Kesin Bir Şeye Yeteneğim Vardır Benim!


Çoğu şeye el atmış ama genel olarak hepsinde de başarısız olmuş biri olarak, dün Reformer’a başladım. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

Şimdi onlar düşünsün.

Benim bu sosyal aktivitelere düşkünlüğüm yada kendime sürekli bir yetenek arayışına girişmiş olmam okul yıllarıma dayanıyor. İlkokula başlamamızla beraber kız kardeşimin de benim de sosyal hayatımız başlamış oldu. Yani bu zehri ailemiz bize taa o zamanlar aşıladı.

Neler yapmadık ki? Folklör kursları, gitar eğitimleri, voleybol, yüzme, sinema günleri.. Daha aklıma gelmeyen bir çok şeyi biz ilk ve orta okulda tükettik zaten.

Ama sonra farkettim ki hiç durmamışız da.

Bu aktif sosyal hayatımız devam etmiş. Ben mesela salsa bachata kursundan tutun, ingilizce toplantılarına, izcilik kamplarına, tırmanış derslerine, yoga derslerine ne varsa yapmışım, gitmişim, katılmışım.

Ya arkadaş biri de dememiş ki; “Sude artık bir dur! Ne varsa denedin, yaptın zaten. Belli ki yeteneğin yok hiçbir şeye.”

Ama yok olur mu, mutlaka bir şeye yeteneğim olması lazım. Çünkü ben çok önemli bir zatım ve bunu da herkese ispat etmem gerekiyor. Hayır bu neyin kafası? Bu neyin ısrarı hala anlamıyorum ki.

Yeteneksizliğimi kabul etmem çok zamanımı aldı. Ve hala da tam yedirebilmiş değilim kendime.

“Yani nasıl olur? Piyano dersi bile aldım halbuki, bari onu çalabilseydim” diyeceğim ama ondan önce esas üzülmem ve saçma bulmam gereken konu; evimde sanki piyano varmış gibi piyano çalmaya merak salmak.

Tabi canım -büyük büyük paşa dedemden kalma piyanoyu- saymazsak, piyanomuz yok evimizde. 3+1 minnak evimizin her yeri piyano gibi adeta.

Boşluktan oluyor hep bunlar biliyorsunuz değil mi? Ama şimdi boşluktan olduğu tezini de tam savunamıyorum. Bu sefer, “Ben bu yaşıma kadar boşlukta mı yaşamışım?” gibi bir problem çıkıyor çünkü ortaya.

E o da yanlış! Bomboş, hiç bir şey yaşanmamış bir hayat değil ki benim ki hayatım.

Sanki boş bir hayatım varmış da ara ara bunlarla doldurmuşum ve hemen sonra sıkılmışım gibi.. Hayır yok öyle de değil aslında.

Kafamda deli sorular var yemin ederim, yine çıkmaza girdim şu an:) Hayır yine nerde kafam karıştı ben çözemedim. Yazarken düşünme yetime kelepçe vuruyor gibi yok sayıyorum beynimi. Her beyni çalışan insan gibi düşünürken yazamıyorum. Yok, olmuyor yani.

Bir sürü sorun üretip sonra o sorunlara cevap bulamayınca yani çözemeyince; yorganı başıma geçirip uyumak istiyorum.

Yada neyse yorganı başıma geçirip yazımın esas kaynağına müsaadenizle tekrar dönüyorum.

Heralde bir tek seramik sanatına merak salmamışımdır o da yakındır bence. Gerçi yok tenis de hala bakir benim için.

Reformer’dan ne zaman sıkılırsam bu sefer seramiğe yöneleceğim.

Ama çok acayip değil mi? Yaptığım, ilgilendiğim hiç bir şeyi tam anlamıyla bilmiyorum. Tam anlamıyla yapamıyorum. Hep bir yarım yamalak, yalapşap durum var ortada.

Dans et deseler çok bir beceremem mesela.. Gel bir çadır kur deseler “Önce bir başkası kursun” derim.

Çakalım yemin ederim, kopya çekme özelliğimi en son, üniversitenin tek derse kaldığım sınavımda bitirdim sanıyordum. Yani o sınavı verdiğim zaman mezun olacaktım ve ben o sınavda bile kopya çektim. Huylu huyundan vazgeçmez kardoo. Kopya candır.

Yada Yoga’ya gelelim. Baş aşağı, vücut yukarı deli saçması bir hareket var ya hani; hani benim hiç beceremediğim; mesela o hareketi yapmaya çalışmadım bile hiç.

Yıllarca halkoyunları eğitimi aldım. De ki hangi düğünde şöyle göğsünü gere gere halay başı oldun? O da yok. Hatta halay varsa ben yokum gibi bir durum var ortada. Sanki ben halay çekemiyormuşum da, millet bana gülmesin kafası. Ama ayakları uydurmakta sorun yaşadığım gerçeğini de göz ardı edemem tabi. Ama sorun da bu zaten yıllarca eğitim aldın. Uydur lan şu ayakları bir zahmet, gerizekalı! İç sesim şaha kalktı yemin ederim.

Sonuç olarak hala kendimde bir şey arıyorum. Aslında tam ilerlemiyorum ki ilgilendiğim hobilerde. Kendimi yeteneksiz bulup duruyorum. Ha ben şimdi böyle olumlu bir çıkarımda bulunup aslında olayı çözdüm gibi bir durum da yaşamıyorum.

Her şeyin farkında bilincinde kalarak hala kendimi yeteneksiz bulmaktan alıkoyamıyorum.

Bir şiir dizesi var ya hani “Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın” yabancı bir adamın şiiri; çok severim.

Bu şiirde de dediği gibi; ben de bir şeyde en iyi olmak istiyorum ama çok geçmeden heves kategorisinde yerini alıyor o şey..

Yada tabi yetenek geliştiremeden heveslik olarak kaldırıyorum üst rafa ve tozlandırıyorum o tam belki de yeteneklenecekken olmayan şeyi.

İşte bu iki çıkarımda da kendimi hala yeni hobiler edinip onda geliştirmeye çalışırken buluyorum. Yani yine vazgeçmiyorum.

Hala kendi çapımda hiç denemediğim hobiler var mesela onlardan biri de tenis.

Eğer ki Reformer’da ilerlemez, seramik sanatında da başarıya ulaşamazsam bir sonraki durağım tenis olsun.

Tenis güzel fikir, sevdim bunu. Kesin yerli Şarapova olurum ben. Hissediyorum bu sefer.

Ama tabi boy farkımızı saymazsak.

166, 188 🙂


Sude DEMİR

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri