na şans vermese de kaderini de hayata teslim etmek istememiş. Aklına takılan her şeyi araştırmış. Ben ki üniversite sıralarında dirsek çürütüp doktora öğrencisiyim diye hava atarken benim bile üstüme tanımam dediğim konularda tek bir cümlesiyle tüm bildiklerimle beni alt etmeyi başarmıştı.

Hayrandım O’na. Çok seviyordum ve artık yüz yüze gelmek istiyordum. Artık mailleşmeler, mesajlaşmalar, telefon konuşmaları yetmiyordu. Bir gün yine bir telefon konuşmasında O’nu İzmir’e davet ettim; ancak bana “Gelemem” deyişi öylesine canımı sıkmıştı ki… O an nedenini sormak bile istemeyip: “Peki, sen bilirsin” deyip telefonu yüzüne kapatmıştım ve 2 koca gün aramamıştım. Telefonumu sürekli O’ndan gelecek bir mesaj umuduyla elimden düşürmüyordum. O zamanlar telefonlar akıllı falan değildi, sosyal medya kelimesi de henüz lügatımızda yoktu.

2 gün sonra bir mesaj geldiğini gördüm. Gözlerim heyecandan olsa gerek bulanık görüyordu adeta. Ekrandaki “Mesaj Açılıyor…” ibaresi ve birkaç saniyelik bekletilme düşüp bayılmama neden olacak kadar heyecan vericiydi. Mesajda yazan: “Şuan Ege Üniversitesi’nin kapısındayım. Seni nasıl bulabilirim?” Beynim ayaklarıma “Koş” emrini vermişti adeta. Fen Fakültesi binasındaydım. Çok şükür ki diğer fakültelere nazaran birazcık daha yakındım. Evet koştum kampüsün çıkış kapısına kadar. O sabah kendimi Kars’ta hissetmiş olmama rağmen şimdi kulaklarımdan ateş çıkıyordu sanki. Onu gördüğüm an çakıldım son adımımda. Şu ana kadar sadece bir cam ardında görebildiğim adam canıyla, kanıyla ve aramızdaki birkaç metre mesafeye rağmen hissettiğim sıcaklığıyla tam karşımdaydı. O birkaç metre mesafeyi de karşılıklı yok ettikten sonra birbirimizin gözlerinin içine bakakaldığımız saniyelere bıraktık kendimizi. Kaç saniye, kaç dakika böyle kaldık bilmiyorum. Sonunda “Hoş geldin” diye mırıldanabildim sadece. Sarıldık uzun uzun. Öğle vaktiydi zaten. Üniversite içindeki kafeler dolmuştu. Öğleden sonra dersim yoktu; ama bir sınıfın dersine girmem gerekiyordu. Bu işi bir başka arkadaşıma devrettim. Tüm öğleden sonra ve akşam beraberdik; ama konuşamıyorduk en başta. Tutulmuştuk sanki.

Öğleden sonra oturduğumuz bir kafede neden iki gün boyunca aramadığını anlattı. Mutaassıp bir ailesi olduğunu, buraya gelmesinin kendisini yanlış tanıtabileceğini, benim onların evinde seve seve ağırlanabileceğimi söyledi. Hem ailesinin de beni tanıma fırsatı olabileceğini de ekledi. Biraz şaşırdım, biraz kızdım ve biraz da utanmıştım. O’nu davet ederek kafasında nasıl bir profil çizdiğimi düşündüm bu konuşmadan sonra. Ancak 2 gün boyunca konuşmamış, benden haber alamamış olmak O’nu tamamıyla bir boşluğa ve karmaşaya sürüklemiş. Kalbine söz geçiremeyip otobüse atladığı gibi buraya gelmiş. Basmane’de bir otel bulup bu geceyi orada geçirecekmiş. O, bunları anlatırken hem hayranlık hem de kalbimde büyüyen sevgiden bir tık daha yukarda bir şey hissediyordum. Karşımda konuşan bu adama yavaş yavaş aşık oluyordum sanki. Hiç aşk yavaş yavaş olunur muydu? Hani görür görmez aşk, ilk görüşte aşk, yıldırım aşkı? Nerede bu deyimler. Ben sıcaklığını hissettikçe aşık oluyordum sanki. Koca hafta sonunu nasıl O’nun sesini duymadan geçireceğim diye düşünürken şimdi karşımdaydı ve öyle güzel bir şey söyledi ki bana. Yerimden fırlayıp boynuna sarılabilirdim; ama konuşmasının en başındaki mutaassıp sözü beni durdurmuştu.

Rüya gibi iki gün geçirdik. Sabahtan akşama kadar dışarda geziyor; çok üşüyünce ya da acıkınca kendimizi ısıtacak, karnımızı doyuracak bir yerlerde oturuyorduk. Akşam O’nu oteline bırakıyor eve dönüyordum.

Aradan 1 yıl 8 ay 17 gün geçmişti. Uzaktan uzağa sürdürmeye çalıştığımız bu ilişkide artık teklemeye başlamıştık. Mesafelere artık dayanamıyordum. En ufacık sorunda ayrılığa kadar gidiyordu tartışma; ama asla ayrılmak istemiyordum. Yaşanmadık bir sürü anımız vardı bizim. Yaşanması gereken pek çok gün biriktirdik. Çok eksik kalırdım giderse. Lakin, inat edip benimle bu şehirde yaşamaya yanaşmıyordu. Tüm düzenim buradayken hiç bilmediğim bir coğrafyaya nasıl ayak uydurabilirdim. Aynı durum O’nun için de geçerliydi; fakat bu şehri bırakmak istemiyordum.

31 Temmuz 1999 Cumartesi

Yine çok fena atışmıştık. Artık O’nu sevmediğimi, zaten kendisinin de beni sevmediğini, orada başka biriyle görüştüğünü, beni burada boşuna oyaladığını içeren bir sürü asılsız şey söyleyip telefonu fırlatıp kırdıktan sonra evdeki birkaç tabak, vazo ne geldiyse elime fırlatmıştım. O hafta sonu bana geçmek nedir bilmemişti.

Aradan 14 gün geçmişti. Aramadım. O da aramadı.

15 Ağustos 1999 Pazar

Boş boş bilgisayar ekranına bakarken açık olan mail kutuma bir göz atayım dedim ve gelen klasöründe O’nun adı yazıyordu. Gelen mail şuydu: ” Sen hayatıma bir “Merhaba” ile girdin; ancak bir “Hoşça kal” bile demeden gidemezsin. Bu duruma net bir nokta koymak için 17 Ağustos Salı akşamı yanında olacağım. Herhangi bir planın var ise iptal et, lütfen. O günün akşamına kadar görüşmeyelim. Beni almanı da istemiyorum. Ben evine geleceğim. Görüşmek dileğiyle. Hoşça kal.”

Bu satırlar, hem mutlu edici hem telaşlandırıcı hem de şaşkınlık vericiydi. Ne demek istiyordu bu adam. Evet çok kızmıştım; ama ayrılmak istemiyordum. Net nokta ne demekti? Bekleyecektim.

16 Ağustos 1999 Pazartesi Akşamı

Niye görüşmeyecekmişim ki? Aramak, eğer kesin ayrılık istiyorsa gelmemesini söylemek istiyordum. Dayanamazdım. Uzaktan ayrılmak tabiki kolaydı. Yanımdayken bırakabilir miydim O’nu? Ama bu kez söz dinleyecektim. Asiliği bırakıp onun sözünü dinleyecektim. Telefonu kapattım, çekmeceye kilitledim; anahtarı da üşenip de alamayacağım kilerdeki eşya yığının arasına bıraktım.

17 Ağustos 1999 Salı Sabahı

Üniversiteye gittim tüm olanlardan bihaber. Herkes sabaha karşı gerçekleşen “Marmara Depremi”nden bahsediyordu. Ne Marmara’sı, ne Kocaeli’si diyordum. Haberleri açtığımda canlı yayında telaş içinde olay yerinden son durumu aktaran spikerin sözleriyle beynimden vurulmuşa dönüştüm. Aradım hemen defalarca. Belki yüzlerce binlerce kez. Ama her defasında “Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.” sesini duymak beni öldürüyordu. Gelen mesajları bile kontrol etmeden sürekli arıyordum. Biraz sakin kalmaya çalışarak gelen sesli mesajı dinledim. “Seni Çok Seviyorum. Ömrümce de seveceğim” diyordu. Allah kahretsin. Nasıl kapattım bu telefonu. Kimse beni durduramazdı. İlk otobüsle gittim sevdiğimin diyarına. Yıkılmıştı şehir viraneye dönmüştü. Ne kayıplar verilmişti. Ne ocaklar sönmüştü. Artık ev diyemeyeceğim bir enkazın önündeydim. Burası bir zamanlar O’nun eviydi. Beni eşi olarak getirmek istediği eviydi. Artık yoktu. Taşları kaldırmaya çabalıyordum. Birileri ise kolumdan çekiştirip duruyordu beni. “Yapmayın, tehlikeli şuan burası” diye. Ben ise sadece “Sesimi duyuyor musun deniz gözlüm?” diyordum; ama hiçbir zaman cevap alamamıştım.

Sonuna ünlem, ümit koyduğumuz bir cümleydi: “Sesimi Duyan Var MI!” Beklediğimiz cevaptan çok şey barındırıyordu. Hayatı, yeşeren umutları…

Sesimizi Duyamayanları Saygı ve Rahmetle Anıyoruz…


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

12
72
12 Paylaşım, 72 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim
1
Beğendim
Muhteşem Muhteşem
0
Muhteşem
Güldüm Güldüm
0
Güldüm
İnanılmaz İnanılmaz
0
İnanılmaz
Üzüldüm Üzüldüm
1
Üzüldüm
Kızdım Kızdım
0
Kızdım

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DAHA FAZLA: Hikaye

BUNLARI DA KAÇIRMAYIN

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın