içinde

Karamsarlık VS Gerçekçilik

Büyük hayallerimden biridir “TedxTalks’ta konuşmacı olmak”. Ölmeden Önce Yapılacaklar Listeme de ekledim. Siz de kendi listenizi yazının altına yorum olarak ekleyebilirsiniz; aynı olanlar beraber bile yapabilir 🙂

Hayatımızın ne zaman son bulacağını bilmediğimiz için “Bir an önce yapılacak listesi” diyorum ben kendimce. Ertelemeye gelmiyor hiç bir şey.

Yazıma gelirsek; Ted konuşmalarında denk geldiğim bir konuyu paylaşmak istiyorum. Benimle aynı durumu yaşayan İlker Canikligil, kötümserliği ve gerçekçiliği gayet iyi bir şekilde aktarmış.

Şöyle ki… Hayata sürekli pembe panjurlu, rengarenk çiçekli pencerelerden bakan, İstemek başarmanın yarısıdır mottosuyla yaşayan, hep bardağın dolu tarafını gören insanlar ile o bardağın bir de boş tarafının olduğunu bilen, penceredeki pembe boyanın aşınacağını, rengarenk çiçeklerin solacağını ve istemenin değil inanmanın başarının yarısı olduğunu düşünen insanlar arasındaki farkı anlatmaya çalışmış yönetmen konuşmasında.

Ben, çevreme göre oldukça pesimist biriyimdir. Bana göre ise gayet Gerçekçi. Konuşmayı dinleyince kötümserlerin aslında olanı ve olmayacak olanı gören, bulutlar üzerinde uçmak isteyenlere yer çekiminin varlığını hatırlatan tam bir “Welcome to Real World”çüler olduğunu anlıyoruz.  (“Welcome to Real World”çüler – Ya Rabbi bu tabiri okuyup beni taşlayacak olanlar kesin vardır. O duyguyu vermem lazımdı sevgili TDK’çı okurlarımız).

Önce konuşmada geçen bir örneği vermek istiyorum. İlker Canikligil bir yönetmen ve pvc pencere reklamı işi geliyor kendisine. Ajans sahibi de arkadaşı ve oldukça iyimser, her şeyi yapabileceğine inanan birisi. Çekilecek reklam, dediğim gibi pvc pencere… Ne kadar iyi, ne kadar özellikli, ne kadar albenili gösterilebilir bir şey ki… Ajans sahibinin aklına “Neden bu reklamda Tom Cruise’u oynatmayalım ki?” diye bir düşünce geliyor. İlker Bey de bunun asla olamayacağını arkadaşına anlatıyor. Birincisi Tom Cruise’ın ajansına ulaşılmasının zor olacağını, ikincisi Tom Cruise’ı bu filmde oynatacak kadar parasının olmadığını, üçüncüsü bu iki şartı yerine getirmiş olsa da Tom Cruise’un bir pvc pencere reklamı filminde oynamayacağını, hadi bu şartı da yerine getirmiş olsa da o reklam filmini kendisinin çekemeyeceğini sırasıyla dile getiriyor. Söz konusu kişi Tom Cruise… Yıllık 50 milyon dolar; saatlik 7000 dolar kazanan bir aktörden bahsediliyor. Onunla çalışacak bir yönetmen olmanın da pek çok vasıf gerektirdiği gerçeğini çoktan benimsemiş İlker Canikli; ancak ajans sahibi arkadaşı kendisinin 3 şartı yerine getirebileceğine dair umutlarını yeşertmiş ve sadece yönetmen olarak Canikli’nin olaya çok karamsar yaklaştığını düşünmüştür. Bir kaç gün sonra bu ikili tekrar karşılaştıklarında ajans sahibinin Tom Cruise’un ajansına ulaşabildiğini ve senaryoyu okumak için 10.000 dolar para istediklerini anlatmıştır. Dikkatinizi çekerim sadece “senaryo okumak için”.

Sizce de bu kötümserlik yerine gerçekçilik değil midir?

Kendi hayatımdan örnek verecek olursam…Eşim bana göre oldukça iyimser düşünen, risk almaktan çekinmeyen biridir. Girişimlerine ket vurmam; ancak alacağı risklerin kötü tarafını söylerim hep. Daha doğrusu gerçekçi tarafını. İzmir Alaçatı’ya gidip butik bir otel kiralayıp işletme fikri var aklında. Hem de bu korona günlerinde. Ben de ona ilker Canikligil’in yaptığı gibi saydım. Birincisi şehir değişikliği yapacak, butik otel kiralayacak bütçemiz yok. Bütçeyi oluşturabilmek için satabileceğimiz bir şeyimiz de yok. Arabamız satılamıyor; satılsa bile bütçe açığı çıkar. Her şeyi tamamlasak da bu kadar işin altına girecek sabır ve metanet bende yok.

Nihayetinde, kötümser diye tabir ettiğiniz insanlar aslında gerçekliğe tutulan aynanızdır. Unutmayın ki bardağın hep dolu tarafından bakıyor olmanız sizi olabildiğince gerçeklikten uzaklaştırır; çünkü bu bardağın bir de boş tarafı vardır. Her kötünün içinde iyiyi görmek güzeldir; ama iyiliğin içindeki kötülüğü farketmek ve adımları daha sağlam atmak da bir meziyettir.

Kısa ama öz oldu değil mi?

3 numaralı bakışımla siteden çıkıyorum gençler.

Bottega Venetttağğğğğ. 🙂

Yazar SMYRNA

Always Hope But Never Expect - Adana

2 Yorum

Yorum Bırakın
  1. Ben de bir not düşeyim… inandıkları için risk alanlar hayatta çoğu zaman başıralarla Muzaffer olmuştur.. çok bilinmeyen bir örnek vereyim. Dondurulmuş gıdayı 1920’li yıllarda icat eden Amerikalı Clarence Birdseye. 😉

Bir cevap yazın

Molasses.

Sen de Bir Çocuktun…