Adı Sevil


Benim için adından çok daha fazlası.

2010 yılında yollarımız kesişti kendisiyle. Üniversitede aynı sınıftaydık ve sonrasında ev arkadaşlığımız oldu. 

Onun da Adanalı olması, Adana’dan gelmiş olması benim gibi dostluğumuza alt yapı oluşturdu sadece. Sonrasını biz ördük ilmek ilmek.

Aslında bizim bölüme sonradan geldi Sevil. Biz 2009 girişliydik, kendisi dgs ile gelince bizimle beraber devam edebildi.

Yıllarımızı, yollarımızı paylaştık beraber. 2+1 evde yeri geldi 10 kişi kaldık yine de idare ettik birbirimizi. Kazancımızı bölüştük, aşk acılarımızı çektik, kimsesizliğimize ev olduk birbirimizin. Misafirlerimize ev sahibi olduk, zorda kalan kız arkadaşlarımıza evimizi açtık; bazen aylarca bazen de 1 tam yıl kalan oldu aralarında. Ama biz hep böyleydik; yapıcı, sadık, dürüst ve dost.

Ev içinde görev olmadan zorunlu hale getirilmeden bazı şeyler keyifli hale gelmişti kısa zamanda.

Mesela akşam yemekleri her zaman bendeydi. En büyük zevkim haline gelmişti akşam yemeği hazırlamak.

Gündüzden karı koca gibi akşam yemeğimizi planlar akşam olunca da ben en az 3 çeşit bir tabldotla çıkardım karşısına. Özenle yapar, özenle yerdik akşam yemeklerimizi..

Seville yaşadığım bin tane özel anı dışında en özelini anlatacağım şimdi sizlere.

Nerden geldi aklına durup dururken diyeceksiniz ama geçenlerde Adana’ya geldiğinde kırılmıştım kendisine.

1 ay Adana’da kaldığı halde biz sadece 1 gün görüşebilmiştik. Tamam anlıyordum artık bir bebeği vardı bana vakit ayıramaması normaldi ama bu kadarı bana biraz dostum tarafından tercih edilmediğimi düşündürdü ve üzdü beni bu durum.

Yani zaten ben de kızı Helen’i görmek, sevmek.. Helenle vakit geçirmek istiyordum. Çünkü ben de ailedendim.

Kırıldığım, üzüldüğüm şeyi tartışarak söyledim Sevil’e.

O da bana tartışmamız esnasında “Sude senin çocuğun yok çünkü, anlamıyorsun” dedi. Aslında başka bir sebeple ilgili sıkıntımı kendisine anlatırken o bana bu şekilde geldi.

Esas kırıldığım, üzüldüğüm şeyi unutup buna takılmıştım. Hala da söylemedim onun bu sözünün beni incittiğini.

Sonrasında bekledim..

Genel tavrı ve tarzı böyle olmadığı için gönlümü alacağını biliyordum. Onu tanıyordum.

Ve öyle de oldu.. Çanakkale’ye döndüğünde aramızda mesafeler varken aldı gönlümü. Demek ki zaten barışmaya, beraberliğimizin bozulmamasına yada söylediği her şeye inanmaya gönlüm varmış. Ben zaten niyetliymişim affetmeye çok da iyi yapmışım.

Çünkü eğer bir kişinin sizin dostunuz olduğuna inanıyorsanız eğer o kişiyi tanıyorsunuzdur, içini ve niyetini ve sizin için neler yapabileceğini biliyorsunuzdur, sizi koşulsuz sevdiğine de eminsinizdir.

Sevil de benim dostumdu ve ne yapsa mübahtı çünkü biliyordum onun gönlünde nerde olduğumu.

Neyse bu olayın üstünden kısa zaman sonra Sevil Tekrar Adana’ya geldi. Bu sefer ilk beni görmek istedi.

Sabah olunca ortamı huzurlu olan, lavanta bahçesinin içinde bol bol fotoğraf çekindiğimiz bir köy kahvaltıcısında kahvaltı yaptık beraber. 

Tabi artık sadece ben ve Sevil değildik. Helen de vardı yanımızda. Daha 6 aylık ama sesini duyamazsınız o kadar huzurlu ve sakin bir bebek ki inanamıyorum. Kahvaltı boyunca pusetinde yattı ve sanki kahvaltımızın bittiğini hissetmiş gibi elini ayağını oynatmaya başladı. Tabi ben de sevmeye… Ama nasıl seviyorum anlatamam..

Normalde de çocuklara ayrı bir düşkünlüğüm vardır ama Sevil’in kızı sonuçta. Hiç bir şey yapmasa da yeter onu sevmem için.

Yakın arkadaşımın bir kızı olmasına hala alışamıyorum. Bazen kendi kendime “Sevil’in kızı var ya, oha!” falan diyorum. Hala inanamıyorum yani o da ayrı bir konu.

Şimdi bundan yıllar yıllar öncesine gidelim. Az önce Sevil’den ayrıldığımızda, evde yatağıma uzanıp gün değerlendirmesi yaparken eski günlerimiz geldi aklıma.

Ve hatta en özel anılarımız.

Benim Çanakkale’den bir anda “ben İzmir’de yaşamak istiyorum” dediğim fikrim geldi.

Hep böyle radikaldim zaten. Şehri bilmiyorum, çevrem yok ama “İzmir’de yaşayacağım” dedim ve yaşadım.

Herkese benim gözü karalığımdan bir dal nasip et allahım. Gerçi iyi bir özellik mi tartışırız. İyi bir özellik olsaydı belki şu an paralel evrende hayalini kurduğum her şey en huzurlu rutinimle benim olurdu. Bilmiyorum.

O yüzden gözü karalık olayını çok da şey yapmayın hani yani.

Neyse tayinim çıktı, valizlerim hazırlandı ve artık gidişimi planlamak kaldı geriye.

Ama desen ki “Sude nerde yaşayacaksın” bilmiyorum.

Desen ki “Sude İzmir’e ilk indiğinde nerde kalacaksın” bilmiyorum.

“Sude paran var mı, eşyan var mı”

Yok yok yok. Yok arkadaşım tek bildiğim nerde çalışacağım. Onun dışında elimde 4 koca valiz özel eşyam dışında hiç bir şeyim yok. 

Ha ama sevil var! “Ben de geleceğim ilk günlerinde sana yardım edeceğim” dedi. Ve beni yalnız bırakmadı.

Çanakkale’den İzmir’e geldiğimiz Kamil Koç otobüsünde deli gibi güldük, komiklikler, şakalar yine bildiğiniz gibi.

Sanki beni bekleyen yalnızlıktan habersiz gibiydim.

Bir şekilde başımızı koyacağımız bir ev bulduk, sonra bana ev aradık, eşya aldık, annem Adana’dan geldi vs.. 

Amaa geçirdiğimiz 4 gün deli dana gibiydik, yol bilmiyoruz, iz bilmiyoruz, tanıdığımız yok.

Tüm gün yürüyerek, bazen otobüsle, bazen metroyla uzun yollar gidiyorduk.

Çanakkale gibi küçük ve ulaşımı kolay değildi. Şehir bizi daha ilk günlerden yormuştu ve Sevil bu yorgunluğumun kendisi gittikten sonra da devam edeceğini anlamıştı ki beni motivelere başlamıştı. O da çaresizdi.

Tüm gün ayaklarımıza kara suları indirip akşam olunca deniz kenarında bir barda oturup bira içip yemek yiyorduk. En keyifle yaptığımız aktiviteden hiç zevk almıyorduk hatta mutsuz ve yorgunduk. Eve dönüşte de nerdeyse uyuyakalıyorduk takside.

Gerçekten şimdi düşününce küçük yaşta nasıl cesaret etmişim bazı şeylere inanamıyorum.

Derken 4 günün sonunda artık Sevil’in dönmesi gerekiyordu. Uğurlamak için beraber yerleştiğimiz evin aşağısına taksi durağına indim. Taksiyle otogara gidecekti ve vedalaşmak için oturduk bankın üzerine. Ağlamaya başladık bir anda..

Ben yalnız kalacağımı ilk o anda anladım. “Koca şehirde ben ne yapacağım” sorusunu ilk o anda sordum kendime.

Gerçekler, denizin sert dalgası gibi vurdu yüzüme. Elim, ayağım, kolum, kanadım, evim, aşım gidiyordu.. Yapabileceğim tek bir şey yoktu, ben istemiştim ve bedelini ödeyevektim.

Ve artık çok geç oluşunun aydınlanmasıyla daha da ağladım. Ne ben susuyordum ne de Sevil. 

Benzer bir ağlamayı ilk defa Çanakkale’ye tek başıma giderken de yaşamıştım babamla beraber ama bu farklıydı.

Çünkü o zaman bir sebebim vardı. Peki şu an neydi sebebim?

Sırf istiyorum diyeydi, sırf İzmir olsun diyeydi. E ne vardı elimde, hiç bir şey.

Ayrılamıyorduk birbirimizden. Hadi ben koca şehirde Sevilsiz kalacağıma ağlıyordum. Sevil neye ağlıyordu?

Bundan sonra hayatına Sudesiz devam edeceğine ağlıyordu sanırım. Yada benzer duygular yaşıyordu. Bilmiyorum.

Hani acı ve ağıt yarıştırılmaz, mukayese edilmez ya. Ama ben mukayese ediyordum. Çünkü ben daha çok seviyordum onu, daha çok üzülüyordum onsuz kalacağıma, daha çok canım yanıyordu kararımın çaresizliğine..

Biz birbirimize sarılıyken taksici sanırım bizi uzun süre bekledikten sonra korna sesiyle kendimize geldik.

Sevil’i bindirdim taksiye ve eve çıktım uzun ve ağlamalı bir gecenin ardından..

Zaman geçti, yollar değişti, yıllar geçti, roller değişti ama biz değişmedik Seville.

Çok acılı zamanlarımızı da, mutluluktan yerle gök arasında yaşadığımız anları da beraber yaşadık.

Adı Sevil onun, ortalama 10 yıldır dostumdur.

Ve bir dosttan bazen çok daha fazlası..


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim
2
Beğendim
Muhteşem Muhteşem
2
Muhteşem
Güldüm Güldüm
0
Güldüm
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm
Sude DEMİR

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri