içinde

Aslında Söyleyeceğim Çok Şey Vardı

Ama ben alışmışım susarak gitmelere. Söyleyeceklerimin içimde patlamasına..
Ama bu sefer sussam gönlüm razı olmayacak.
Sen bilmeyeceksin ama ben yazmış ve denize atmış olacağım. Yani aslında susarak değil, bağırarak gitmiş olacağım şahsıma münhasırca.
Zaten sana söylesem ne fayda; bitmiş bir şeyin kavgasını vermeye gerek yok. Kırılmışlıklarımızı tamir etmek isteseydin eğer ben oradaydım, yanında.
En ufak pişman olduğunu görseydim, aslında amacının beni kırmak olmadığını hissetseydim, kırmış olsan bile sonradan bana hak verdiğini görseydim yüzünde, anlasaydım yani hatalı olduğunu fark ettiğini ve düzeltmek için izin istediğini duysaydım eğer kalırdım yine.
Aslında neye kızdığımı bile anlayamadın. Sorun çok basit de olsa sonuç aynı yere çıkıyor. Beni basit bir sebep uğruna kırdın ve gönlümü tamir etmek için bir cümle bile kurmadın akabinde, senden vazgeçeceğimi bile bile durdun.
En ağırı da bu değil mi zaten, sen benim gönlümü almayı bilmezsen ben nasıl ömrümü geçiririm seninle?
Senin için daha önemli isteklerin olduğunda bile “Senin huzurun benim huzurumdur” deyip geri çevirmedim ben. Tırnağını incitsem, elimi tırnağından çekmedim.
Ben yaptım diye değil ama, sen de benim gibi sev istedim.
Benim istediğim şeyi kolaylıkla yapabilecekken bile o şeyin üstünde durmaman, yapmaman benim canımı çok acıttı.
“Bana zaman ver, halledeceğim sonra bakarsın” desen bile hâlden anlardım. Ama sen bunun yerine “Benim özelim” diyerek bas bas bağırmayı tercih ettin.
Bana hak vermek yerine kurduğun ergen cümlelerinle üste çıkmaya çalıştın. Çok yanlıştı. Sana hiç yakıştıramadım, ilk defa sana saygı duymadığımı farkettim. İlk defa benim hayal kırıklığım oldun. Olgun bir adam gibi davranıp benim söylediklerimi göğsünde yumuşatıp, beni anlamaya çalışıp 2 tane aklı selim cümle kuramadın. Anlamayacak mıydım? Ben ne zaman anlayışsız oldum ki sana karşı?
Ama ilk defa ben dağıttım ve sen toplamadın. Ben sadece topladığını görmek istedim. Sadece ömrümü geçirmek istediğim adama güvenmek istedim. Çünkü hep sen dağıttın ve ben hep bizi toplamaya çalıştım, en azından çabaladım hep. Ama gördüm ki ufacık yükselmemde sen toplamaya bile çalışmadın bizi. Ben de dağıttığımla kaldım, belki de iyi ki de dağıttım. Daha sonralarda yaşatsaydın bunu bize, belki her şey için çok geç ve de daha zor olurdu.
Şimdi düşünüyorum da senin bütün bu ilişkide kalamama hallerini bile göğsümde yumuşatıp pozitif hamlede bulundum.
Ben yapabiliyorken senin yapamamana kızdım.
Aslında yapamayacağından değil, yapmak istemediğinden. Yani aslında bizi hiç yapmadığından gidiyorum ben.
Ayrıca senin özelinse madem “Sana mutluluklar özelinle” demekten başka bir yol bırakmadın bana.
Yani senden vazgeçmem için altın tepsiyle önüme sundun.
Bana sadece bitti demek kaldı.
Ve de sen “Herkesin kendine ait özel alanı olmalı” cümlemi çok yanlış anlamışsın. Herkesin bildiği ama benden sakladığın şey senin özelin olmuyor. Bu bana yapılmış saygısızlık oluyor. Ve ben tam da bana yaptığın saygısızlığı affetmediğim için yanında değilim zaten şu an.
Ayrıca dramatik bir durum değil mi ayrılık, ben mutluyum da haberim mi yok?
All is well de, ben mi bilmiyorum.
Dramatik çünkü terliklerimi bile aldım senden. Dramatik çünkü diğer eşyalarımı da toplarken ağlıyordum tabi ama sen bilmiyorsun, sanırım uyuyordun.
Bıraktım gerçi onları da, toplamaya mecalim olmadığından değil içim yandığından toplayamadığımdan bıraktım. Yani istersen at, istersen yak.
Çünkü buradan dönmeyeceğim ben. Çünkü ben her zaman bitti demem, defalarca bitti deyip tekrar devam edeceğim bir ilişkinin içerisinde kalmam.
Ha Sezen Aksu bunun da aşkın kimyasında var olduğunu söylüyor yani aşkın acılı bir şey olduğunu savunuyor ancak.
Aşk benim için gülerek bakmak, hayata umutlar yeşertmek, saygı duymak ve hep iyiyi düşünmektir.
Yani Minik Serçe “Aşıksan dönersin” diyor diye dönmem ben. Çünkü aşk benim için hiç o ayrılık yoluna, o incinmişlik yoluna girememektir zaten. Kıyamamaktır, kırmamaktır, aradaki bağdır, gönül alıp yola devam etmektir aşk.
Ayrılık konuşmasına da gelirsek; iyi giden, mutlu süren bir ilişki bitiyorsa eğer, her zaman konuşarak ayrılınmalı bence. Yaşattığı her şey için en azından bir teşekkür edilmeyi hak ediyor olmalı karşı taraf.
Belki bir sarılmayı, son kez öpüşmeyi..
En azından “Kendine iyi bak” denmeli bence her zaman.
Şu an ki gözyaşlarım gibi eğer siz de ayrılırken kötü yorumlarda bulunmak yerine, onu dehşetli özlemekten korktuğunuz için ağlıyorsanız tabiki vedalaşın derim.
Eğer siz de gördüğünüz değersizlik hissine kapılmak yerine, mutlu günlerinizin hatrına ayrılmak canınızı acıtıyorsa tabiki sarılın, öpüşün.
Eğer siz de “Allah belasını versin” gibi avam cümleler kurmak yerine tatlı yüzünü, mimiğini hatırlayarak ağlıyorsanız tabiki mutlu olmasını dileyin.
Eğer siz de ayrılırken “Seni çok seviyorum” diye bağırıyorsanız içinizden ve bunu yaparken yutkunuyorsanız gözyaşlarınızı tabiki vedalaşın. Güzel temennilerde bulunarak ayrılın.
Çünkü aşk ne olursa olsun iyi olmasını istiyorsanız sağlıklı mutlu aşktır.
Neyse çok uzatmayacağım beni de Sezenli, belki biraz acılı günler bekliyor. Kolay atlatamam ama elbette toparlarım kendimi. Zaten ben kendime kızdım bugün aslında ona değil.
O bana bir adım geldiğinde ben 10 adım gittiğim için kendime kızdım.
Benim onu koyduğum yere onun beni koymadığını bildiğim halde devam ediyor olmama kızdım.
Ve hep baktığı yerde olduğum için yine kendime kızdım.
Onluk hiç bir şey yok aslında.
Bütün bunlar kendi problemim.
Ben onu yeterince bu ilişkinin içerisine girmesi için bile zorladım sanırım.
Hissetmediği şeyleri bana söylemesi için bile bekleyip durdum.
Sanırım biraz durmam belki de vazgeçmem gerekiyor.
Yani diyeceğim şu ki canım sevgilim; ben senden vazgeçiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bundan sonra kuracağın ilişkilerinde benimleyken yaptığın hataları yapmamanı öneririm.
Tıkandığı yerde yapman gereken hamleyi yapmaktan çekinmemeni, cesaretle ve aşkın verdiği gurursuz özgüvenle adım atmanı öneririm.
Çünkü kaderimiz bizim karakterimizdir. Ve de sen kaderini değiştirebilirsin istersen.
Hoşça kal canımın içi sevgilim, seni sevgiyle uğurluyorum hayatımdan.

Yazar Sude DEMİR

Ye, Dua et, Sev

Bir cevap yazın

Ah Gelenekleriniz!

Kor Sancısı – Lüset Kohen Fins