içinde ,

Karanlık Günlerden Geçtik

İşyerimdeki kimseyle paylaşmadığım odamdan penceredeki çiçeklerime bakarken “Tanrım ne karanlık günlerdi” dedim içimden.
Yaklaşık 3 aydır covid virüsünün bizim evi dağıttığı ve daha yeni toparlamaya başladığımız günler.
Önce ben covid oldum.
Aslında covid kelimesini covid19 virüsü diye belirtmeyene ayar olurdum. Kendi işimden dolayı o kadar çok covid19 kelimesine aşinayım ve kanıksamışım ki o kelimeyi. Her covid diyeni “Covid19 demek istediniz sanırım” gibi düzeltmeye çalışmalarım geldi aklıma. Ama şimdi covid! Hatta corona! Hatta korona! Hiç de umrumda değil. Bizi bu kadar dağıttıktan sonra ciğerimizi pare pare ettikten sonra düzeltmiyorum kimseyi. Saygı duymuyorum çünkü artık virüse.
“Kimse başına gelmeyince anlamaz” deriz her durum için. Bu durum benim için de geçerli tabi. Duyarsız değilim asla. Gündemin içinde yaşıyorum en nihayetinde ama bir olayın başına ya da en yakınının başına gelmesi o kadar farklı ki. Gerçekten başa gelmeyince anlamıyor insan.
Evet ben covid oldum, annem covid oldu, babam covid oldu, kız kardeşim covid oldu. 3 ay önce ilk ben deneyimledim bu lanet virüsü. Günlerden bir Salı sabahı 0312’li bir numaranın beni ısrarcı bir şekilde aramasıyla uyandım. Sonrası yani sabahın 6’sında “BEN COVİD OLDUUUUUMMM” diye bağırdım odamdan. Ev ahalisi uyansın diye. Tabi ondan sonra çok affedersiniz ama g.tümüzü doğrultamadık.
Benim covid olduğumu öğrendiğim sabah; babam kronik hasta olduğu için annem hemen babamı evden uzaklaştırmak istedi. Ne de çok düşünür babamı canım annem. Zaten babama hepimiz evde prenses muamelesi yaparız. Çünkü hep hastadır o, bakıma muhtaçtır. 7 yılı geçti çorabını bile giyemez babam kendi başına. Ensesinden kuyruk sokumuna kadar platin takılı omurgasında. O da eğilmesine, rahat hareket etmesine engel oluyor. Biz olmasak yani daha doğrusu annem olmasa ayakkabısını bile giyemez. Çorabını giyemez, çıkartamaz. Yani babamın yaşamını idame ettirebilmesi için anneme ihtiyacı var. Birbirlerine aşık olduklarını hala bilmesem yani inanmasam; komün yaşam diyeceğim bizimkilerin ilişkisine ama hala deli oluyorlar birbirlerine, gerçekten çok acayip. Zaten benim mutlu evlilik çıtam da bizimkiler yüzünden yüksek. Yoksa ortalama bir mutlulukla kurulmuş bir aile düzenim çoktan olabilirdi benim de.
Neyse sabah saatlerinde annemle babam yazlığa gitmek için yola çıktılar. Yani artık evleri ayırmıştık. Biz de kardeşimle aynı evde kaldık, benim tedavime başladık. Babamı da koruma altına almayı başarmıştık. Sonrası malum.. Çok ağır geçirmedim, hatta hayatıma devam bile ettim dersem beni kınar mısınız acaba? Çünkü hayatıma devam ettim ve yalan söylemek istemiyorum. Hastayken tiyatroya bile gittim. PGM’ye izlemeyi çok istediğim bir oyun geliyordu ve biletleri önceden almıştım. Çok utanıyorum şu an kendimden bunu yaptığım için.
Sonuçta bir şekilde 10 gün geçti. Annemler totalde 15 gün sonra Adana’ya evimize geldiler. Evi temizlettik, annemler yeniden yerleştiler. Zaten 5-6 aydır yoklardı. Bizimkiler her yıl mayıs ayında Mersin’e giderler ekim ayı gibi de gelirler. Bu yıl geldikleri hafta ben covid olunca yeniden gittiler, ben iyileşince de dönmüş oldular. Aylardır ayrı kalmış olmanın verdiği hasretle güzel ve keyifli günler başlamıştı bizim için. Ama annemin öksürüklerinin hayatımın en çaresiz hislerinin başlangıcı olduğunu henüz bilmiyordum.
Ben işteyken ve kardeşim de nöbetçiyken annemin şikayetleri artınca eve gittim annemi alıp hastaneye götürdüm test için. Ve yine bir sabah annemin sonucuna kendi HSYS sistemimden bakarken buldum kendimi. Ve sonuç aynı. Pozitif!
Bu sefer ebeveynlerimizi paylaştık kardeşimle. Ben babamla kalacaktım, yazlığa götürecektim onu. Kübra da annemle Adana’da kalacaktı. Kübra hekim olduğu için bana rapor yazdı, ben de babamın birkaç eşyasını alıp yola koyulduk babamla. Bu bizim son yıllarda babamla geçirdiğimiz ilk defa baba kız tatilimiz olacaktı. Tatil değildi ama annemsiz ikimiz başbaşa kalacaktık ve ben tedirgindim babamla başbaşacılık konusunda.
Sabah saatlerinde yazlığa vardık biz, annemin de tedavisine başladı kardeşim evde. İlk günlerimiz şöyle geçti babamla; sabah önce ben yürüyüşe gidiyordum, ben geldikten sonra babam çıkıyordu yürüyüşe. Geldikten sonra duş alıyordu giyinip salona geliyordu ben çoraplarını giydiriyordum. O biraz televizyona bakarken ben kahvaltı hazırlıyordum. Kahvaltıda yumurtamız ne li olsun, salataya soğan koyayım mı gibi muhabbetlerimiz oluyordu. Sonrasında bulaşık yıka, akşam yemeği için alışveriş yap, yemek hazırla, yeniden bulaşık yıka, akşam yürüyüşü ve kapanış yapıyorduk. Tüm günümüzün detaysız özeti bu şekildeydi. Tabi babama özenle hazırladığım ara öğünlerden hiç bahsetmiyorum bile. Yoğurt saati, yulaf kepekli kakaolu hurması, taze sıktığım portakal suyu, kivi saati, vitaminlerinin saati derken sağlıklı atıştırmalıkların gözüne gözüne vuruyordum. Bir de tabi yıllar sonra babamla başbaşa kalıyoruz onun da vermiş olduğu endişeyle belki de heyecanla denize nazır 5 yıldızlı otel konsepti sundum babama.
Sanırım alıştık birbirimize, yıllarca susmuşuz ya da hep yüksek sesle kırmışız birbirimizi. Kalbimizi doğrultmak başbaşa geçirdiğimiz 2 aya nasip oldu. Doğruldu mu hala bilmiyorum tabi ama en azından aynı şeylere yeniden gülmeye başladık. Annem ya da kardeşim olmasa da aynı masada birbirimizin gözüne bakarak yemek yedik, yarın ne yiyeceğimizin planını yaptık, beraber aynı odada yıllarca vakit geçirmemiş baba kız olarak aynı odada televizyon izledik, aynı odada aynı saatte kitap okuduk. Tabi bu biraz mecburiyetten oldu. Evimiz 2+1 sonuçta, internet yok, kendi yatak odamda televizyon yok dolayısıyla netflix yok derken aynı havayı teneffüs ettik günlerce. Aynı odada yattığımız bile oldu hatta. Hava soğuktu, ufo bir tek salonda vardı, birimiz bir kanepede diğerimiz diğer kanepede uyuduk öylece.
Şimdi düşünüyorum da yüksek sesle konuşmadık, birbirimizi kırmadık, birbirimizin yaşamına müdahale etmedik. Birbirimizle mücadele etmedik. Saygılı, medeni, hoşgörülü günler geçirdik birlikte. Yalnız ben böyle konuşuyorum da babamı öcü gibi düşünebilirsiniz. “Bu adam sana ne yaptı da normal olan şeyleri abartarak anlatıyorsun?” diyebilirsiniz. Ama aslında düşündüğünüzün tam tersi bir adamdır. Çağdaş, modern, sosyal, komik bir adamdır kendisi. Biz sadece iletişim kuramıyoruz son yıllarda. Daha doğrusu birbirimizin beklentilerine aynı doğrultuda cevap vermeyince uzaklaştık birbirimizden.
Nitekim deniz kenarı bana da babama da çok iyi geldi. Aslında bizim aileye çok iyi geliyor deniz. Bundan mütevellit sanırım yıllarca hep denizi seçmişiz, hiç kopmamışız denizden. Hatta tam 30 yıldır deniz kenarında yaşıyoruz dersem çok doğru demiş olurum.
Sakinleştik, dinginleştik. Ben meditasyon yaptım, yürüyüş yaptım, yemek yaptım, dışardan akan yaşamıma baktım.. Bunlar bana iyi geldi.
Tabi günler birbirini kovalarken annemin durumu ağırlaştı. Kübra, anneme evde bakamamaya başladı. Ateşi hiç düşmüyordu, zor solumaya başlamıştı ki en son dayanamayıp annemi hastaneye yatırdı. Yüreğir Devlet Hastanesi’nde özel oda ayarlandı. Önce serviste yattı 2 hafta kadar. Tabi başında kardeşim refakatçi olarak kaldı. Bu sürede kendisi de covid olunca annemin odasına bir yatak daha atıldı. Zaten refakatçiydi ama yatışı yapılmış oldu. Yani Kübra da hastanede tedavi görmeye başladı annemle beraber.
Bütün bunlar Adana’da seyrederken ben de yazlıkta babama ateş takibi yapıyordum. Annemin hastaneye yatmasının kaçıncı günü bilmiyorum babamın ateşinde hafif oynamalar oldu. Babamı çok bir tedirgin etmeden Erdemli Devlet Hastanesi’ne götürdüm test yaptırmak için. Tabi babamı zorla götürdüm. Başladı yine “Sence ben covid miyim, bana bir baksana turp gibiyim” bla bla. Bu adam lösemi tedavisi görürken bile “Süperim, çok iyiyim” diye bağıran adamdır. Aylarca hastanede yatıp, “Benim hiçbir şeyim yok, doktorlar önlem için yatırdı” diyen adam babam. Hayatımda gördüğüm en pozitif orta yaşlıdır kendisi. Hayata tutunuşuna hayran olmamak, onun hayatı sevişine aşık olmamak elde değil. Millet karnı ağrısa “Ölüyorum” der. Babamın herhangi bir şeyden şikayet etmesi için gerçekten çıtanın çok yüksek olması gerekiyor. Neyse akşam oldu, ben yine kendi HSYS sistemimden baktım ki babam da pozitif!
Kabusların bini bir para olmuştu artık. Annemi mi düşüneyim, babam riskli hasta nasıl atlatacak sorusu var kafamda, Kübra desen, ahh.. Ona ayrı üzülüyorum, kız annem için kendi yaşamından vazgeçti desem yeridir. Kendi hastalığını bile bilmedi, anneme bakmaktan. Sefil gibi oradan oraya savruldu durdu.
Bu düşüncelerle boğuşurken evi topladık apar topar yine, eşyalarımızı hazırladık, evi kapattık. Gece 10 sularında çıktık yola, ben kullanıyorum tabi arabayı babam da arka koltukta oturuyor. Zaten sokağa çıkma yasağı olduğundan otoban da boş, bir de müzik açtım beynimin sesini duymamak için ama ne fayda. Farkettim ki müziği duymuyorum beynimin sesinden, geri kapattım. Ortalama 1 saat içinde de annemin yattığı, kardeşimin de yanında hem hasta hem de refakatçi olduğu aynı zamanda görev yaptığı Yüreğir Devlet Hastanesi’ne geldik. Eve uğramadan direkt hastaneye giriş yaptık. Kübra bizi karşıladı acilde.
O gece babamın tetkiklerine, tahlillerine bakıldı, tomografisi çekildi ve ilaçlarımız alıp eve döndük. Ve aynı gece annemi de yoğun bakıma aldılar. Kardeşim hastanede annemin odasında kalmaya devam etti, zaten annem iyileştiyse onun sayesinde oldu. Annem yoğun bakıma girdiğinde bile hastaneyi terk etmedi. Bırakıp gelmedi. Yoğun bakımın kapısında yattı desem yeridir.
Her sabah, öğlen, akşam yoğun bakıma; yanına çıktı. Elleriyle, gözleriyle baktı anneme. Bütün göğüs doktorlarını, enfeksiyon doktorlarını sürekli başına topladı, her ayrıntıyı iletti. Annemin her sabah çıkan tahlil sonuçlarının her detayının üstünden yüzlerce defa geçti. Ulaşabileceği bütün hocalarına her detayı sordu, çözüm bulmaya çalıştı. Ama annemin durumu ağırlaşıyordu. Artık hiç kendinde değildi, solunum cihazına bağlı bir şekilde hiçbir şeye tepki bile vermeden yatıp durdu günlerce canım annem.
Benimse içim yanıyordu ama aynı evde babama bakmamın, babama karşı dik ve sağlam durmamın vermiş olduğu güç vardı içimde. Ben yine yemekler yapıyor, babamın vitaminlerini veriyor, evi temizliyor, ara öğünlerini ayarlıyordum.
Bir de ilk covid olduğu günden itibaren hastanelerde olduğu gibi saat başı vital takibi yapıyordum. Onu da bana yine Kübra söylemişti. Bir defter ayarladım, babamın yattığı yatağın başına koydum. Gün gün, saat saat; satürasyon, ateş, nabız, solunum takibi yapıp yazıyordum. Yükselen ya da düşen değerlerini Kübra’ya söylüyordum. Bu sırada her gün hastaneye de gidip geliyordum. Kardeşimin ihtiyaçlarını, temiz kıyafetlerini, yemeklerini ve de ancak dışardan alınabilecek bazı özel ilaçları temin edip götürüyordum. Kirlilerini ve boşalan kaplarını da eve getirip temizliyordum. Hastanedeki lojistik desteğini ben sağlıyordum diyebilirim.
Günler böyle geçerken babamın durumu ağırlaştı. Vital takiplerinde satürasyonunun az da olsa düştüğünü farkettim. Önlem amaçlı yeniden hastaneye götürdüm onu. Doktorların babama yatış vereceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Kübra “Yatıralım” dedi, ben “Hayır, ben evde iyi bakıyorum babama” dedim. Babam ise “Siz bilirsiniz kızım” deyince kardeşim ve doktorlar kazandı yatışını yapmış olduk. Annem yoğun bakımda olduğu için sadece kardeşimin kaldığı özel odaya babamı yerleştirdik. Yani bir süre aynı odada annemle kalan Kübra, bu sefer de babamla kalmış oldu.
Ve ben bir başıma eve döndüm o akşam. Kovalarca ağlamak konusunda üstüme yoktur ama bu sefer havuzlarca denizlerce ağladım. Canımın yangınını anlatabileceğim kelime yok. Annemin yoğun bakımda olması ve durumunun hiç iyiye gitmemesi, babamın da durumunun ağırlaşması..
Ne yapacağımı nereye gideceğimi kimle bu özel acımı paylaşacağımı bilmiyordum.
Hadi hep babamla sınanmıştık, babam hep hastaydı, hep bakıma ihtiyacı olan biriydi ama annem.. İlk defa annemsizliği yaşıyordum. Annemsiz biz dağılırdık, hele babam.. Babamın defalarca hıçkırarak ağladığını hiç unutamıyorum. Hatta bir sahne var gözümün önünden hiç silinmiyor. Salonda yattığı yatağa yan uzanmış, Kübra’dan da yine kötü haber alınca iki eli başında cenin pozisyonunda ağladığını gördüğüm an.. Yaşadığı çaresizliği, kimsesizliği, muhabbet edebileceği, sesini duyurabileceği tek insanın olmamasının verdiği acıyı bütün hücrelerimde hissettim o an. Keşke görmeseydim babamı bu halde. Hangi birine yanacağımı düşünüyordum. Ama annemin olmama ihtimaline ciğerim yana yana alıştırmaya çalışıyordum kendimi. Sonuçta geride kalan babam vardı, ona kim bakacaktı. Tabi ki ben.
Annemsiz nasıl olurdu ne yapardık bilmiyordum. Defalarca onu kırdığım, onu incittiğim, onu hiç mutlu etmediğim anlarımız geldi gözümün önüne. Benden hemen hemen her gün torun istemesini ve benim de verdiğim ters cevapları düşünüp durdum.
Defalarca “Anne ben aşık olmadan evlenmek istemiyorum dolayısıyla çocuk da istemiyorum” dediğim halde, “Bir torunumuz olsaydı başka olurdu, baban hastalanmazdı, daha mutlu olurduk” gibi gibi bir sürü acıtasyon cümlesine katlandığım ama günün sonunda onu hiç bu konularda mutlu etmeye çalışmadığım aklıma geldi. Bırak çocuğum olmasını yeniden evlenmeyi bile düşünmüyordum ki. Birbirimizi ne kadar kırdık sırf bu konu yüzünden.
Işığını kapattığım odamın baktığım tavanından ayrılıp boşalan odaların kombisini kapattım bir bir. Ne zaman eski neşeli ev hallerimize kavuşacaktık ya da kavuşacak mıydık? Hiçbir şey bilmiyordum ve zaman ilerledikçe umudumu kaybediyordum.
O gece bu derin düşüncelerle, bazen ağlayarak ama hep yatağımdan tavana bakarak geçti gitti.
Sabah oldu, kardeşim hedefe yönelik tedaviden bahsetti annem için. Yurtdışından getittirecekmişiz, göğüs doktorları uygun görmüş. İlacın üst yazıları bile yazılmış Ankara’ya. İlacın adı Anakinra. Meğer annem Sitokin Fırtınası geçiriyormuş. Ne olduğunu bilmiyordum ama Google sağ olsun. Yüce Google. Bir sürü makale okumama fırsat tanıdı. Okudum, öğrendim. İlacı da araştırdım. Şimdiye kadar temmuz ayında New York’ta 22 hastada denenmiş ve olumlu sonuçlar alınmış bu ilaçtan. Annem için de o ilacı getirtelim demişler doktorlar.
Tabi ben bu konuları öğrenene araştırana kadar bir sürü yol katetmişiz ilaçla ilgili. Sağ olsun doktorlarımız hep yakından ilgilendiler, çözüm bulmaya çalıştılar. Gerçekten annemi iyileştirmeye çalıştılar. Bu ilacın annemin vücuduna enjekte edilmesine kimler küçük ya da büyük vesile olduysa hepsinin yüzü gülsün. Ayaklarına taş değmesin. Çünkü onlar bizim yüzümüzü güldürdüler.
Bu konuyu konuşmamızın üstüne 1 gün sonra ilaç geldi. Doktorlarımız arada kardeşim olduğu için bir çok prosedürü sonradan yerine getirip bir an önce ilaca başladılar. Nitekim bu ilaç kardeşim de hekim olduğu için umut olarak gösterildi bizlere. Belki de böyle bir ilacın varlığından bile habersiz annemin ölümünü izleyecektik. Yine her şey Kübra sayesinde oldu yani..
İlaç verilmeye başlandıktan hemen sonra annemde olumlu yönde gelişmeler oldu. 5 gün 10 doz verildikten sonra birkaç gün daha yattı annem yoğun bakımda, akabinde serviste tedavisi devam etti. Yeni yıla girdiğimiz gece de taburcu oldu, eve getirdik.
Babam da annem iyileşmeye başladığı, annemi yoğun bakımdan çıkarmayı düşündükleri sırada taburcu oldu.
Sonuç olarak yeni yıla dördümüz yine yan yana, alkolsüz mezelerimizle ve yeni umutlarımızla girmiş olduk. Hepimizin evde uyuduğu, kapımızı kilitleyip yattığımız gecelerin başka bir lezzeti var. Daha huzurlusunu görmedim, yaşamadım.
Bu 3 aylık süreç nasıl geçti derseniz darmadağın geçti derim heralde. Çaresiz, umutsuz, yorucu geçti. Süreci çok çok iyi yönettiğimizi düşünüyorum evet umutsuzduk ama bilinçliydik, aksiyon almaktan çekinmedik hiç..
En çok da kardeşim yoruldu bu süreçte, sonucu iyi olduysa, eğer hala hepimiz sağlıklı ve biraradaysak tanrının rızası, kardeşimin araçlığıyla oldu. Ortalama 2 ay boyunca hastanede yattı kalktı, eve bile hiç uğramadı iki gözümün çiçeği. Kendisine yetti, babama baktı, anneme baktı..
Şimdi işyerimdeki odamdan içeri giren güneş hüzmesine, o hüzmenin çiçeklerime yansıttığı renklere bakarak geçmiş günleri hatırlıyorum. Sanırım bundan sonra annemle babamın umutlarına kulak vermeye çalışacağım.
Tabi her şeyden önemlisi sağlıkmış, başa gelmeyince anlaşılmıyormuş. Umarım ben anlatabilmişimdir. Sağlıcakla kalın lütfen.

Yazar Sude DEMİR

Ye, Dua et, Sev

2 Yorum

Yorum Bırakın
  1. Bütün covid hastalarına geçmiş olsun öncelikle. “Hergece yatağa gittiğimde
    Tanrıya ruhuma gözkulak olması için dua ediyorum
    Hayır bağışlanma dilemiyorum
    Ama ölüp gömülmeden önce
    Tanrım,senden bir lütuf istemek zorundayım
    Ve umarım anlarsın
    Çünkü hayatı sonuna kadar yaşadım
    Bu çocuğun erkek gibi ölmesine izin ver
    Bir kurşuna bakarak
    Son mücadelemi vermeme izin ver.” Bu da babanız ve sizin için. Umarım anlarsınız.

  2. İyi dilekleriniz çok tatlı gerçekten, çok sağ olun. Ama sonunda “umarım anlarsınız” cümlesi pek olmamış sanki. Siz anlatabildiğinize inanıyorsanız eğer sorun yok, anlayıp anlamamak benim kapasite problemim olarak kalmalı bence:) Umarım anlatabilmişimdir:)

Bir cevap yazın

Şekspir Müzikali

Öyle Sarhoş Olsam ki