içinde

Mitolojik Bir Aşkın Meyvesi: Karadut

Her şeyin bir hikayesi vardır değil mi? Sadece ben böyle düşünmüyorumdur umarım. Okuduğunuz kitabın, izlediğiniz filmin, yediğiniz yemeğin, giydiğiniz kıyafetin… Evet bence her şeyin var, tıpkı karadut meyvesi gibi.

Şimdi size bu sofralara konuk olması beklenen meyvenin hikayesini anlatacağım.

Oldukça lezzetli; dondurması apayrı enfes bir meyvedir, karadut; lakin Ayşe Hanım’ın Omo’sunun bile çıkaramadığı inatçı mı inatçı bir lekesi vardır. Ele bulaştığında da kolay kolay çıkaramazsınız; ama en basit yönteminin sırrını vereyim sizlere: karadut yaprağı.

Evet, “çivi çiviyi sökermiş.” Kalıp sabunların çıkaramadığı leke, dut yaprağı sayesinde silinir. Peki nasıl mı?

Bilen bilir turist rehberiyim; bu işin kimyasından ziyade antik çağlardan kopup gelen hikayesini anlatacağım size.

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç varmış. Kızın adı Tispe, delikanlınınki ise Piremus. Yan yana evlerde oturan bu iki genç, birlikte büyürler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerler; fakat aileleri, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünüp, görüşmelerini istemez. Oysa onlar birbirlerini ölesiye severler, her fırsatı değerlendirirler. İki evin arasında gizli bir çatlak varmış, aileleri bunu bilmezlermiş, onlar da geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur, aşklarını dile getirirler. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verirler. Tispe ağaca Piremus’tan önce varır. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya gelir ve korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başlar. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürür. O sırada Piremus gelir ve gördükleri karşısında donup kalır. Nasıl donmasın garibim. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyor. Haliyle o an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe’yi öldürüp yediğidir. Tispe’siz bir yaşamı düşünemeyen Piremus’un o anda aklından geçen tek şey ise aşkı uğruna canına kıymak olur. Belinden hançerini çıkarıp göğsüne saplar ve kanlar içindeki cansız bedeni yere düşer. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar verdiğinde ve ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşir. Piremus’un cansız vücudu yerde ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbı… İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiç bir şeyi anlayamaz; ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce olanları idrak eder. Biraz önce mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmiştir. Onun öldüğünü düşünen sevgilisi Piremus’un aşkı uğruna canına kıydığını anlar. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri alıp göğsüne saplar.

Onların aşkı ölesiye bir aşk ki ölüm bile onları ayıramaz. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabileceğini düşünüp hançeri göğsüne saplayan Tispe, Piremus’un bendeninin üstüne yığılır. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek isteyip, bu iki çılgın aşığın gölgesinde öldükleri ağacı onların ölümsüz aşkına adarlar. Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verirler. O günden beri karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremus’un kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispe’nin gözyaşları) temizler…

Alın bu bilgiyi, bir yerde dursun ✋

Yazar SMYRNA

2 Yorum

Yorum Bırakın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zaman

“Aramızda Kalsın” Tadında Bir Yorum