Gözümü açtığımda kanıyordu bütün ağrılarım. Bastırdım üstüne taşı, acımı görmezden gelip.. Ruhum her bir kan damlasıyla bir kez daha eksilirken, başım dönerken, yine diyordum kendime; kaç canın kaldı Aslı? Ruhumu
Gözümü açtığımda kanıyordu bütün ağrılarım. Bastırdım üstüne taşı, acımı görmezden gelip.. Ruhum her bir kan damlasıyla bir kez daha eksilirken, başım dönerken, yine diyordum kendime; kaç canın kaldı Aslı? Ruhumu
Büyülü bir zaman mümkün bence.Hayat ile savaşarak değil de. Severek mümkün. Belki yeni bir manolya çiçek açmıştır. Belki Akdeniz’i ve Ege’yi begonvil ele geçirmiştir. Gölleri yunuslar basmış, dağları kuşlar ev
Hangi şarkıyla duygularımı ifade etsem diye dakikalarca ekrana bakakaldım, hiçbiri beni yeterince ifade edemiyordu…Çünkü ben kendim bile kendi duygularımı ifade edemiyorum, çünkü ben iyi değilim gün içinde birkaç dakikalığına iyi
İnsanların hayatlarında neler oluyor bilemezsiniz. Akşam kapılar kapandığında, ışıklar söndüğünde, dört duvar arasında kimin ne yaşadığını ya da içinde nelerin koptuğunu, nelerin kırıldığını, yeniden inşa edildiğini, sızılarını, sevinçlerini ya da
Âmin Maalouf “Afrikalı Leo” ve “Semerkant” kitaplarıyla gönlümü kazanmış bir yazardır. Tereddüt etmeden aldım kitabını. Zaten kitap kapağı muhteşem. Yazarın kitapları genellikle tarihi içerikli olur ancak bu kitabında ise içerik
Büyük ihtimalle üçüncü sınıfa gidiyordum. Kaçıncı sınıf olduğumu net hatırlayamasam da matematik sınavından 5’lik not sisteminde 3 aldığım için annemin benimle 1 hafta boyunca konuşmadığını çok iyi hatırlıyorum. 8-9 yaşlarında
Hayır! Işıkları kapatma, telefonu alma, bilgisayarı kapatma! Ah hayır gitme yapayalnız kendimle kalamam, aylardır buna cesaret edemiyorum, kendimi dinleyemem kendimi dinlemeye cesaretim yok. Kendime karşı cesaretsiz olalı epey zaman oldu…
Konuşmak da halletmiyor artık bir şeyleri, susmak da. İlahi adalete bırakıp önüne bakmak da. Ki kalu beladan beri aram bozuk Tanrı’yla. Kalu beladan beri yaşıyorum mahşerimi uyandığım her sabahta. Bir
2007 güzüydü… Çift tekerleği üzerinde bir valizle kocaman bir kapıdan içeri geçip metrelerce yürüyüp yeni yaşam alanıma geldiğimde. Küçük bir akvaryumdan çıkıp da denize atılmış bir balık gibiydim. Suyun akışına
Bundan 10 yıl kadar önce 23-24 yaşlarında evlilik hazırlığında olan toy (!) bir genç kızken aile büyüklerinin söylediği eşyaları almak konusunu, artık yaşayacağım evi kendime göre döşemekten çok kendime bir
Hani şikayet ederdin, sevmezdin Hani hep eleştirir, değiş derdin ya Çocuk gibi bulurdun bir tarafımı beğenmezdin, büyü derdin Hatta bunun için kavga ederdik Sırf bunun için terk ettin ya beni
30 yaşında çocuk olmak! Neden böyle bir başlık attım diye düşünüyorum. Yani şöyle söyleyeyim, hani çocukken iki oyuncak beğenirsiniz ama sadece birini alma hakkınız vardır. İşte o anda gibiyim. Aklım
Zihnimde kelimeler, 23 Nisan’ın şen çocukları gibi yerinde duramıyor; koşturuyor tutamıyorum içimdeki duygu şelalesini. Hüzün ağır basıyor bugün, kelimeler coşkulu bir çıkış yapmak istese de… Terazinin diğer kefesinde korku var,
ani krizler, kalp sızısı ve teslim olduğum bu karanlık. yaşamak işi bu kadar zor olmamalıydı, tuttuğum kalem bir kor olup avuçlarımda canımı yakmamalıydı. bu acı tanımadığım, bilmediğim, oturup anısına bir
Sabah kalkarız ve bir bardak kahve ile başladığımız güne vücudumuzu ayakta tutabilmek için günlük besin ihtiyacını karşılamak adına doldurur da doldururuz mideleri değil mi? Çok yiyince midemiz bulanmaya başlar, rahatsız
Bulutlu bir akşamüstünde penceremin dibine gelen kuşun bakışlarındaki tedirginliği ve bana bakışındaki şaşkınlığıyla karşılaştım, arkadan çalan müziğin hüzünlü sözleri ve sigaradan çıkan acı duman.. Bugün gökyüzü gibiyim, gökyüzü gibi karmakarışık.
Hoşgörünün babası Mevlana hiç uğramamış bu topraklara, sevginin mucidi yunus emre hiç geçmemiş bu coğrafyadan… vallahi geçmemiş billahi geçmemiş. Karı deyip horlandı, yıllarca şu saygı denen haslet bizim illere uğramadı.
Göz kapaklarım ağırlaşmıştı bir nevi. Değil açmak, aralamakta bile güçlük çekiyordum. Sırtımla boynum kaskatı kesilmişti. Ellerimi yüzümden çektim ve şuursuzca boşluğa salladım. Doğrulmaya çalıştım. Göğsümde, kalbime yakın bir noktada, bütün
Ekranın başında ilginç gezi rehberi oluşturmak için birkaç siteyi incelemeye koyulmuştum. Bu sitelerden birinde terkedilmiş bir köy dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Kamp çantamı hazırladım ve yol arkadaşım T’yi de alarak araba
Suphi Efendi, kendisine hiç bitmeyecek gibi gelen denize umutsuzca bakıyordu. “Sonun bucağın yok ama hiç cömert değilsin!” diye mırıldanmaya başladı. Kendini, döşemeye yavaşça bırakarak yan tarafta duran suya uzandı. Bir