Sabah Gazetesi’nden Dostluğa


Şimdi sizlere Sabah Gazetesi serüvenimin nasıl kişisel dostluğa dönüştüğünü anlatacağım.

Bundan 3-4 ay önce, bir önceki yazımda bahsettiğim gibi Ersin Ramoğlu ile tanışma fırsatı yakalamıştım, hatırlarsanız. Tabi siz sadece tanışmaya ait anımızı biliyorsunuz. Devamı daha uzun, daha gerçek ve daha sevgi dolu..

O tanışmadan sonra, ben her hafta en az 1 en fazla 3 yazı gönderdim kendisinin mail hesabına. İlk defa biriyle mektuplaşıyorum:) Ama zaten kurumsal insanların iletişim ağı, mail. Ben kurumsal değilim sadece.

Ama alıştım bu mail olayına. Ben yazdığım bir yazıyı mail olarak atıyorum, ve yine mail olarak da Ersin Hoca’dan cevap geliyor:) Aşırı tatlı bir durum. Ha tabi ben kendisinden yazıma yorum maili beklerken, o mail geciktiğinde hemen whatsapptan uyarı mesajı atıyorum. Yani kendimi hatırlatır tarzda bir mesaj oluyor genelde. Yani o attığım mesajda aslında diyorum ki; yazıma yorum yapmadınız, cevap bekliyorum!!:)

Yani her sosyal ortamdan iletişim kuruyoruz kendisiyle.

Akabinde bu 3-4 aylık zaman diliminde ben her ama her haftasonu cumartesi ya da pazar günü sabahtan mesajlaşarak, uygun olduğu saati öğrenerek yanına gittim. İstisnasız her hafta kabul etti beni. Hatta kabul etmek ne? Bana öyle bir rahatlık sundu ki; sanki babamın manav dükkanına gidiyormuş gibi gidebilme özgürlüğü verdi. Bunu bana sözle söylemedi, hissettirdi. Ama ben tabi ki salon kadını inceliğimden taviz vermedim hiç. Prosedür neyse, atlamadan uyguladım.

Ha ama şöyle sorunlar yaşadık her gittiğimde. Mesela Ersin Hoca bana demiştir “2’de gel” diye. Ben gitmişimdir 1’de. Bunu da her buluşmamızda yaptığım için adam alıştı tabi. Ama beni birkaç kere salonda çok bekleterek eğitmeye de çalıştı:)

Ama nato kafa dedikleri benimki olsa gerek. Yada nato huy. Çünkü her zaman erkenciydim ve hala erkenciyim, huylu huyundan vazgeçmez de diyebiliriz bu hassas duruma. Bekletti derken de mesela; “Namazdan sonra gel” demiştir, ben ise daha abdest aldığı saatte gitmişimdir atıyorum. Dolayısıyla beklemişimdir. Yine de beni bu konuda ki sorunumdan dolayı eğitmeye de çalıştı diyebilirim. Yani saatinden önce geldiğim için, bekleterek ders çıkarmamı sağladı daha çok.

Her gittiğimde beni ilk günki gibi masasında değil de; masasının yan tarafındaki, bol çiçekli, 2 tarafı camla kapanmış, dışarıda ki ağaçları keyifli bir şekilde izleyebildiği, bej rengi deri koltuklarında ağırladı.

Ağırladı diyorum çünkü kendimi hep özel hissettim. Her defasında bir posta kahve, bir posta da çay içtik. Ben de bazen Ersin Hoca’nın bana verdiği özenden kaynaklı doğan mahcubiyetimden küçük de olsa kahvenin yanına bir şeyler götürüyordum. Hatta bir keresinde annem sabah kahvaltısına sıkma yapmıştı. 2 tane de kendisine götürdüm.

Yalnız anladığım kadarıyla hamur işi yemiyor:) Çünkü bir defasında da kahvaltılık götürmüştüm onu da yememişti. Halbuki kilo problemi olanlar yemesin değil mi, mesela benim gibi. Ersin Hocam siz yiyebilirsiniz yani, bence sorun yok.

Ama çikolata sevdiğini birkaç kötü tecrübemden sonra öğrenmiş oldum.

Bu arada ben Ersin Bey’e, Hocam diyorum. Çünkü aramızda hoca öğrenci ilişkisi oluştu. Hatta daha derin anlamı olan bağlar kuruldu aramızda ama önce neden hoca dediğimi açıklamak istiyorum.

Öncelikle benden yaşça büyük olduğuna değinmiyorum bile. Mesleğine yani gazeteciliğe tam 50 yılını vermiş, ne köprülerden atlamış, nasıl dönülmez yollardan dönmüş de şimdi Ersin Ramoğlu olmuş. Benim için bir okyanus kendisi ve ben onunla olan diyoloğuma her zaman şöyle yaklaşıyorum; ne alırsam, neyden faydalanırsam kâr gibi görüyorum. Gerçekten de öyle oluyor. Yanından her ayrılışımda kendimi daha enerjik, daha umutlu, daha keyifli hissediyorum.

Ve bu kârı sadece yazılarıma yaptığı yorumlardan çıkarmıyorum. Kendisinden aldığım enerjiyi bile kâr olarak görüyorum.

Misal yanından ayrıldığımda arabaya gidene kadar gazete binasının bahçesindeki çiçekleri seviyorum, solumda kalan limon ağaçlarına bakıyorum, hatta bazen limon kopartıyorum.

Tarifi eşsiz duygularla ayrılıyorum yanından.

Aramızda baba-kız, abi-kardeş ilişkisi oluşurken, aramızda dostluk oluşurken koşulsuz sevgi de oluştu. Ve ben her haftasonu yanına gittiğimde biraz daha tanıdık birbirimizi. Birinin yanında ağlamak zordur ve ben Ersin Hoca’nın yanında anlatırken defalarca ağladığımı biliyorum ama tabi çok güldüğümü de.

Yani Adana’nın diğer bir ucuna yaptığım kilometrelerin artık anlamı gazetede yazmak değil de, dostluğuma emek vermek gibi oldu. Nasıl siz arkadaşınızı görmek için ona vakit ayırırsınız, zaman yaratırsınız, emek verirsiniz o dostluğu sürdürmek için. Bizimki de öyle oldu işte. Sağlam temeller üzerine kurduğumuz dostluğun devam etmesi için de elimden geleni yapacağım.

Beyaz saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, orta boylu, birazcık göbekli ve çok belirgin burnuyla tam bir karadeniz profili var kendisinde. Bu betimlemeyi onunla henüz tanışma şerefine erişemeyenler için yapıyorum. Bence gidin bir çayını için diyeceğim ama önce benim size refere olmam gerekebilir. Ay çok havalıyım biliyorum.Çünkü kendisinin bana akıl vermesini seviyorum, beni durdurmasını, aşk diye tutturduğumda bana “sabret” demesini, heyecanımı yatıştırmasını, işimden vazgeçmeye razıyken bunun nasıl bir aptalık oluşunu anlatmasını, kötü deneyimlerimden sonra bir daha ışıklı yol göremeyeceğime inanır gibi olduğumda, aklımı başıma devşirmesini seviyorum. Bana “şükret” demesini seviyorum. Unutarak yaşadığım nimetler için gözümü açtı Ersin Hoca. Ve bunu koşulsuz, çıkarsız bir dostlukla yaptı.

Yalnız tanıştığınızda da karşınızda böyle sevecen, güler yüzlü bir adam beklemeyin. Çünkü ilk tanışmalarda hiç de öyle değil. Daha çok ilgisiz, cool, sessiz ses tonuyla ve ifadesiz suratıyla karşılar sizi. Deneyimle sabitledim.

Ama tanıştıktan sonra ve samimiyetinize, niyetinize inandıktan sonra da daha çok kahkaha atan bir adam bekliyor sizi. Doğal, samimi, güler yüzlü ve sevgisiyle sizi kucaklayan bir adam..

Sonuç olarak Ersin Ramoğlu’nu tanıdıkça sevenlerdenim ben. Ha benim bir köşe yazarlığı durumu vardı, biliyorum. Farkındayım. Ama onu da başka bir yöne doğru evirdik sanıyorum. Daha bu konuyla ilgili ciddi bir konuşmamız olmadı kendisiyle gerçi. Ama ben arada bir darlıyorum tabi kendisini o da bana;  “Kızım sen manyak mısın? Ben seni gazeteye alsam sana nasıl sigorta bağlatacağım, ayrıca gazetede çalışanlar senin 3’de 1 maaşını alıyorlar. Kıymetini bil işinin. Sen yazar olacaksın ama benim yönlendireceğim platformda ve şekilde olacaksın. Bekle biraz, sebat et, sabret” Ezber yaptım artık cümlelerini.

Ben de dediğinin dışına çıkmıyorum zaten. Benim yazılarımı telefondan yazdığımı nasıl farkettiyse artık. Mesleğe 50 yıl verilince, fark ediliyor ancak sanırım. Bir gün bana “Bilgisayar edin kendine” dedi. Bilgisayarım yanmıştı, evde ki de bozuk olunca ve artık telefonlardan her şeyi yapabildiğimiz için de kendime yeni bir bilgisayar almayı hiç düşünmemiştim. Tabi ürettiğim bahaneler Ersin Hoca’nın umrunda değildi.

Yazı yazmanın ehemmiyetinden, odamda bile yazı yazmak için köşemin olması gerektiğinden bahsetti.

Sonunda bende ampuller yandı. Dedim “Tamam, Kübra’nın bilgisayarı var, çantasına koydu kaldırdı öylece. Onu kullanabilirim” dedim.

Yaptım da dediğimi. Gerçi hala düzeltmeleri telefonumdan yapıyorum hep, telefonumdan gönderiyorum mailleri ama en azından yazılarımı bilgisayarda yazmaya başladım. Değiştirdim rutinlerimi, geliştirmeye, öğrenmeye, değişmeye çalıştım hep.

Ersin Hoca’nın bana her defasında dediği gibi; okuyorum, yazıyorum, sabrediyorum.

Ve şükrediyorum da aynı zamanda çünkü odasında bir bardak çay, bir fincan kahve, bir bardak da su içtiğimi varsayarsak; odasından her çıktığımda kendimi lavaboda buluyorum. Lavaboya giden koridor da, gazetecilerin masalarının olduğu bir koridor. Düşünsenize yüzlerini bile ezberledim adamların. Her haftasonu çalışıyorlar. Yani gazetecilerin haftasonu kavramı yok, ve aldıkları maaş hiç de gazeteci ünvanı kadar havalı bir maaş değil.

Bu konuya ayrı bir üzülüyorum, yani gazeteciliğe gönül verip, o meslekten ev geçindirenler için.

Devletin bunun için bir iyileştirme yapması gerekmiyor mu? Ben mi yanlış düşünüyorum?

Bir gün eğer gazeteci olursam ilk işim; gazetecilerin maddi kazanç sorunsalını elime almak olacak.

Bir yazının daha sonuna gelirken; soğuyan kahvemle Ersin Hoca’ya sevgilerimi yolluyorum burdan.

Bana kattıkları çok değerli. Kendi manevi kazançlarımın da gözlerinden öpüyorum.


Sude DEMİR

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri