içinde

5 Maymun Deneyindeki İnsan

“Evrim diye bir şey var mı yok mu?” sorusunun hala tartışılması bir yana biz canlıların aslında ne kadar da birbirimize benzediğini gösteren, sürü psikolojinin nasıl bir şey olduğunu anlatan ve zorlu kabullenişin – normalleşmenin somut örneği olan bir deneyi aktarayım size.

Beş Maymun Deneyi

“Bir kafeste 5 maymun, kafesin ortasında bir merdiven, merdivenin hemen üzerinde muz hevengi ve de kafesin tepesine monte edilmiş soğuk su musluğu… Muz hevenginin ihtişamı maymunları tabii ki kendine çekiyor ve muza erişmek için merdivenleri tırmanan maymun, soğuk suyla kendisinin ve aşağıdaki maymunların ıslanmasına sebep oluyor. Hevenge ulaşamadan aşağı kaçıyor. Aradan bir süre geçiyor ve başka bir maymun aynı girişimde bulunup yine ıslanıyorlar. Aynı gün diğer maymunlardan hiçbiri merdivene çıkmaya teşebbüs etmiyor. Ertesi gün maymunlardan biri kafesten alınıp yerine yeni bir maymun bırakılıyor ve soğuk su musluğu da çıkarılıyor. Yeni gelen maymun daha önce yaşananlardan habersiz muz hevengine ulaşmak için merdivenlere tırmanmak için yanaştığında diğerleri tarafından engelleniyor ve dövülüyor. Ertesi gün eski maymunlardan biri daha alınıp yerine yenisi geliyor. Kafesin en yeni üyesi de muzlara ulaşmak isterken dayak yiyip engelleniyor. Ondan bir gün önce gelen maymun bile dövüyor yeni üyeyi bunu neden yaptığını bilmeden. Maymunlar birer gün arayla değiştiriliyor ve her yeni gelenle aynı durum yaşanıyor. Sonunda ise kafeste hiç ıslatılmamış 5 maymun olmasına rağmen hiç biri muzlara ulaşmak için çaba göstermiyor.”

Biz insanlar da sorgulamadan yaşamayı, her şeyi normalleştirmeyi aynı bu maymun deneyindeki gibi gayet iyi başarıyoruz. Çağımızda hala çocuk gelinleri, artan çocuk istismarlarını, tecavüzü, mini etek giydi diye dövülenleri, başı örtülü olduğu için sokak ortasında tekmelenenleri her akşam haberlerinde artık tepkisiz olarak izliyoruz. Belki sadece bir iki sitem, küfür ve beddua ile bir sonraki kanala geçip Acun’un bizler için hazırladığı dünyada gerçekleri unutmaya başlıyoruz.

Sorgulamadan yaşamayı, dayatılan her durumu kabullenmeyi, susmayı, susmak zorunda bırakılmayı, itiraz etmeyişi, mevcudiyeti değiştirmek için çaba göstermemeyi, kötüye karşı kalkan kaldırmamayı kendi dünyamızın cenneti sayıyoruz. Bir sürü gibi yaşamayı sıradan bir hale getiriyoruz. Çünkü çocukken susturuluyoruz. Soru sormaya başladığımız andan itibaren sıkılan ebeveynlerince, konuşuyoruz diye tahtaya adımızı yazdırıp dayak atan öğretmenlerce silikleştiriliyoruz. Kendimiz olma çabasında büyürken sadece susmanın, soru sormamanın bize zarar vermeyeceğini öğreniyoruz.

Öğretilmiş, dayatılmış “doğru(?)larla” yaşıyoruz. Kime göre neye göre doğru?

Zamanı gelmedi mi kabuğu içeriden kırmanın ve yeni bir hayata başlamanın?

Yazar SMYRNA

Always Hope But Never Expect - Adana

Bir cevap yazın

Yüreğime Dokunan Eller – Alişan Kapaklıkaya

Web Tasarımı Hakkında Kolay İpuçları