içinde

Bedenimiz Kayıt Tutuyor

Saat 05:24 ve ben hiç uyumadım.
Normal şartlarda her gece 12 gibi uyur sabaha karşı uyanırdım. Bu gecenin o normal gecelerden biri olmadığını üst damağıma yapışmış boğazımdan anlayabiliyorum.
Söyleyemediğim, anlatamadığım, anlaşılmadığım ya da çok çok üzüldüğüm zamanlarda boğazımdan çıkar acısı, dudağımdaki uçuk da cabası..
Şu an ki gibi; yanar boğazım, yutkunamam, öksürürüm, tıkanırım, sesim boğuklaşır.
Uyumak için bin tane yöntem deneyip yine gözlerimi tavana diktim bu gece de..
Kaldı ki ben nefes egzersizleri bilen, zihin durdurma yöntemleri bilen, uykuya kolay dalma konusunda eğitimler almış biriyken bile zorlanıyorum bazen..
Uyuyamadığım çok gece sayabilirim.
Aslında sayamam, birikenler arasında kayboldu sayamadıklarım.
Bedenimiz kayıt tutuyor bizim; zihnimizde yaşattığımız, kurguladığımız ve de en nihayetinde düşünce gücümüzle gerçekleştirdiğimiz olumsuz olan her şey bedenimizden çıkıyor. Uykumuzdan, boğazımızdan, başımızdan..
Ben de ne zaman birine karşı sussam, yutsam o diyeceklerimi o gece yutkunamam.
Halbuki bağıra bağıra “İnsanlar problemlerini konuşmalı kardeşimmmmm! Biz hayvan değiliz ki biz insanız ve de her şeyi konuşmalıyız” diyen biriyimdir.
Ama gel gör ki en kırıldığım ve en beklemediğim yerlerimden vurulunca ancak susuyorum. Ağzımdan tek bir kelime çıkamıyor.
Ne bana yapılan haksızlığı püskürtebiliyorum karşımdakine, ne kendimi ifade edebiliyorum, ne de bana yapılan hakarete yükselebiliyorum. Sadece susuyorum, dinliyorum.
Yapmıyorum değil aslında yapamıyorum. Yapamadıkça beynim durmuyor, kalbim ağrıyor, içim susmuyor.
İçim konuştukça, beynim zehrini boğazımdan yavaş yavaş bütün bedenime akıttıkça daha da hasta oluyorum.
Daha da içe kapanıyorum.
Konuşursam savaş çıkar biliyorum.
Belki de artık mecalim olmadığından savaşa susuyorum.
Yıllarca ne içerdeki ne de dışardaki savaşım bitmedi ki benim. Yetmez mi bu ettiğim kavgalar kendim için, kendimi anlatmak için? Kendimi savundum, yol yaptım, vazgeçtim, devam ettim, bağırdım ama bir şekilde hep defansta ve ayaktaydım.
Gelecek olan bütün ataklara karşı hep uyanık, hep dimdik, hep gözleri açıktım.
Şimdi düşünüyorum da savaşta olmak da zor, susup kabullenmek de.
Hangisi daha yıpratıcı derseniz eğer. Dik durmak derim heralde, her an her şeye hazır olmak daha zor.
Şu an bunu yanan boğazımla yazıyorum. Susup içe atmak da hiç kolay değil yani. Neyse ki bedel ödemekle ilgili hiç bir sorun yaşamıyorum.
İçimi konuşturup boğazımı yakıyorum.
Ama artık ben, bedenim olumlu olan şeyleri kayıt etsin istiyorum. Sağlığım benimle kalsın. İç huzurumu sürekli dengede tutabilmek için dışarda olup bitenleri göğsümde yumuşatmaya çalışmadan yaşamak istiyorum. Yani aslında bütün bunlara hiç gerek kalmadan, niyetimden ve benden şüphe edilmeden yaşamak istiyorum sadece.
Susmak için sebebim kalmasın, kimse boğazımı yakmasın istiyorum.
Sıradanlığım, hata yapabilme ihtimalim, mükemmel olmadığım, evet bir sürü şeyde başarısız olmama rağmen kendim olmaktan asla vazgeçmediğim bilinsin artık.
İnanın kimselerin bilmediği bir savaş veriyorum kendi içimde dengede kalmak için.
Huzurumun güvenliğini sağlayabilmek için boğazımı yakıp, uykusuz kalıyorum.
Yine de güne gülerek başlıyorum bütün yargılarınıza rağmen.
Takdir etmeyebilirsiniz hatta anlayamayada bilirsiniz belki ama saygı duyabilirsiniz yargılamadan önce.
Şimdi iyi geceler.

Yazar Sude DEMİR

Ye, Dua et, Sev

2 Yorum

Yorum Bırakın
  1. Evet. Hayatımızın öznesi olmak zorundayız. Ama her zaman başarılı olacağız diye bir şey de yok. O yüzden başarısızlıklar bizi özne olma hedefimizden uzaklaştırmamalı. Kapatabileceğimiz her açığı kapatmalı, ve bu anlamda kazanabileceğimiz her mevziyi kazanma yolunda ilerlemeliyiz.

    • Bu yazımın konusu; kazanma, kaybetme değil. Daha çok her şeye susarak belki de gülerek cevap vermeye çalışmakla alakalı. Ve bu çalışmanın fiziksel acıları..
      Ama düşüncenizi çok sevdim, paylaştığınız için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

Azizler Hakkında Sürpriz Bozma

10 Yıl Challenge