Kendine İyi Bak Annem


Bundan 3 yıl önce yakın bir arkadaşımın bana söylediği bir cümleyi hatırladım birden.

“Sude annem yaşlanıyor ya, ve elimden hiç bir şey gelmiyor” dedi.

Ne demek istediğini anlayamadım tabi. Evet yani yaşlanacak ve bu çok normal. 

Neden bu kadar sığmışım yada cool bakmışım bu duruma bilmiyorum.

Taa ki annemin yaşlandığını görene, hissedene, duyana kadar..

Duymak dedim çünkü kısa zaman önce annemin de babam gibi hasta olduğunu duydum doktordan.

Tabi babamınki gibi kemoterapi süreci beklemiyordu bizi. Ameliyat oldu ve bitti gibi oldu.

Oldu bitti ne ağır bir cümle aslında. O oldu bittiye gelene kadar annemin ağrıları oldu, ağrıdan uyuyamadığı, ağrıdan oturamadığı zamanları oldu.

Bu ağrıların sonunda annem, özel bir hastanenin kendisine ayrılan odasında ağlıyordu ameliyata gireceği için.

Evet ameliyat olacaktı ve annem hastalıktan kurtulacaktı. Olay basitti. Ama annem için durum hiç de öyle oldu bittilik değildi. 

O duygusallaştıkça biz komikleştik babam ve kızkardeşimle. 

Annem kurgu insanıdır. Artık ameliyata girerken aklından neler geçirip de ağlıyordu biz aklımıza bile getiremeyiz onları.

Ağladıkça ağlıyordu. Halbuki neyi bu kadar kendisine dert ediyordu da ağlıyordu bilmiyordum.

Maddi durumumuz iyiydi çok şükür. Evlerimiz, arabalarımız, bankada paramız vardı. Sağlık problemlerimiz vardı ama hep çözüme ulaştırıyorduk sonuçta derdimizi veren allah dermanımızı da veriyordu. E kızkardeşimin de benim de işlerimiz iyiydi. Yani okuyarak ve çok çalışarak kazandığımız devlette iyi kötü bir kariyer sahibi olmuştuk ikimiz de. Sosyaldik, arkadaşlarımız, aile dostlarımız, annemin ayrıca sıkça görüştüğü grubu vardı.

Sonuç olarak keyfi yerinde bir aileydik biz.

Ben gözümü pencereye dikmiş caddeden geçen insanları izlerken aklımda anneme cevap arıyordum.

O sırada hemşireler geldiler ve ameliyathaneye götürmek üzere hazırladılar annemi.

Yalnız, geldiklerinde babam odada değildi, su almaya inmişti. Annemi hızlıca hazırlayıp odadan çıktılar. Tabi ben ve kız kardeşim de annemizin başındaydık ameliyathanenin kapısına gelene kadar. 

Vedalaştık annemle ama bu sırada babamın telefonunu aramaya çalışıyordum. Hat düşmüyordu. 

Annem de “tekrar ara” deyip duruyordu.

Sonuç olarak ulaşamadım babama annem de buruk bir şekilde o soğuk kapıdan içeri girdi biz de annemin odasına geri çıktık.

Annemin hastane odasında oturan en yakın arkadaşı Semine Teyze; “Ben babanıza söyledim, annenizi görmeye gitti” dedi biz içeriye girer girmez.

Bi’ mutlu oldum ama ihtimal vermiyordum annemin babamı görebileceğine. 

Sonuçta artık yasaklı alandaydı ve hasta yakını giremezdi.

Derken 15 dakika geçmeden babam girdi içeri gülerek. Hep böyle hayatla dalga geçer zaten.

“Ananızı gördüm içerde, tam ameliyat masasına alıyorlardı. Rica ettim beni de aldılar” dedi.

Ne, nasıl yani, falan derken.. Anlatmaya devam etti.

“Ağlıyordu” dedi gülerek. 

“Anestezi uzmanı geldi yatıştırdı ananızı, ben de emin ellere teslim edip geldim avradımı” dedi.

Babam böyle konuşunca içimden kelebekler uçtu sanki göğe. Çok farklı bir his.

Çünkü seviyorlardı birbirlerini.

Sevmekten öte, annem çok emek verdi babama. Babamdan da hep sevgi ve ilgi bekledi.

İstediğini de her zaman her durumda aldı çok şükür.

Annem belki kendisinden çok verdi ama babam da anneme her zaman güvendi, bir dediği yeter ki ağzından çıksın ikiletmedi annemi, etrafında pervane oldu hatta.

Tamam belki annem yıllarını babamı adam etmek için, mal sahibi etmek için, evinin başında adam gibi durması için verdi ama sonucunda da oldu.

Annem serseri serbest babamı adam etti.

Şimdi babamın toplumda bir saygınlığı var ise annemin sayesinde.

O yüzden babam da annemi başının üstünde taşıyor.

Gururla her yerde annemden bahsedebiliyor.

Hatta bundan 6 7 yıl önce babam ilk ameliyatını olduktan sonra uzun bir süre yatağa bağımlı kaldı.

O zaman kendi sosyal medyasından bir şey paylaşmıştı; “Gül Demir olmazsa başaramazdım” yazıyordu.

Ama evet doğruydu.

Babam annemsiz bir hiçti, o da bunu kabul ediyordu.

Annem ameliyattayken annemin yüzünde ki çizgileri düşündüm. 

Hayatla verdiği kavgaları, babamla hep aynı yolu seçmek için verdiği çabayı, bizi okutmak için babamın kazancı yetmeyince şal örüp satmasını, ben kaybettiğim yada vazgeçtiğim zaman onun bağrında bir yumruk oluşturduğumu, yıllardır babamın çoraplarını oflanmadan her sabah giydirmesini, yıllardır her gün ve her an babamın ayakkabılarını yine kendisinin giydirmesini, anneannemle büyükbabamın tek çocuğuymuş gibi her gün yemeklerini kendisinin yapmasını, anneannemlerin hastane, banka ve market işlerinin yine her zaman kendisinin halletmesini düşünüyorum.

Biz yoldayken bizi düşünmesini, dardayken hissetmesini, acı çekerken canının kor olmasını düşünüyorum.

Annem çok başka bir kadın benim. 

Bu saydıklarımın 1000 kat fazlası var bu hikayede. 

Annem hem anaç, hem dişi bir kadın. 

Annem çok sevilen bir kadın. 

Yemeği yenilir annemin, muhabbeti sevilir. 

Evimizin kapısı hep açıktır mesela, yemek masamızda ne varsa her şey ortadadır.

Herkes her şeyi en önce ona danışır. Aklına güvenirler, yol göstericiliğine inanırlar.

Herkes el beceri gerektiren her şeyi anneme getirir. Çünkü yapar, çünkü gösterir, öğretir.

Etrafımda ki herkes; halalarım, yengelerim, kuzenlerim, komşularımız, dostlarımız hemen hemen hepsi, annemin çalışkanlığını konuşur.

Yıllardır her sabah 6’da uyanmasını, sabah 10’a kadar yemeklerini yapmış, ev temizliğini bitirmiş hatta komşularıyla sabah kahvesini bile içmiş olduğunu bilirler.

Ne sosyalliğinden geri kalır, ne de evini ihmal eder annem.

Gurur duyarım hep annemle.

Ama biz çok tartışırız. Hatta annemle en çok ve sürekli yaptığımız aktivitemiz tartışmaktır.

Burçlarımız bile aynı kendisiyle, yaşam tarzımız, hayata bakışımız, erken uyanmalarımız, gururumuz, hırçınlığımız hep aynıdır.

Ama günde kaç kere birbirimize girdiğimizi sorsanız. “En az 3” derim heralde.

Birbirimizin sınavı olduğumuzu düşünüyorum bazen. Çünkü hem bu kadar sevmek, hem bu kadar nefret etmek başka bir ilişkide daha var mıdır bilmiyorum.

Bizim bu ilişkimiz sınav olmasaydı eğer ben de annemle kardeşimin anlaştığı gibi anlaşabilirdim sanırım.

Bu sorularıma cevap olarak hep, ayrı bedende aynı ruhu yaşadığımızı buluyorum.

Aynı kişi olduğumuz için yiyoruz belki de birbirimizi.

Ben bu düşüncelerin içinde cama başımı yaslamışken annemi baygın halde içeri getirdiler.

Yatağına taşıdık beraber, uzun bir süre uyanmadı.

Uyanması neden bilmiyorum 4 5 saat sürdü. Uyandıktan sonra da 2 gün boyunca kendisine gelemedi. Hep baygın ve uykuluydu. 

Tabi biz bu 2 gün içerisinde annemi eve taşıdık, salona yatağını yaptık ziyaretçileri olur diye. Yatırdık ve misler gibi bakmaya başladık iki gözümüzün çiçeğine.

Anneme bir şeyler yedirmeye çalıştık ama olmadı, sadece su içti uzun bir süre. Ama hala baygındı. Gözünü açamıyordu kadın.

En son, kardeşim doktor olduğu için tabi daha bilgiliydi bizden “kusturmazsak anesteziden kurtulamayacak annem” dedi.

Bir gece yarısı kusturduk annemi. Torbalarca kustu da çok şükür ertesi gün kendisine geldi canını yediğim.

Bütün bunları, başımıza gelenleri, hastalıklarımızı, kayıplarımızı düşünürken; anneme bakma, annemi inceleme fırsatım oldu bu sürede.

Arkadaşımın yıllar önce dediği ve benim algılayamadığım cümleye odaklandım.

Benim de annem yaşlanıyordu, yüzünde ki çizgilerde yaşanmışlık vardı.

Canım yandı birden.

Evet annem yaşlanıyordu ve ben hiç bir şey yapamıyordum.

Daha da yaşlanacaktı ve ben hiç bir şey yapamayacaktım.

Off.. Düşündükçe ciğerimi söküyorlar sanki.

Annem daha torun bile sevmemişti. Daha hiç yurtdışına çıkmamıştı, kardeşimin ve benim yuvalarımıza konuk olarak gelememişti, çünkü biz yuva kuramamıştık.

Haksızlık gibi geliyordu bana. 

Annemin bir çok insandan bile hakederek yaşadığı ve beklediği bir çok şeyi yaşamamıştı annem. Üstelik hastalanıyordu, yaşlanıyordu. Yüzünde ki çizgiler hep aile düzenimizi korumak için oluşmuştu.

Düşündükçe çaresizliğimde boğuluyordum.

Kabul etmeliydim. Hayat buydu ve yaşlanmak ve ölüm hakkımızdı.

Hani insan en sevdiğine yakıştıramazmış ya ben de işte anneme yakıştıramıyordum.

Onun kılına zarar gelme düşüncesi beni kalp krizine sürüklüyordu. 

Annem benim ya..

Hem en çok sevdiğim hem de en nefret ettiğim bazı anlarda.

Lütfen sen kendine bizim için iyi bak olur mu?

Çünkü biz, sen olmayınca dağılıyoruz.

Dağıtma bizi..


Sude DEMİR

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri